| |
EL
Özge
Baykan
Çekmecelerden birinin yüzeyine yayılmış lavanta
da kokan beyaz örtü. Kenarında leke var. Ne lekesi.
Lekeyi incelemek için örtüyü kaldırdı.
Yapışmış. Sert kağıt. İkisi birbirine
yapışmış. Fotoğraf.
Merak etti. Albüm çekmecesinde, albümünden düşmüş
bir fotoğraf. Çıkarıp çıkarıp baktılar. Andılar,
gösterdiler parmaklarıyla. Onu değil. O fotoğraf
giderek yapıştı, diğerleri salon koltuklarında
misafir kucaklarında soluklanırken. Nasıl girdi oraya.
Fotoğrafı dikkatle sıyırdı. Hiç görmemiş daha
önce. Anımsamıyor. Belki de yıllar önce. Eline
aldı. Yaşlı bir kadın. Altmış yaşında olabilir.
Fotoğraf siyah beyaz ama kadının saçları da.
Anlaşılıyor. Yaşını da hesaplayamaz mı artık.
İnce yüzlü, güzel. Hala çok güzel. Bir otuz yıl
önceki halinin fotoğrafını bulsaydı. O zaman daha
iyi fark edilirdi güzelliği.
Kim bu kadın. Anneannesi değil. Albümleri birer birer
çıkardı çekmeceden. Bütün albüm kadınlarını
incelemeye başladı. O kadar ince yüzlüsüne
rastlamadı hiçbirinde.
Bir şarkıcı ya da oyuncudur, öyleyse. Tam karşıya
bakıyor. Objektife poz vermiş. İnce yüzü, kalkık
kaşları, beyaz dişleri hepsi poz.
O an başka bir yere takıldı. Kendisine
bakıldığından ve er geç bir gün tekrar
bakılacağından emin olan gözlerin kaçırdığı bir
şey. Objektife bakan, bakıldığını bilerek
bakışlarını kontrol altında tutan kadının
kaçırdığı bir şey.
Sol parmakları sağ bileğini kavramış, bırakmıyor.
Tutunma var, sürtünme var orada. Sağ el devinemiyor
artık. Tutulmuş, kalmış. Büyük bir sıkıntı var
ellerde, gözlerdeki güvenin aksine. Tüm endişe sol
parmaklarda.
Fotoğrafı bırakmaya çalıştı. Parmaklarına
yapışmış. Zor oldu, iz yapmış. Çık, bırak. Sol
üst köşede parmağından yuvarlak damga.
Göğsünün biraz altında birbirilerini
kıstırıyorlardı. Fotoğrafçının gözünden mi
kaçtı. İndir ellerini, rahat, evet. Genişleyen
omuzların altında daralan bir çift kol. İki el,
birbiriyle güreşmeye hazırlanır gibi. Fotoğrafın
çekilmesini bekliyorlar başlamak için, sabırsızca.
Gözünü ellerden alamıyor bir türlü. Kadının
tahrik edici bakışlarından geriye ellerindeki
sıkıntı kaldı. Birbirine uymayan iki görüntü.
Kendini bedenin uyumsuzluğuyla dışa vuran
sahtekarlık. Ellerinden anladı.
Eller daha da tehditkar şimdi. Fotoğrafı büyüttü.
Eller de daha büyük. Sol parmaklar bastırırken sağ
el kırılmamak için çırpınıyor. Her boğumun
arasından bir elbise kıvrımı seçiliyor. Huzursuzluk
elbiseyi de terletmiş, kırıştırmış. Boğmuş. Sol
üst köşeden başladı. Sağın tırnaklarından.
Bileklerden kesilen bir kare. Özgürleşen eller hala
birbiriyle didişiyor. Komik geldi bu ona. Artık kendi
ayakları üstünde duran bağımsız parçacıklar,
nasıl da bağımsızlıklarından habersiz sıkmaya
devam ediyorlar birbirlerini. Acıtarak, inatla yenmek
için çalışarak.
Fotoğraf kare biçimini ellerle aldı. Ne yapacağını
bilemiyor. Neden kesti? Bir şey var onu çeken. Kendi
ellerini yüzeyde gezdirdi. Kaygan kağıdın üzerinde,
kadının parmaklarına değdi. Ne olur, yeter artık,
rahat bırakın birbirinizi. Her parmağın kendi devinim
alanı olmalı.
Yine de içindeki kıpırtı diniyor; en azından
kadının yalanından kurtulduğuna seviniyor. Saç
lülesinin, kısılmış gözlerin, dudak arasından
görülen diş kırıntılarının bir şey saklamasına
gerek kalmadı artık. Onlar da özgürleştiler.
Kimsenin kimseye giz örtme borcu yok.
Son derece düzgün kestiği kare kağıdı, uçlarını
olabildiğince de kırmamaya çalışarak çerçeveye
yerleştirdi. Çekiç biraz gürültü çıkaracak.
Çerçevenin ipini ortaladı, resmi düzeltti, astı.
Eller onu duvardan izliyor.
Damarları çıkmış. Orta parmağın damarı baskın,
bileğe saldırırken diğerlerine önderlik ediyor.
Kurtulmaya çalışıyor bilek. Ancak güçlü bir bilek
kurtulmaya çalışabilir oysa.
Ellerini masada gezdirdi. Toz tutmuş, parmak
uçlarındaki toz pütür pütür. Gömleğine sildi.
Gömlekte gri bir iz. Gömleğiyle birlikte göbeğine
değdi. Hemen çekti ellerini. Bacaklarına koydu.
Kalçalarından dizlerine dek gezindi. Bacak bacak
üstüne attı, ellerini dizlerinde üst üste
yerleştirdi. Kaydılar, düştüler. Nereye
koyacağını bilemedi bu sefer. Ayağa kalktı.
Yürüyor, yürüdükçe elleri batıyor gözüne. Sağa
sola sallanmayın. Baldırlarına geçiriyor
tırnaklarını, sıkıştırıyor ki sallanmasınlar
daha fazla. Sol-sağ-sol-sağ. Bir-ki- bir-ki. Ritme daha
fazla dayanamayacağım. Durdu.
Yürüyemiyor. Ne göğüs hizasında kavuşturma, ne
dirseğinden tutma, ne ceplerine sokma. Hep bir fazlalık
var. Elleri tüm devinimini kısıtlıyor artık. Ne
yapsa oradalar. Kontrol altına girmiyorlar. Başına
buyruk, o yana, bu yana.
Eller yüzünü de istila etti. Sinir, siniri doğuruyor.
Kulak memesi, yanaktaki sivilceler, kıllar, kaşlar.
Saçlarını çok kereler sıvazlamıştır; şimdi her
sıvazlayışı yarışın başlangıç noktasına itiyor
onu. Kulak memesi, sivilce, kaş, şakak, saç. Sekiz,
dokuz, on. Sürekli tekrarlanan bir hatta, iradesiz,
izliyor ellerinin döngüsünü.
Bedenine her değişlerinde ürperiyor. Alt tarafı kendi
teni değil mi. Ama yabancılaştılar. Belki hep
yabancıydılar. Yabancı el. Dıştan bakıyorlar
istilaya hazır düşmanlar gibi. Kuyruğunun etrafında
dönüp duran kedi.
Hizaya getirmeli bir. Tek bir işle uğraşmalılar,
dokunmanın yollarını aramamalılar dağlara taşlara
artık. Her an dokunduğu onlarca yüzeyi düşündü. Ne
büyük hızla kirleniyorsunuz. Temizlenmeden, tekrar
tekrar, kir yığınları parmaklar.
Avuçluyor elmayı, pamuğu, musluğu, kumu, pirinci,
gazeteyi, bozuk paraları, banknotları, naylon
torbaları, tuvalet kağıtlarını, başka elleri,
yüzleri, boyunları.
Kapıyor, götürüyor, taşıyor, dövüyor,
öğütüyor, yazıyor.
Elleri dikmekten, kaldırmaktan, koparmaktan, itmekten
boş kaldıkça sürünüyor, sürtünüyorlar. Okşuyor,
çarpıyor, vuruyor ve çırpıyorlar. Sesli sessiz. El,
her ediminde farklı bir biçim alıyor. Dalga geçer
gibi. Bileklerle, eklemlerle, tırnaklarla bir olup
dönüştürüyor değdiğini. Sonra da hiçbir şey
olmamış gibi doğruluyor. Deri nasırlaşıyor,
kalınlaşıyor, eklemler aynı, bilek aynı.
Ellerinden biri bu kez çenesine dayanmıştı. Diğeri
belinin biraz aşağısında desteğini bulmuş.
Fotoğrafa bakıyor.
Yürüyor ve fotoğrafa bakıyor.
Odaya girip çıkıyor ve fotoğrafa bakıyor.
Ona bakan kimse yok. Yalnızca didişen iki el.
Okurken de sürekli başını kaldırıp bakıyordu.
Fotoğraftaki ellerin her seferinde konum değiştirmesi
mümkün olabilir mi. Saçma. Neden tam da bileklerle
çevrelenen bir kare kestiğini düşünmeye başladı.
Gözlerini de içine alan bir dikdörtgen ya da
dirseklerine dek uzanan bir üçgen de olabilirdi.
Daha fazla okuyamadı. Kitabı attı. Fotoğraf bileğini
burktu. Sol elini yavaşça sağ bileğinin üzerine
koydu. Korkakça. Sağ bileğini büktü bir iki kez.
Böyle değil. Fotoğrafa daha dikkatli bak. Damarların
çıkacak. Bileği daha sıkı kavradı. Sağ bileğini
bükmeye çalıştı. Sol baş parmağıyla destekledi
direnci. Acıyla ellerini çekti. Kemikler biraz daha
sızlamayı sürdürecek. Çerçeveyi duvardan indirdi.
Kitabın üzerine savurdu. Cam kırıldı. Sol bileği
rahat şimdi. İstediği kadar bükebilir.
|