Paralax Görsel Kültür Arşivi 014


  Rüyamda... (II)
Özgür Erkekli


Hıncahınç dolu, süslü bir tiyatronun uçsuz bucaksız sahnesinde iki oyuncuyuz. BEN'im yüzümde bir maske, üzerimde bir şort, çıplak dizlerimin üstüne çökmüşüm. O ayakta, pelerinli.

BEN Efendimiz nasıllar bugünlerde?
O (Öfkeyle fısıldıyor) Yanlış replik!
BEN (Şaşırıyorum) Efendimiz? Şey... Nasıllar bugünlerde?
O Oğlum bu Ofelya’nın lafı. Delirdin mi? Hamlet mi oynuyoruz? Saçmalama, hangi oyundayız? (Arka sahnedeki kuyudan bir ses geliyor kulağıma)
KUYU Özgür’ün kulakları eşşek kulakları! Özgür’ün kulakları eşşek kulakları!
BEN (Koşup kuyuya sesleniyorum) Hangi oyun bu? Hangi oyundayız biz?
O (BEN'i düzeltiyor) Piyes! Piyes!
BEN Peki, piyes. Bu piyesin adı ne?
KUYU Özgür’ün kulakları eşşek kulakları!
BEN Aman Yarabbim! Midas! Nereden alalım? Hah! Koro! (Tuhaf zıplamalarla dolu bir dansa başlıyorum) Takıyor ki takkeyi takkeyi ta... Takıyor ki takkeyi takkeyi ta...
O Saçmalama!
BEN (Çaresizlik içinde kendimi tokatlamaya başlıyorum) Ah, bu katı kaskatı beden bir dağılsa; eriyip gitse bir çiğ tanesinde sabahın.
O Gene mi Hamlet! Taktın ha! Oğlum sen nerdeeeeee, Hamlet oynamak nerde! Kes!
BEN Efendimiz, kulunuzu yanlış anladınız.
O Bu nereden be?
BEN Bilmiyorum, hatırlamıyorum.
O Hadi, hadi repliğini söyle.
BEN Ya hoçu publaga darit zafsiyo şto ön zdyalal zvodnıyı viçerom.
O Nereden çıktı bu? Nece bu be?
BEN Rusça.
O Ne, yoksa, sen... Anlamı ne bunun?
BEN Hatırlamıyorum. Oyundan, şey, piyesten. “Kızılderililer ”Arthur Kopitt. Grandük’ün tercümanı, Buffalo Bill’e söylüyor. Şimdi, Grandük geliyor, bir komançe öldürmek istediğini söylüyor. O sırada...
O (Vahşi bir bağırtıyla kesiyor sözümü) YETEEEEEERRRRRRR! (Muhteşem bir alkış. O selam vermek için dönünce O’na tutunmuş olan BEN, aniden yere yıkılıyorum)
BEN (Yerde sürünürken aklıma şu sözler geliyor) Efendim, ben Çerdyakov, İvan İlyiç. Bakanlığınız Parklar, Bahçeler ve Fidanlıklar Müdürlüğü’nde üçüncü dereceden memur. Başınıza hapşırdığım için tekrar özür dilemeye gelmiştim. İsteyerek olmadı inanın. Ha, ayrıca nezle değildim. Bulaşıcı bir hastalığım falan da yok. Burnuma toz kaçmıştı da...
O (Gene bağırıyor) Derdin ne!?
BEN (Tesadüf, denk düşen repliğe çok seviniyorum.) Derdin ne? (Ayağa kalkıyorum) Derdin ne? Bir de tutmuş soruyorsun, derdin ne? Bir sizin gibi küçük düşürenler var, bir de bizim gibi küçük düşürülenler...
O (Sözümü keserken ellerini kavuşturup heybetle dikiliyor karşımda) Ne diyorsun be adam?
BEN (Yeniden düşüyorum yere) Siz sayın bakanım, şeyyy, generalim... Siz, değil misiniz?
O Şimdi sana şöyle bir Osmanlı tokadı...
BEN Haaaaa!...Padişahım...Ammann bre padişahım!
O (Bağırtısı bir nâraya dönüşüyor) ULAANNNNN!
BEN (Korkudan neredeyse sesim çıkmıyor) Aman ağabeyciğim...
O Mırıldanma, konuş!
BEN Beyağabeyciğim, sayın ağabeyciğim!
O Yüksek! Fışkıracak kelimeler, fışkıracak! Benim gibi! Canlı! Yüksek!
BEN (Birden kendime geliyorum) Yeter! (Maskeyi fırlatıp, koşarak sahneden çıkmaya çalışıyorum) İstemem, eksik olsun! Eksik olsun istemem!
O Ne! Benim repliğimi söylemek ha!? (Boğazıma sarılıyor) Ne hakla!?
BEN Ooghotuz hhhhbeşe ghhhhbakla...


Kasım 2000

| Özgür Erkekli'ye Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |