Paralax Görsel Kültür Arşivi 020


  Fotoğraf/çı/lık kime ait?
Murat Germen

Sanat adını verdiğimiz, tanımı herkes tarafından aynı şekilde yapılmayan olgu söz konusu olduğunda, işin duayenleri ağız birliği etmişcesine aynı şeyi söylerler: konu birliği, konsept ya da herşeyi biraraya getiren bir ana tema. İstisnalar olsa da konseptin keyfiyeti meşrulaştırma aracı gibi kullanıldığı durumlara sıkça rastlanıyor. Çünkü, ben yaptım oldu demek hiçbir zaman kabul görmüyor doğal olarak, gerçek o bile olsa. Mimarların, örneğin, çok yaptığı bir şeydir; bir bina inşa edildikten sonra yola çıkış noktası diye sunulacak kavramsal eskisler çıkıverir birden ortaya. Benzer bir biçimde, eldeki birkaç kazai olarak elde edilmiş ve paylaşılmak istenen fotoğrafın sergilenebilmesi veya izleyicinin karşısına çıkabilmesi için bir kavram gerekir ille de. Halbuki fotoğrafın kazailiği ne güzeldir; yani evden dışarı çıkmadan ne çekeceğini bilmemek, hiçbir önyargıya sahip olmadan görüntü beklemek, aklı tabula rasa modunda silip belli bir konu yakalama stresinden uzak kalmak... Fotoğrafı çeken insanın belli bir stili varsa çekilenlerde zaten temel kavram(lar) kendiliğinden oluşur (görmek isteyene tabi). Yani sonuçta, fotoğraf çekme / değerlendirme / yazma / konuşma eylemi kavramcılara mı ait? İnşallah değildir. Olmamalı... Yoksa fotoğraf (ve tabii sanat) çok yüksek (?) ama aynı zamanda dışlayıcı bir kulüp etkinliğinden öte bir boyuta geçemez.

Önceden belirlenmiş bir konsept doğrultusunda iş yapmanın doğru ya da yanlış olduğu konusunda fikir belirtme cüreti göstermek değil amacım. Bu şekilde yapılmış çok güzel işler var / olacak. Ama konseptin bir tehlikesi olduğunu da göz ardı etmemek gerekir sanıyorum. Özellikle çağdaş sanat akımları düşünceyi fazlasıyla ön plana çıkarmaya başladığından beri, içeriği pek dolu olmayan bazı sanat eserleri, konsept öne sürülerek sunuldukları için haketmedikleri bir seviyeye konduruluyorlar. bu yüzden "iyi" ile "kötü" arasında ayrım yapmak çok zorlaşıyor. Yaratıcılık kıstasları çok kişiselleştirildiği ve buna rağmen mutlakiyetçi bir biçimde dönem dönem empoze edildikleri için, sanatla ilgilenen insanların bir araya gelip paylaşılabilecek kavramlar üzerine konuşması çok zorlaştı. Konsept, algılamayı kolaylaştıran ve seyirciye aktarılmak istenen konunun daha rahat kavranmasını sağlayan bir faktör olarak varolduğunda bariz bir fayda sağlabiliyor. Ama dışlayıcı, meşrulaştırıcı ya da sofistike kılıcı nitelikte kullanıldığında, konsept bir yutturmacadan öteye geçemiyor. Ve ne yazık ki, kavramsallaştırma bu mertebeye geldiğinde bunun bir yutturmaca olduğunu söyleme hakkınız ortadan kalkıyor, çünkü "anlamıyor" olmakla suçlanıyorsunuz. Peki, şu ya da bu şekilde, iyi ya da kötü belli bir algılamaya sahip birileri olarak anlamıyorsak, bu iş(ler) kimin için yapılıyor, ya da neden ortaya çıkarılıyor? "Ya anla ya terket" mi amaç, yoksa bundan sonraki sanat gösterisine başvuruda kullanılmak üzere bir özgeçmiş satırı yaratmak mı?

Bu kavram konusuna çok paralel bir şekilde, bir de, gerekli fotoğraf / sanat eğitimi almamış kişilerin bu konular hakkında birşeyler söyleme hakkını kısıtlamak gerektiği yolunda fikirler var. Ne demekse gerekli eğitim artık; bu tür laflar eden kişiler, herhalde, kendi aldıkları eğitimi kastediyorlar ve herkesin de mecburmuş gibi, aynı eğitimi alması gerektiğini düşünüyorlar. Bu ayrımcılık "a" okulu, "b" okulu, "ğ" okulu kavgası ve daha sonra da ocakçılığa kadar varıyor (bu arada, ocakçılık yapmadan, felsefesini başkalarının söylediklerine dayandırmadan salt kendi sanatını icra etmenin "üst" noktasını Erol Akyavaş'ın sergisinde görmek mümkündü). Yani gene sonuç olarak, fotoğraf ve/veya sanat gerekli eğitimi almış olanlara mı ait? İnşallah değildir, olmamalı... Onlara ait ise, geçirilen zaman, şahsi tecrübeler, ilk elden aktarılan bazı bilgiler ve en önemlisi saf içgüdüler hiçe sayılıyor. Gerekli eğitim olsa olsa Amerika'yı yeniden keşfetmeyi engelleyebilir. Amerika'yı yeniden keşfetmek ise korkulduğu kadar kötü bir şey değil aslında. Zaten gerçekleştirilmiş bir keşfi kendi inisiyatifinizle bir daha yaparken ilk varılan yerden farklı bir yere ulaşabiliyorsunuz bazen (hani ailemizin sözünü dinlemeyip de başımızı taşa kendi kendimize vurmak isteriz ya, onun gibi bir şey işte bu).

Eğitim, bir mesleği icra etme konusunda çok önemli yer tutan bir kilometre taşı. Ama, olmazsa olmaz bir şart değil. Türkiye'de ve hatta dünyada herkes okuduğu mesleği icra etmiyor, bu da o insanların başarısız olduğu anlamına hiç gelmiyor. Ayrıca, eğitilmemiş Afrika sanatçılarının yaptığı işler sokaklarda üç-beş kuruşa satılırken, ilkel diye adlandırılan bu sanattan esinlenip (hatta taklit edip) iş yapan diğer bazıları sırf eğitilmişler diye müzelerde eser sergiliyor ya da yüzbinlerce dolara satış yapıyorlar. Eğitimli ve eğitimsiz arasındaki fark bu derece acımasız olmamalı herhalde.

Amerika'da aldığım bir fotoğraf dersinde mesleğe karşı tutumunu çok olumlu bulduğum bir hoca, "Herhangi bir kişi, herhangi bir yerde, herhangi bir makine ile dünyanın en güzel fotoğrafını çekebilir," diyerek fotoğrafın sadece belli bir kesime ait olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Çekime gittiğim yerlerde aşina bulunan bir bakış açısı yakalarsam "Bizim de sizinki kadar profesyonel olmasa da, aynı açıdan naçizane bir fotoğrafımız var," diyen çok iyi niyetli müşterilerime, hocanın söylediği bu cümleyi aktararak iyi fotoğraf çekmenin herkese ait bir eylem olabileceğini ve fotoğrafta profesyonelliğe inanmadığımı anlatmaya çalışıyorum. Özellikle mimarlık ve kent kültürü fotoğrafçılığı yaptığım için çağrıldığım üniversite workshop çalışmalarında da aynı yaklaşımı karşıma gelen fotoğrafseverlere aşılamaya çalışıyorum ve bu çaba sonrasında, eline ilk defa fotoğraf makinesi almış insanlardan çok güzel fotoğraflar geliyor. Gene bir sonuç çıkarırsak, fotoğraf profesyonellere mi ait? İnşallah değildir, olmamalı...

Aralık 2000

Not: Bu yazıyı lütfen "okullu-alaylı" tartışması üzerine bir metin olarak algılamayın çünkü değil.


| Murat Germen'e Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |