| |
Fotoğrafın
Şeffaflığı
Hümanur
Bağlı
Fotoğraf tekniğin, mükemmelliği yüzünden
görünmez olduğu, şeffaflaştığı bir medium'dur.
Böylece fotoğrafın "salt içerik" haline
geleceği, bütün bir fotoğraf sanatının bu çıplak
içeriği yakalamak adına var olduğu iddia edilebilir.
Ancak bu, fotoğrafı çok dokümanter bir işleve
indirgemek tehlikesini içerebilir mi?
Tamam, fotoğraf, el mahkum, hep vizöründen gördüğü
şeyi dokümante edecektir. Peki bu görünümlerde
estetik, teknik gösterişten de yararlanamayacağı
için, nerede gizlenecek, ya da gizlendiği yerden
kendini gösterecek?
Fotoğraf anı dondurur. Ya da fotoğrafın zaman içinde
bir anı dondurduğunu varsayabiliriz. Tabii ki fotoğraf
bu yüzden sadece donuk bir zaman parçası değildir. O
artık nesnel varlığıyla kendi gerçekliğine
sahiptir. Ama bu zamansal değerlendirmelerin ötesinde
fotoğraf denen şeyin gösterdiği
(göstergebilimsel jargondaki gösteren anlamında
kullanıyorum) "hayat"sa, fotoğrafın
estetiği kendine özgü kopuk bir estetikten ziyade, bu
tırnak içindeki "hayat"tır. Artık şimdi
ve burda'ya ait olmasa da
fotoğrafta hayat insana ait olan zamanın içinde
yürüyen şu bildiğimiz zamandır.
Belki de hayat kelimesinin iki yanına attığımız
tırnaklar fotoğrafın tam olarak işlevini dile
getiren, anı dondurma yetisine sahip çerçeve için bir
metafor olarak nitelendirilebilir. Tırnaklar vardır ama
içindeki hayat kelimesi hala tırnaksız hayat
kelimesiyle aynıdır. Fotoğraf bunu teknoloji sayesinde
edinilen şeffaf dönüştürmeye borçludur. Tabii
tırnak içine alındığında hayat hala tırnaksız
halindeki aynı harflerle yazılıyor olsa da aynı hayat
mıdır, ya da tırnakları hayat kelimesine eklenmiş
yeni harfler olarak niteleyebilir miyiz, tartışılır.
Peki kompozisyon faktörünü burada nereye koyacağız?
Kompozisyon gibi eski, temel ve yerleşik bir görsel
olguyu...
Kompozisyon ağrılıklı ya da amaçlı bir fotoğraf,
belki de -çok radikal bir ifade ile- fotoğrafın vaad
ettiği "hayat" gösterimi potansiyeline bir
yönüyle ihanettir. Burada fotoğrafın çerçevelediği
ve dondurduğu "hayat"ın mı yoksa vizörün
içine hapsedilenin şekilsel ve duruşsal varlığının
mı önemli addedildiği sorusu karşımıza çıkacak.
Şekil hayatı en az fotoğraf kadar şeffafça içinde
barındırır muhakkak, ancak bu iki durum birbirini
götürmez, tabii ki birbirine hizmet eder. Ancak
fotoğrafçısının ya da sanatsal anlamda
ürünleşmiş bir fotoğraf karşısındaki izleyicinin
salt kompozisyona yöneldiği bir durumda, fotoğrafın
aktif ve yakalanması zor "hayati" anlamının
hadım edilmesi tehlikesi de yok değildir.
|