| |
Rüyamda...
Özgür
Erkekli
oyuncuymuşum Sahnedeymişim. Ter
içinde. Hangi oyun, belli değilmiş. Tepeleme
yerleştirilmiş çeşitli dönemlere ait mobilyayı
indirip kaldırıyorum. Bu yorulmanın amacı belli
değilmiş. Bir ara dönüp bakıyorum: Seyirci
koltukları bana, üzerinde bulunduğum sahneye yönelik
değilmiş. Üstelik, seyirci de yok salonda. Ama
karşıda bir başka sahne daha varmış. Daha doğrusu
asıl sahne oradaymış da ben farkında değilmişim. Ya
da salonun arka tarafında sırf ben oyalanayım,
yorulayım diye bir sahne daha inşa edip o mobilyaları
doldurmuşlar. İşimi bırakıp “esas” sahneye
doğru yürüyorum. Yarışma programları sunan, köşe
yazıları yazan ünlü bir yönetmen, bir dekor
parçasının üstündeki tepsiye eğilmiş, self servis
restauranttan sipariş edilmiş yemeklerini yemekte.
Aynı sahnede bir oyuncu arkadaşımın emlak bürosu
varmış, görünce şaşırıp seviniyorum. Tesadüf bu
ya, bir faks mesajı gelecekmiş bana o gün bir yerden.
“Buraya gönderseler olur mu?” diyorum. “Eh...
Olur. Sen çekme de buradan, o olur.”
O sırada uyanmışım.
memurmuşum Bu kez, arkadaşımın
rüyasındaymışım. Toplama kampındaymışız, eşim -
meslekdaşım Zeynep’le ben. Arkadaşımız
soruyormuş, neden orada olduğumuzu. “Düşünce
suçlusuymuşuz,” diyormuşum. “Nasıl yani?”
diyormuş. Nedenini anlatıyormuşum: O sene nasıl olup
da onaydan geçirip gerçekleştirdiğimize hala
inanamadığımız projemizi ertesi dönem de oynamak
istediğimizi yöneticiye ilettiğimizi, başka oyuncu
arkadaşlarımıza da söylemişiz de ondanmış.
kendimmişim Küçük bir hücrenin
içindeymişim. Keşke bu bir düş olsaymış. Hızla
koşup duvarlara çarpa çarpa yaralanıyormuşum. Her
tarafım kan içindeymiş. Hücre meğer Macit
Flordun’un öldüğü otel odasıymış. Ölümden
uyanmış, üzerindeki örtüyü kaldırıp bakıyormuş
bana. “Akümülatörlü Radyo”da sahne arkasında
içtiğimiz şarap yerine şalgam suyundan bir yudum
alıp şişeyi bana uzatıyormuş. “Napıyorsun oğlum,
bu kadar küçük bir yerde koşulur mu? Sakin sakin
volta atsana,” deyip, tekrar beyaz örtüsüne
sarınıp, ölü olmaya dönüyormuş. Başucundaki teyp
açık kalmış, habire baştan alıyormuş.
Bir türlü uyanamıyormuşum.
Eylül 2000
|