| |
Rüyamda...
(II)
Özgür
Erkekli
Hıncahınç dolu, süslü bir tiyatronun uçsuz
bucaksız sahnesinde iki oyuncuyuz. BEN'im yüzümde bir
maske, üzerimde bir şort, çıplak dizlerimin üstüne
çökmüşüm. O ayakta, pelerinli.
BEN Efendimiz nasıllar
bugünlerde?
O (Öfkeyle
fısıldıyor) Yanlış replik!
BEN
(Şaşırıyorum)
Efendimiz? Şey... Nasıllar bugünlerde?
O Oğlum bu Ofelya’nın lafı.
Delirdin mi? Hamlet mi oynuyoruz? Saçmalama, hangi
oyundayız? (Arka sahnedeki kuyudan bir ses
geliyor kulağıma)
KUYU
Özgür’ün
kulakları eşşek kulakları! Özgür’ün kulakları
eşşek kulakları!
BEN (Koşup kuyuya
sesleniyorum) Hangi oyun bu? Hangi
oyundayız biz?
O (BEN'i düzeltiyor)
Piyes! Piyes!
BEN Peki, piyes. Bu piyesin adı
ne?
KUYU Özgür’ün kulakları
eşşek kulakları!
BEN Aman Yarabbim! Midas! Nereden
alalım? Hah! Koro! (Tuhaf zıplamalarla dolu
bir dansa başlıyorum) Takıyor ki takkeyi
takkeyi ta... Takıyor ki takkeyi takkeyi ta...
O Saçmalama!
BEN
(Çaresizlik
içinde kendimi tokatlamaya başlıyorum)
Ah, bu katı kaskatı beden bir dağılsa; eriyip gitse
bir çiğ tanesinde sabahın.
O Gene mi Hamlet! Taktın ha!
Oğlum sen nerdeeeeee, Hamlet oynamak nerde! Kes!
BEN Efendimiz, kulunuzu yanlış
anladınız.
O Bu nereden be?
BEN Bilmiyorum, hatırlamıyorum.
O Hadi, hadi repliğini söyle.
BEN Ya hoçu publaga darit zafsiyo
şto ön zdyalal zvodnıyı viçerom.
O Nereden çıktı bu? Nece bu
be?
BEN
Rusça.
O Ne, yoksa, sen... Anlamı ne
bunun?
BEN
Hatırlamıyorum.
Oyundan, şey, piyesten. “Kızılderililer ”Arthur
Kopitt. Grandük’ün tercümanı, Buffalo Bill’e
söylüyor. Şimdi, Grandük geliyor, bir komançe
öldürmek istediğini söylüyor. O sırada...
O (Vahşi bir
bağırtıyla kesiyor sözümü)
YETEEEEEERRRRRRR! (Muhteşem bir alkış. O
selam vermek için dönünce O’na tutunmuş olan BEN,
aniden yere yıkılıyorum)
BEN (Yerde
sürünürken aklıma şu sözler geliyor)
Efendim, ben Çerdyakov, İvan İlyiç. Bakanlığınız
Parklar, Bahçeler ve Fidanlıklar Müdürlüğü’nde
üçüncü dereceden memur. Başınıza hapşırdığım
için tekrar özür dilemeye gelmiştim. İsteyerek
olmadı inanın. Ha, ayrıca nezle değildim. Bulaşıcı
bir hastalığım falan da yok. Burnuma toz kaçmıştı
da...
O (Gene bağırıyor)
Derdin ne!?
BEN (Tesadüf, denk
düşen repliğe çok seviniyorum.) Derdin
ne? (Ayağa kalkıyorum) Derdin
ne? Bir de tutmuş soruyorsun, derdin ne? Bir sizin gibi
küçük düşürenler var, bir de bizim gibi küçük
düşürülenler...
O (Sözümü keserken
ellerini kavuşturup heybetle dikiliyor karşımda)
Ne diyorsun be adam?
BEN (Yeniden
düşüyorum yere) Siz sayın bakanım,
şeyyy, generalim... Siz, değil misiniz?
O Şimdi sana şöyle bir
Osmanlı tokadı...
BEN Haaaaa!...Padişahım...Ammann
bre padişahım!
O (Bağırtısı bir
nâraya dönüşüyor) ULAANNNNN!
BEN (Korkudan neredeyse
sesim çıkmıyor) Aman ağabeyciğim...
O Mırıldanma, konuş!
BEN Beyağabeyciğim, sayın
ağabeyciğim!
O Yüksek! Fışkıracak
kelimeler, fışkıracak! Benim gibi! Canlı! Yüksek!
BEN
(Birden
kendime geliyorum) Yeter! (Maskeyi
fırlatıp, koşarak sahneden çıkmaya çalışıyorum)
İstemem, eksik olsun! Eksik olsun istemem!
O Ne! Benim repliğimi söylemek
ha!? (Boğazıma sarılıyor)
Ne hakla!?
BEN Ooghotuz hhhhbeşe
ghhhhbakla...
Kasım 2000
|