Paralax Görsel Kültür Arşivi 010


  Rüyamda...
Özgür Erkekli


oyuncuymuşum Sahnedeymişim. Ter içinde. Hangi oyun, belli değilmiş. Tepeleme yerleştirilmiş çeşitli dönemlere ait mobilyayı indirip kaldırıyorum. Bu yorulmanın amacı belli değilmiş. Bir ara dönüp bakıyorum: Seyirci koltukları bana, üzerinde bulunduğum sahneye yönelik değilmiş. Üstelik, seyirci de yok salonda. Ama karşıda bir başka sahne daha varmış. Daha doğrusu asıl sahne oradaymış da ben farkında değilmişim. Ya da salonun arka tarafında sırf ben oyalanayım, yorulayım diye bir sahne daha inşa edip o mobilyaları doldurmuşlar. İşimi bırakıp “esas” sahneye doğru yürüyorum. Yarışma programları sunan, köşe yazıları yazan ünlü bir yönetmen, bir dekor parçasının üstündeki tepsiye eğilmiş, self servis restauranttan sipariş edilmiş yemeklerini yemekte. Aynı sahnede bir oyuncu arkadaşımın emlak bürosu varmış, görünce şaşırıp seviniyorum. Tesadüf bu ya, bir faks mesajı gelecekmiş bana o gün bir yerden. “Buraya gönderseler olur mu?” diyorum. “Eh... Olur. Sen çekme de buradan, o olur.”

O sırada uyanmışım.

memurmuşum Bu kez, arkadaşımın rüyasındaymışım. Toplama kampındaymışız, eşim - meslekdaşım Zeynep’le ben. Arkadaşımız soruyormuş, neden orada olduğumuzu. “Düşünce suçlusuymuşuz,” diyormuşum. “Nasıl yani?” diyormuş. Nedenini anlatıyormuşum: O sene nasıl olup da onaydan geçirip gerçekleştirdiğimize hala inanamadığımız projemizi ertesi dönem de oynamak istediğimizi yöneticiye ilettiğimizi, başka oyuncu arkadaşlarımıza da söylemişiz de ondanmış.

kendimmişim Küçük bir hücrenin içindeymişim. Keşke bu bir düş olsaymış. Hızla koşup duvarlara çarpa çarpa yaralanıyormuşum. Her tarafım kan içindeymiş. Hücre meğer Macit Flordun’un öldüğü otel odasıymış. Ölümden uyanmış, üzerindeki örtüyü kaldırıp bakıyormuş bana. “Akümülatörlü Radyo”da sahne arkasında içtiğimiz şarap yerine şalgam suyundan bir yudum alıp şişeyi bana uzatıyormuş. “Napıyorsun oğlum, bu kadar küçük bir yerde koşulur mu? Sakin sakin volta atsana,” deyip, tekrar beyaz örtüsüne sarınıp, ölü olmaya dönüyormuş. Başucundaki teyp açık kalmış, habire baştan alıyormuş.

Bir türlü uyanamıyormuşum.

Eylül 2000

| Özgür Erkekli'ye Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |