Paralax Görsel Kültür Arşıvı


Man Ray'in Kadınları
Firuz Kutal'ın Cem'e mektubu!

Merhaba fotoğrafçı arkadaşım. İyi günler. Aylar önce televizyonda bir Man Ray belgeseli izlemiştim. Söyledim mi sana bilmiyorum: Man Ray'in yaptıklarını çok severim ben. Tek fotoğrafçı arkadaşım sen olduğun için, seninle paylaşayım istedim ekranda gördüklerimi. Meğerse, Man Ray her vesileyle herkesi şaşırtan kıyafetlere bürünürmüş. Ve bunu sık sık yaparmış. Arkadaşları onun ne gün nasıl giyineceğini ve nasıl davranacağını bilemediklerini söylüyorlar. Örneğin bir gün portresini çekmeye gelen bir fotoğrafçı arkadaşı, onun tam resmini çekecekken, hemen parmağını burnunun içine sokuşturmuş. Çıkan fotoğrafı da çok beğenip, son sergisinin kataloğuna koymuş.

Kendisi Nazi'lerden Amerika'ya kaçınca, orada büyükçe bir stüdyo bulmuş. Ancak stüdyonun duvarları ince ve havalandırması doğalmış. Man Ray ölene kadar burada üretmiş. Stüdyonun çok ışık alan bir yer olması, dolayısıyla pencerelerinin  çok olması dolayısıyla, karısı kışları nasıl donduklarını anlatıyordu. Anlatıyorken tir tir titrer gibi hareketler yapmıştı. İçine işlediğini anlatmak istiyor gibi geldi bana. Ancak kadın, "Bazı tedbirler almadı değil," diye Man Ray'in yaratıcılığına değiniyor. Stüdyosunun pencereleri yukarılarda imiş. O da pencere seviyesinin altına perdeler çekmiş. Kadın bunu soğuk geçmesin diye sanmışsa da, bence adam ışığı denetlemek için bu işe girişmiş. Filmde Man Ray, "Ben aslında özgürüm," diyor, "kendi işimi yapıyorum ve her gün özgürlüğümün sınırlarını zorluyorum. Yılda beş altı ürünümü seversem, bu beni mutlu kılar," diye ekliyordu. Evinde her nesneye fotografik bir müdahalesi vardı. Lambasına gözler koymuştu. Banyosundaki tarağa çiviler çakmıştı. Bu ev sanırım şimdi müze olmuş. Man Ray ölünce çok meşhur oluyor ve ürünleri milyonlar satıyor. Karısı şimdi çok zengin olduklarını ve kendisine kaloriferli bir yer aldığını belirtiyordu.

Sanatçıların bildik, dramı demeyeceğim, bildik yaşamı. Ancak filmde gösterilen Man Ray ürünlerinin hepsi, kadınların, çoğu da beraber olduğu kadınların resim ya da fotoğrafları idi. Kendi portrelerinin de sıkça görülmesine rağmen, biz seyircilerde bıraktığı sanırım daha çok Man Ray değil de, kadınları. Yani bana göre biraz ironik bir durum bu. Man Ray'in yapıtı diye bakıyorsun da baktığın ve sana ulaşan bir yolla senin de yaşamına katılıveren Man Ray kadınları. Çoğu fotoğrafındaki kadınlar içten, derin, mistik kişilikler olarak sunulabilmiş. Paradoks olan Man Ray'in bu işteki başarısından daha çok, kadınların çiçeklenmesi. Hani filmlerin rejisörlerinden daha çok oyuncularının sevilip, hatırlanması gibi bir şey.

Gerçi Alfred Hitchcock geliyor aklıma hemen: Kendisini filmlerinde gizlice gösterek, dizilerinin açılış konuşmalarını kendisi yaparak bu tür paradoksları aşmış. Alfred Hitchcock'un filmlerini hatırlarken oyuncularını değil de onun nerede çıktığını, onun siluetini, onun filmini düşünürüz. Onun gerilimi bizim gerilimimiz olur. Onun kuşlarından korkarız. Çünkü o kadar kuşu ancak Alfred bulabilirdi diye düşünürüz.

Man Ray de, Alfred Hitchcock gibi çok sesli ve renkli bir dünya sunmuştur. Ancak, ben Man Ray'de daha çok kadınların kendisini izlerim ve onun kadınlarını hatırlarım. Arkasındaki ışık oyunlarını, kamera kullanışlarını, kadınları bu kadar etkili hale getiren kişiyi pek düşünemiyorum doğrusu.

İzlediğim belgesel filmin sonunda Man Ray'e birisi, "60 küsur yıl yaşadınız. Peki, hayatınızda sizi en çok tatmin eden ne oldu?" diye soruyordu. Alfred Hitchcock'a bu tür bir soru soruldu mu, bilemiyorum. Sorulsa ne derdi onu da pek merak etmiyorum. Man Ray'in yanıtı ise güzel: "Kadınlar, sanırım."

Belgeseli keyifle izledim. Yaratıcı bir kişiliği olan Man Ray'i daha çok sevdim. Kadınlarını da ondan ayırmadım.

Olabildiğince güzel bir gün diliyorum sana.

Sevgi ve saygılar,

Fıruz Kutal

| Firuz Kutal'a Mektup | Paralax'a Mektup | Bılgı ve Abonelık Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |