| |
Fotoğraf/çı/lık
kime ait?
Murat
GermenSanat
adını verdiğimiz, tanımı herkes tarafından aynı
şekilde yapılmayan olgu söz konusu olduğunda, işin duayenleri
ağız birliği etmişcesine aynı şeyi söylerler: konu
birliği, konsept ya da herşeyi
biraraya getiren bir ana tema. İstisnalar olsa
da konseptin keyfiyeti meşrulaştırma
aracı gibi kullanıldığı durumlara sıkça
rastlanıyor. Çünkü, ben yaptım oldu
demek hiçbir zaman kabul görmüyor doğal olarak,
gerçek o bile olsa. Mimarların, örneğin, çok
yaptığı bir şeydir; bir bina inşa edildikten sonra
yola çıkış noktası diye sunulacak kavramsal
eskisler çıkıverir birden ortaya. Benzer bir
biçimde, eldeki birkaç kazai olarak elde edilmiş ve
paylaşılmak istenen fotoğrafın sergilenebilmesi veya
izleyicinin karşısına çıkabilmesi için bir kavram
gerekir ille de. Halbuki fotoğrafın kazailiği ne
güzeldir; yani evden dışarı çıkmadan ne
çekeceğini bilmemek, hiçbir önyargıya sahip olmadan
görüntü beklemek, aklı tabula rasa
modunda silip belli bir konu yakalama stresinden uzak
kalmak... Fotoğrafı çeken insanın belli bir stili
varsa çekilenlerde zaten temel kavram(lar)
kendiliğinden oluşur (görmek isteyene tabi).
Yani sonuçta, fotoğraf çekme / değerlendirme / yazma
/ konuşma eylemi kavramcılara mı ait?
İnşallah değildir. Olmamalı... Yoksa fotoğraf (ve
tabii sanat) çok yüksek (?)
ama aynı zamanda dışlayıcı bir kulüp
etkinliğinden öte bir boyuta geçemez.
Önceden belirlenmiş bir konsept
doğrultusunda iş yapmanın doğru ya da yanlış
olduğu konusunda fikir belirtme cüreti göstermek
değil amacım. Bu şekilde yapılmış çok güzel
işler var / olacak. Ama konseptin bir
tehlikesi olduğunu da göz ardı etmemek gerekir
sanıyorum. Özellikle çağdaş sanat akımları düşünceyi
fazlasıyla ön plana çıkarmaya başladığından beri,
içeriği pek dolu olmayan bazı sanat eserleri, konsept
öne sürülerek sunuldukları için haketmedikleri bir
seviyeye konduruluyorlar. bu yüzden
"iyi" ile "kötü" arasında ayrım
yapmak çok zorlaşıyor. Yaratıcılık kıstasları
çok kişiselleştirildiği ve buna rağmen mutlakiyetçi
bir biçimde dönem dönem empoze edildikleri için,
sanatla ilgilenen insanların bir araya gelip
paylaşılabilecek kavramlar üzerine konuşması çok
zorlaştı. Konsept, algılamayı kolaylaştıran ve
seyirciye aktarılmak istenen konunun daha rahat
kavranmasını sağlayan bir faktör olarak varolduğunda
bariz bir fayda sağlabiliyor. Ama dışlayıcı,
meşrulaştırıcı ya da sofistike
kılıcı nitelikte kullanıldığında, konsept bir
yutturmacadan öteye geçemiyor. Ve ne yazık ki, kavramsallaştırma
bu mertebeye geldiğinde bunun bir yutturmaca olduğunu
söyleme hakkınız ortadan kalkıyor, çünkü "anlamıyor"
olmakla suçlanıyorsunuz. Peki, şu ya da bu şekilde,
iyi ya da kötü belli bir algılamaya sahip birileri
olarak anlamıyorsak, bu iş(ler) kimin için
yapılıyor, ya da neden ortaya çıkarılıyor? "Ya
anla ya terket" mi amaç, yoksa bundan
sonraki sanat gösterisine başvuruda kullanılmak üzere
bir özgeçmiş satırı yaratmak mı?
Bu kavram konusuna çok paralel bir
şekilde, bir de, gerekli fotoğraf / sanat
eğitimi almamış kişilerin bu konular
hakkında birşeyler söyleme hakkını kısıtlamak
gerektiği yolunda fikirler var. Ne demekse gerekli
eğitim artık; bu tür laflar eden kişiler,
herhalde, kendi aldıkları eğitimi kastediyorlar ve
herkesin de mecburmuş gibi, aynı eğitimi alması
gerektiğini düşünüyorlar. Bu ayrımcılık "a"
okulu, "b" okulu, "ğ"
okulu kavgası ve daha sonra da ocakçılığa kadar
varıyor (bu arada, ocakçılık yapmadan,
felsefesini başkalarının söylediklerine
dayandırmadan salt kendi sanatını icra etmenin
"üst" noktasını Erol
Akyavaş'ın sergisinde görmek
mümkündü). Yani gene sonuç olarak, fotoğraf
ve/veya sanat gerekli eğitimi almış
olanlara mı ait? İnşallah değildir, olmamalı...
Onlara ait ise, geçirilen zaman, şahsi tecrübeler, ilk
elden aktarılan bazı bilgiler ve en önemlisi saf
içgüdüler hiçe sayılıyor. Gerekli eğitim
olsa olsa Amerika'yı yeniden keşfetmeyi
engelleyebilir. Amerika'yı yeniden keşfetmek
ise korkulduğu kadar kötü bir şey değil aslında.
Zaten gerçekleştirilmiş bir keşfi kendi
inisiyatifinizle bir daha yaparken ilk varılan yerden
farklı bir yere ulaşabiliyorsunuz bazen (hani
ailemizin sözünü dinlemeyip de başımızı taşa
kendi kendimize vurmak isteriz ya, onun gibi bir şey
işte bu).
Eğitim, bir mesleği icra etme konusunda çok önemli
yer tutan bir kilometre taşı. Ama, olmazsa olmaz bir
şart değil. Türkiye'de ve hatta dünyada herkes
okuduğu mesleği icra etmiyor, bu da o insanların
başarısız olduğu anlamına hiç gelmiyor. Ayrıca,
eğitilmemiş Afrika sanatçılarının yaptığı işler
sokaklarda üç-beş kuruşa satılırken, ilkel diye
adlandırılan bu sanattan esinlenip (hatta taklit edip)
iş yapan diğer bazıları sırf eğitilmişler diye
müzelerde eser sergiliyor ya da yüzbinlerce dolara
satış yapıyorlar. Eğitimli ve eğitimsiz arasındaki
fark bu derece acımasız olmamalı herhalde.
Amerika'da aldığım bir fotoğraf dersinde mesleğe
karşı tutumunu çok olumlu bulduğum bir hoca,
"Herhangi bir kişi, herhangi bir yerde, herhangi
bir makine ile dünyanın en güzel fotoğrafını
çekebilir," diyerek fotoğrafın sadece belli bir
kesime ait olmadığını anlatmaya çalışıyordu.
Çekime gittiğim yerlerde aşina bulunan bir bakış
açısı yakalarsam "Bizim de sizinki kadar
profesyonel olmasa da, aynı açıdan naçizane bir
fotoğrafımız var," diyen çok iyi niyetli
müşterilerime, hocanın söylediği bu cümleyi
aktararak iyi fotoğraf çekmenin
herkese ait bir eylem olabileceğini ve fotoğrafta profesyonelliğe
inanmadığımı anlatmaya çalışıyorum. Özellikle
mimarlık ve kent kültürü fotoğrafçılığı
yaptığım için çağrıldığım üniversite workshop
çalışmalarında da aynı yaklaşımı karşıma gelen
fotoğrafseverlere aşılamaya çalışıyorum ve bu
çaba sonrasında, eline ilk defa fotoğraf makinesi
almış insanlardan çok güzel fotoğraflar geliyor.
Gene bir sonuç çıkarırsak, fotoğraf profesyonellere
mi ait? İnşallah değildir, olmamalı...
Aralık
2000
Not: Bu
yazıyı lütfen "okullu-alaylı" tartışması
üzerine bir metin olarak algılamayın çünkü değil.
|