Paralax Görsel Kültür Arşivi 017


  EL
Özge Baykan


Çekmecelerden birinin yüzeyine yayılmış lavanta da kokan beyaz örtü. Kenarında leke var. Ne lekesi. Lekeyi incelemek için örtüyü kaldırdı. Yapışmış. Sert kağıt. İkisi birbirine yapışmış. Fotoğraf.

Merak etti. Albüm çekmecesinde, albümünden düşmüş bir fotoğraf. Çıkarıp çıkarıp baktılar. Andılar, gösterdiler parmaklarıyla. Onu değil. O fotoğraf giderek yapıştı, diğerleri salon koltuklarında misafir kucaklarında soluklanırken. Nasıl girdi oraya.

Fotoğrafı dikkatle sıyırdı. Hiç görmemiş daha önce. Anımsamıyor. Belki de yıllar önce. Eline aldı. Yaşlı bir kadın. Altmış yaşında olabilir. Fotoğraf siyah beyaz ama kadının saçları da. Anlaşılıyor. Yaşını da hesaplayamaz mı artık. İnce yüzlü, güzel. Hala çok güzel. Bir otuz yıl önceki halinin fotoğrafını bulsaydı. O zaman daha iyi fark edilirdi güzelliği.

Kim bu kadın. Anneannesi değil. Albümleri birer birer çıkardı çekmeceden. Bütün albüm kadınlarını incelemeye başladı. O kadar ince yüzlüsüne rastlamadı hiçbirinde.

Bir şarkıcı ya da oyuncudur, öyleyse. Tam karşıya bakıyor. Objektife poz vermiş. İnce yüzü, kalkık kaşları, beyaz dişleri hepsi poz.

O an başka bir yere takıldı. Kendisine bakıldığından ve er geç bir gün tekrar bakılacağından emin olan gözlerin kaçırdığı bir şey. Objektife bakan, bakıldığını bilerek bakışlarını kontrol altında tutan kadının kaçırdığı bir şey.

Sol parmakları sağ bileğini kavramış, bırakmıyor. Tutunma var, sürtünme var orada. Sağ el devinemiyor artık. Tutulmuş, kalmış. Büyük bir sıkıntı var ellerde, gözlerdeki güvenin aksine. Tüm endişe sol parmaklarda.

Fotoğrafı bırakmaya çalıştı. Parmaklarına yapışmış. Zor oldu, iz yapmış. Çık, bırak. Sol üst köşede parmağından yuvarlak damga.

Göğsünün biraz altında birbirilerini kıstırıyorlardı. Fotoğrafçının gözünden mi kaçtı. İndir ellerini, rahat, evet. Genişleyen omuzların altında daralan bir çift kol. İki el, birbiriyle güreşmeye hazırlanır gibi. Fotoğrafın çekilmesini bekliyorlar başlamak için, sabırsızca.

Gözünü ellerden alamıyor bir türlü. Kadının tahrik edici bakışlarından geriye ellerindeki sıkıntı kaldı. Birbirine uymayan iki görüntü. Kendini bedenin uyumsuzluğuyla dışa vuran sahtekarlık. Ellerinden anladı.

Eller daha da tehditkar şimdi. Fotoğrafı büyüttü. Eller de daha büyük. Sol parmaklar bastırırken sağ el kırılmamak için çırpınıyor. Her boğumun arasından bir elbise kıvrımı seçiliyor. Huzursuzluk elbiseyi de terletmiş, kırıştırmış. Boğmuş. Sol üst köşeden başladı. Sağın tırnaklarından. Bileklerden kesilen bir kare. Özgürleşen eller hala birbiriyle didişiyor. Komik geldi bu ona. Artık kendi ayakları üstünde duran bağımsız parçacıklar, nasıl da bağımsızlıklarından habersiz sıkmaya devam ediyorlar birbirlerini. Acıtarak, inatla yenmek için çalışarak.

Fotoğraf kare biçimini ellerle aldı. Ne yapacağını bilemiyor. Neden kesti? Bir şey var onu çeken. Kendi ellerini yüzeyde gezdirdi. Kaygan kağıdın üzerinde, kadının parmaklarına değdi. Ne olur, yeter artık, rahat bırakın birbirinizi. Her parmağın kendi devinim alanı olmalı.


Yine de içindeki kıpırtı diniyor; en azından kadının yalanından kurtulduğuna seviniyor. Saç lülesinin, kısılmış gözlerin, dudak arasından görülen diş kırıntılarının bir şey saklamasına gerek kalmadı artık. Onlar da özgürleştiler. Kimsenin kimseye giz örtme borcu yok.

Son derece düzgün kestiği kare kağıdı, uçlarını olabildiğince de kırmamaya çalışarak çerçeveye yerleştirdi. Çekiç biraz gürültü çıkaracak. Çerçevenin ipini ortaladı, resmi düzeltti, astı. Eller onu duvardan izliyor.

Damarları çıkmış. Orta parmağın damarı baskın, bileğe saldırırken diğerlerine önderlik ediyor. Kurtulmaya çalışıyor bilek. Ancak güçlü bir bilek kurtulmaya çalışabilir oysa.

Ellerini masada gezdirdi. Toz tutmuş, parmak uçlarındaki toz pütür pütür. Gömleğine sildi. Gömlekte gri bir iz. Gömleğiyle birlikte göbeğine değdi. Hemen çekti ellerini. Bacaklarına koydu. Kalçalarından dizlerine dek gezindi. Bacak bacak üstüne attı, ellerini dizlerinde üst üste yerleştirdi. Kaydılar, düştüler. Nereye koyacağını bilemedi bu sefer. Ayağa kalktı.

Yürüyor, yürüdükçe elleri batıyor gözüne. Sağa sola sallanmayın. Baldırlarına geçiriyor tırnaklarını, sıkıştırıyor ki sallanmasınlar daha fazla. Sol-sağ-sol-sağ. Bir-ki- bir-ki. Ritme daha fazla dayanamayacağım. Durdu.

Yürüyemiyor. Ne göğüs hizasında kavuşturma, ne dirseğinden tutma, ne ceplerine sokma. Hep bir fazlalık var. Elleri tüm devinimini kısıtlıyor artık. Ne yapsa oradalar. Kontrol altına girmiyorlar. Başına buyruk, o yana, bu yana.

Eller yüzünü de istila etti. Sinir, siniri doğuruyor. Kulak memesi, yanaktaki sivilceler, kıllar, kaşlar. Saçlarını çok kereler sıvazlamıştır; şimdi her sıvazlayışı yarışın başlangıç noktasına itiyor onu. Kulak memesi, sivilce, kaş, şakak, saç. Sekiz, dokuz, on. Sürekli tekrarlanan bir hatta, iradesiz, izliyor ellerinin döngüsünü.

Bedenine her değişlerinde ürperiyor. Alt tarafı kendi teni değil mi. Ama yabancılaştılar. Belki hep yabancıydılar. Yabancı el. Dıştan bakıyorlar istilaya hazır düşmanlar gibi. Kuyruğunun etrafında dönüp duran kedi.

Hizaya getirmeli bir. Tek bir işle uğraşmalılar, dokunmanın yollarını aramamalılar dağlara taşlara artık. Her an dokunduğu onlarca yüzeyi düşündü. Ne büyük hızla kirleniyorsunuz. Temizlenmeden, tekrar tekrar, kir yığınları parmaklar.

Avuçluyor elmayı, pamuğu, musluğu, kumu, pirinci, gazeteyi, bozuk paraları, banknotları, naylon torbaları, tuvalet kağıtlarını, başka elleri, yüzleri, boyunları.
Kapıyor, götürüyor, taşıyor, dövüyor, öğütüyor, yazıyor.

Elleri dikmekten, kaldırmaktan, koparmaktan, itmekten boş kaldıkça sürünüyor, sürtünüyorlar. Okşuyor, çarpıyor, vuruyor ve çırpıyorlar. Sesli sessiz. El, her ediminde farklı bir biçim alıyor. Dalga geçer gibi. Bileklerle, eklemlerle, tırnaklarla bir olup dönüştürüyor değdiğini. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi doğruluyor. Deri nasırlaşıyor, kalınlaşıyor, eklemler aynı, bilek aynı.

Ellerinden biri bu kez çenesine dayanmıştı. Diğeri belinin biraz aşağısında desteğini bulmuş. Fotoğrafa bakıyor.

Yürüyor ve fotoğrafa bakıyor.

Odaya girip çıkıyor ve fotoğrafa bakıyor.

Ona bakan kimse yok. Yalnızca didişen iki el.

Okurken de sürekli başını kaldırıp bakıyordu. Fotoğraftaki ellerin her seferinde konum değiştirmesi mümkün olabilir mi. Saçma. Neden tam da bileklerle çevrelenen bir kare kestiğini düşünmeye başladı. Gözlerini de içine alan bir dikdörtgen ya da dirseklerine dek uzanan bir üçgen de olabilirdi.

Daha fazla okuyamadı. Kitabı attı. Fotoğraf bileğini burktu. Sol elini yavaşça sağ bileğinin üzerine koydu. Korkakça. Sağ bileğini büktü bir iki kez. Böyle değil. Fotoğrafa daha dikkatli bak. Damarların çıkacak. Bileği daha sıkı kavradı. Sağ bileğini bükmeye çalıştı. Sol baş parmağıyla destekledi direnci. Acıyla ellerini çekti. Kemikler biraz daha sızlamayı sürdürecek. Çerçeveyi duvardan indirdi. Kitabın üzerine savurdu. Cam kırıldı. Sol bileği rahat şimdi. İstediği kadar bükebilir.

| Özge Baykan'a Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |