Paralax Görsel Kültür Arşivi 016


  Fotoğrafın Şeffaflığı II: Civciv


Hümanur Bağlı


Hepsi hatırlayabilmek için. Ya da zamanı unutabilmek için. Yazmak, karalamak, kaydetmek. İzler... Bütün izler. Akıp giden zaman içinde birşeylerin akıp gitmediğine inandırmaya çalışan izler. Ama özellikle fotografik kayıtların her türü böyle. Bunlar bilhassa yalan söylemeye gerek duymayan, çünkü kendileri yalan olan, yalanlıklarını yüzsüzce sergilediklerinden, sırf bu hodbinlik yüzünden gerçek gibi görünenleri.

Bir perdeyi açıp kapatıp arada birşeyi sıkıştırmak. Bebekleri de böyle güldürürler. Ce-e... Arada bir anda görüp sonra kaybettiği neşeli ve sevgi dolu gözdür onu kahkahalara boğan şey. Çok anlık birşeyin neşesi. Yakaladım, yakaladım. Piaget'nin meşhur teorisidir aynı zamanda bizdeki meşhur ve eski atasözü: "Gözden ırak, gönülden ırak" (Out of sight, out of mind). Bu prensibin bebekler için geçerli olduğunu söyler Piaget. Bebeğe bir fil resmi gösterirsin, neşelenir, resmi gözünün önünden çektiğin an unutur. Aynı fil resmini bir daha gösterdiğinde asla neşesini kaybetmeden aynı tepkiyi göstereceği âna kadar...

Civciv çıkacak, kuş çıkacak. İnanıyoruz, civciv, kuş, birşey çıkacak olmalı. Oysa ki giren asla çıkamıyor. Çünkü çıkan girmiş olan değil. Garip bir fabrikasyon fotoğraf. Tamamen senkron kayması üzerine kurulu. Yakaladığı şey kadar yakalayamadıklarını da aynı çarpıcılıkla sunuyor. Bütün fotoğraf kartonlarına sızmış ya da sızmayı bekleyen hüzün, bu yakalanamazlığın gösterisinde olsa gerek. Bazı melodramlarda babanın gözyaşlarını gizleyerek oğluna, öz oğluna "seni nasla sevmedim," diyebilmesine benzer hodbin ve beceriksizce bir yalan söylenir, ama herkesin inanmaya hazır olmasından yararlanan bir rahatlık söz konusudur. Fotoğrafın belki de zamansal bir hatayı, kaymayı, kendi tekniği ya da estetik potansiyeli yapmış olduğu söylenebilir. Bir yalanı, her göz açıp kapayışında katladığı bir yalanı. Civcivin çıkmayacağını bile bile civciv beklemek. Ya da zamanlar ötesi altın bir civcive inanmak.

Belki bu civcivin fotoğrafın tarihiyle eş zamanlı uzunlukta bir süredir hep aranması ama bu zamansal hata yüzünden, ya da bu hataya şükür bulunamaması fotoğrafı, özellikle de fotoğraf sanatını besleyen şeydir. Eski sararmış fotoğraflarda kayıplar bir nevi sergilenir, bir nevi aşılanırız geçmişle ve ölüme daha dayanıklı hale geliriz, zamanın geçişine, o durgun kartondan aldığımız sükunet ilhamıyla. Ya da fotoğrafta zamansallık, bir kompozisyon, bir grafik endişelenme adına yok farzedilir. Belki de yüzleşilemeyen bir ölüm korkusuyla güdülenerek imgenin zamansal hiçbir ipucu vermeyişi esastır. Mesela gökyüzü ve çerçevenin ucundan sadece ufak bir kısmı görünen bir çatı, yanlışlıkla zamanla ilgili ağzından birşey kaçırmasından korkularak daha fazla imge yoğunluğuna mahal vermeden daha sonsuz, daha zamansız bir görüntüyü yoruma ya da temaşaya sunar. Gök nerenin göğüdür, çatı hangi mekan ve zamana aittir, bilemeyiz. Ve garip bir biçimde güdüleniriz ve entellektüel bir edayla için için düşünürüz: "Aşkın bir anlam içeriliyor olmalı." Bu fotoğraf biçimi, bir çeşit resim sanatının gördüğü işlevi görür belki de bu anlamda. Salt kayıt, zamansal bir işaret görevi görmediğinden, vurgunun başka bir yerlere yapılmış olacağını en azından tahmin ederiz; kompozisyonla doğrudan ya da dolaylı ilişkili bazı söylemsel değerler vurgulanmış olmalıdır. İzleyiciye kalmış, ya da izleyiciyi -çaktırmadan ya da parmağım gözüne gözüne- güdülemiş bazı değerler. Civciv çıkmamış, ancak kaz gelecek yerden tavuk bile esirgenmiştir. Fotoğrafın zamanla yüzleşme, aşılanma ve zamanı estetize etme yetisi yeniden elinden alınmıştır. Ölümsüz vampirlerin hep yapayalnız kalışları gibi...

Kasım 2000

| Hümanur Bağlı'ya Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |