| |
Bu Coğrafyada Fotoğrafya -devam-
Nazif
Topçuoğlu
İkinci
Bölüm (Fotoğraf Ehliyeti Projesi)
Elinizde tutmakta olduğunuz kitap baskıya
hazırlanırken, evde biriken eski dergileri ve artık
başvurmadığım, veya kimini hiçbir zaman
okumadığım birtakım kitaplarımı satmak için
gittiğim Ortaköy'deki sahafta Denizatlı'nın
notlarının devamı niteliğinde bir defter ele
geçirdim. Her ne kadar edebiyatta bu tür keşiflerin
modasının geçtiğini duymaktaysam da, bu gerçeği
belirtmeden edemedim. Üsluptan taviz vermemek için
bulduğum hatıraları aynen yayınlamak zorunda
olduğumu hissediyorum; bunlar günümüzün değişken
koşullarında ilginç ve eğitici akıl yürütmelerin
yolunu açabilir nitelikteler.
"Fotoğraf Komiseri, özel çalışma odasına
çağırdığı ve benim de aralarında bulunduğum
grubumuzun önde gelen liderleri konumundaki bir kaç
kişiye gizli bir projesini açıklamıştı: Yakın
zamanda, 'Fotoğrafçılık Ehliyetnamesi' kurumu ihdas
edilecek ve fotoğraf çekmek isteyen herkesin yanında
bu belgeden bulundurması gerekecekti! Öyle önüne
gelen fotoğraf makinesine sarılıp istediği gibi şip
şak fotoğraflar çekerek görsel dünyamızı
kirletemeyecekti. Zaten yeteri kadar fotoğraf vardı.
Yenilerinin de bir düzen içinde çekilmesi, bu işin
bir tür zapt-ı rapt altına alınması zorunluydu.
Bu sözleri duyunca hafif bir ürperti geçirdim. Neden
daha önce kimsenin aklına bu dahiyane plan gelmemişti,
o kadar öykündüğümüz ileri Batı ülkelerinde (ve
hatta Doğu'da) bile bildiğim kadarı böylesine
örgütlü bir uygulama yoktu. Film ve malzeme alacak
parası olan herkes istediği fotoğrafı çekebiliyordu.
Fotoğraf Komiseri besbelli çevremizde başıbozuk bir
biçimde artmış olan fotoğraf sayısını kontrol
edebilmek ve çekilecek yeni fotoğrafların belli bir
kalite düzeyini tutturabilmelerini sağlamak amacını
güdüyordu.
Fotoğraf Komiserimizin çağını aşan bu ileri
görüşlü önerisini hepimiz beğeniyle karşıladık,
'gizli' olduğu için de resmen açıklanıncaya kadar
kimseye söz etmeyeceğimize dair Fotoğraf Komiseri'nin
önünde yemin ettik. Gözlerimiz dolu dolu, tüylerimiz
diken diken olmuş, memleketimizde fotoğraf sanatının
sağlam bir koruyucusu olduğuna inancımız artmıştı.
Artık düşmanlar bizden korkmalıydı, ehliyetname
projesinin uygulamaya geçmesinden kısa bir süre sonra,
bütün uluslararası fotoğraf yarışmalarında ilk
sıraları alacağımızdan kuşkumuz yoktu. Fotoğraf
Komiseri'nin odasından huşû içinde ve bu sırrı
paylaşmanın verdiği hazla O'na karşı duyduğumuz
sadakât ve bağlılık duygularımız bin kat artmış
olarak ayrıldık."
"Şahit olduğum bu tarihî irşadı unutmamak
için, bir mesuliyet duygusuyla, herkesten gizlediğim bu
deftere Fotoğraf Ehliyeti Projesinin ana hatlarını
yazmakla kendimi vazifelendirdim:
Fotoğraf makinesi veya film alırken, laboratuvarlara
banyo için çekilmiş filmleri verirken, her seferinde
bu ehliyetnamenin gösterilmesi zorunlu olacaktı.
Hattâ, kurulacak 'Sivil Fotoğraf Polisi Teşkilatı'
zaman zaman sokaklarda, açık veya kapalı mekânlarda
fotoğraf çekmeye teşebbüs edenleri durdurup
ehliyetlerini kontrol edebilecekti. Ehliyetsiz fotoğraf
çekmenin cezası çok ağır olacaktı. Fotoğraf
makinelerine hemen el konulabilecek, ehliyetsiz
kullanılan filmin tamamı olay yerinde yakılacaktı.
Yalnız, burada halledilmesi gereken iki mesele vardı:
Birincisi, cennet yurdumuzu ziyaret eden yabancılar
için nasıl bir statü uygulanacaktı? Onların
istedikleri gibi, gelişi güzel, fotoğraflar
çekmelerine müsaade edilecek miydi? O zaman, kendi
vatandaşlarımızı aşağı görmez, yabancıların
onlardan üstün oldukları gibi bir kanaate sahip
olduğumuz intiba'ını vermez miydik, hattâ, böyle bir
kanaate sahip olduğumuz ortaya çıkmaz mıydı?
Muhtemelen en iyi çare, yurda giriş yaptıkları esnada
isteyen yabancı ziyaretçilere, geçici bir fotoğraf
ehliyetnamesi makûl bir ücret karşılığında
verilebilirdi. Bu en kolay ve âdil çözüm olacaktı.
İkinci mesele daha kompleks mevzuların mütaala
edilmesini gerektiriyordu. Şöyle ki, acaba isteyen tüm
vatandaşlara tek tip ehliyet mi verilmeliydi, yoksa
farklı hevesleri olanlar farklı seviyelerdeki
ehliyetlerle yetinmeli miydiler? Diğer taraftan, yeni
başlayacakların yanısıra bir süredir -zaten-
fotoğraf çekmekte olanların durumu ne olacaktı?
Önce farklı ehliyetnamelerin özellikleri üzerinde
duruldu, böyle bir düzenlemede bir sınıftan bir üst
sınıfa geçebilmenin yolları da belirlenmeliydi.
Memleket iktisadını korumak açısından, dövizle
ithal edilen fotoğrafik malzeme satışlarında da, her
sınıfa farklı kontenjanlar ayrılmalı, üst harcama
seviyelerine sınırlamalar getirilmeliydi. Ehliyetname
ile birlikte verilecek Harcama Karnelerine her türlü
alışveriş işlenebilir ve bunların yıllık bazda her
sınıf için belli bir yekûnu aşmaması
sağlanabilirdi.
Bu kadar gelişmiş ve detaylandırılmış bir
organizasyonun kurulup çalışır hâle gelmesinin
işsizlik meselesine de, kendi mütevazı boyutlarında
da olsa, bir çare oluşturması beklenirdi."
"Fotoğraf Komiserimiz 8 yaşını geçmiş, okuma
yazma bilen her Türk gencinin fotoğraf çekebileceğine
inandığından, ehliyet alabilme yaşını bu kadar
düşük tutmayı münasip bulmuştu. Ancak bu
çocukların işleri de pek öyle zannedildiği kadar
kolay olmayacaktı. İlk defa ehliyet almak isteyenler
önce bir yeterlik sınavına alınacaklar, fotoğraf
banyolarının terkipleri, kompozisyonun altın
kuralları ve en son icat fotoğraf araçlarının
özellikleri onlara sorulacaktı. Bu sınavda başarılı
olanlar, 'fotoğraf çekebilir' anlamına gelen
'müptedî' ehliyetine sahip olacaklardı. Sınavda,
ayrıca onların zihinsel açıdan hatalı olup
olmadıklarını kontrol eden zekice gizlenmiş sorular
yer alacaktı. Böylelikle, zararlı fikir sahiplerinin
ve yanlış düşünenlerin körpe dimağları
zehirleyecek fotoğraflar çekmeleri en baştan
engellenebilecekti.
Bu temel ehliyete sahip olanlar arasından isteyenler en
az 3 yıl sonra 'İleri Amatör' ehliyeti için daha zor
teorik bir sınava girebileceklerdi. Bu sınava kabul
edilebilmek için, ilk önce çekmiş oldukları
fotoğrafları ve ellerindeki ekipmanı sınav jürisine
göstermeleri ve onay almaları gerekiyordu. Jüri
şüphe duyarsa, gösterilen fotoğrafların gerçekten
de o İleri Amatör Ehliyetnamesi adayı tarafından
çekildiğinin ispat edilmesini isteyebilirdi. Bunun
için negatifin bulunması birinci şarttı. Ayrıca
fotoğrafın çekildiği kamera da gösterilmeliydi.
Duruma göre 2'den az olmamak üzere şahit de
istenebilecekti. Bu şahitlerin de fotoğraf ehliyeti
sahibi olmaları tercih sebebiydi. Hatta bir adet
ehliyetli şahidin iki ehliyetsiz şahide tekâbül
edeceğinin kurala bağlanması bile
tartışılmaktaydı.
İleri Amatör Ehliyetnamesi'ne sahip olanların artık
başkaca bir ehliyet almalarına gerek yoktu.
Kıdemlerine göre, her iki yılda bir, istihkâk
edebilecekleri azami malzeme miktarı
arttırılacaktı."
"Bir de fotoğraf çekerek para kazanmak isteyenler
vardı. Bu ihtiraslı grubun mensupları için de
Profesyonel Fotoğrafçılık Ehliyetnamesi ihdas
edilecekti.
Meslekî teşekküllerden, sendikalardan ve ticaret
odalarından gelecek temsilcilerin meydana getireceği
bir ana komiteye, fotoğrafçıların çalışmak
istedikleri dallara göre ilaveler yapılarak, basın,
reklam veya vesikalık dallarındaki farklı ehliyetleri
verecek jüriler ortaya çıkacaktı.
Bu jürilerin oldukça sıkı davranmaları
beklenmeliydi. Burada teknik olduğu kadar, ticarî bilgi
ve beceri derecesinin de ölçülmesine
çalışılacaktı. Ayrıca yüce devletimizin
temsilcileri, her zaman yapageldikleri biçimde millî
menfaatleri gözönünde bulundurarak bu sınav
sonuçlarında görecekleri lüzum üzerine söz sahibi
olabileceklerdi."
"Sanat fotoğrafçısı ehliyeti almak ise, hem en
zoru hem de en kolayıydı. Dahiyane bir buluşla,
Hârika Çocukların önlerini kapamamak için, Fotoğraf
Komiserimiz başvurma yaşını 'Üç' olarak
belirlemişti. Bunun dışında da, her zaman sözünü
ettiği Sanatın Sınırsız Hürriyetine olan
saygısından dolayı, müracaat etmek için başkaca
hiçbir ön şart koşulmasına taraftar değildi.
(Tabii, bu durumda ebeveynlere büyük sorumluluk
düşüyordu: O yaştaki normal bir çocuğun, veya bir
iki yaş büyük de olsa, bırakınız fotoğraf
çekmeyi, makineye film takmakta bile ellerinin
koordinasyonu tam gelişmediği için zorlanacağı
aşîkârdı.)"
"Sanat Fotoğrafçısı Ehliyetnamesi'ne hak
kazanacakların seçimi, karmaşık düzenlemelerden
oluşan mekano-optik bir 'Sanatmetre' aygıtının
yardımıyla yapılacaktı. Fotoğraf Komiserinin
muhteşem maun çalışma masasının karşısında duran
ve sadece kısa bir süre göz ucuyla inceleyebildiğimiz
bir şemaya göre, bu üzerinde bir takım düğmeler,
kollar ve kendi kendine çalan piyanolardaki melodileri
(veya eski tekstil makinelerindeki desenleri) aklında
tutan delikli kartların sokulabilmesine imkân sağlayan
düzenekler olan metal bir makineydi. Aklımızın
almadığı bu tertibatın Çekoslavakya'da ki bir
laboratuvarda büyük güçler için gizlice çalışan
bir alimler grubu tarafından yakın zamanlarda icad
edildiği söylenen, Robotik Uygarmetre'nin memleketimiz
koşullarına adapte edilmiş ve sadece fotoğrafçılık
üzerine bilgilerle donatıldığı için daha ucuza mal
olmuş, nispeten basit bir modeli olabileceğine,
arkadaşlarımla yaptığımız uzun münakaşalar
sonunda, karar verdik.
Daha sonra, bizi çok ilgilendirmese de, laf arasında
Fotoğraf Komiserinden, Sanat Fotoğrafçısı
Ehliyetnamesi sahiplerinin bir süre sonra, isterlerse
Profesyonel Fotoğrafçılık Ehliyetnamesi'ne müracaat
edebileceklerini, ancak buna hak kazanırlarsa, düşük
fiyattan malzeme, Fotoğraf Komiserliğinden ekipman
kiralama, devlet destekli sergiler açabilme, yurt
dışında parasız eğitim görme, vs. gibi birtakım
haklarının ellerinden alınacağını öğrendik."
"Fotoğraf Komiseri'nin başkanlığında ve
ehemmiyetleri kendinden menkul güzide fotoğraf
sanatçılarımızdan oluşan çok özel bir komite Sanat
Fotoğrafçısı Ehliyetnamesi için yapılacak bütün
başvuruları tam bir gizlilik ve mutlaka tarafsızlık
içinde inceleyerek değer gördüğü kişilerle (veya
aileleriyle) özel mülakatlar yapacaktı. Bu mülakatta
ne konuşulacağı, sanatçı adayının portföy
getirmesinin istenip istenmeyeceği hep gizli tutulan
noktalardı (aramızda Sanat Ehliyetine müracaat etmek
isteyen biri erkek biri kız çok heyecanlı iki
öğrenci vardı). Sanatçılığın ölçülemeyeceğini
ve her adayın kendi öz koşulları içinde
değerlendirileceğini bu arkadaşların heyecanlı
soruları üzerine öğrendik. Biz yanından
ayrılırken, 'Fotoğraf sanatçılığı çok yüce ve
ulvî bir mevkîdir, bu seviyeye ulaşmak isteyenlerin
bazı birtakım fedakârlıklar ve feragâtler içinde
bulunmalarını talep etmek gayet tabîidir' diyordu
Fotoğraf Komiserimiz.
Bizim de genç zihinlerimize şu sual kazınmıştı:
'Acaba içimizden bu yüce konuma erişmek istemeye
cesaret edebilecek hiç kimse çıkacak mıydı?'
Bu tarihî görüşmenin üzerinden bir kaç hafta
geçtikten sonra bile halâ tesirinden
kurtulamamıştık. Sadece konuyu çıtlattığımız
kimi büyüklerimiz arasında meseleye farklı bir tavır
içinde yaklaşan yanlış düşünce sahiplerinin
olması bizi bir miktar üzmüştü. Bunlardan, ismi
lâzım değil, özellikle hepimizin saygı duyduğu
yaşlıca bir amcamız, Fotoğraf Komiserinin çok
ihtiraslı biri olduğunu ve işi bu kadarda
bırakmayacağını ileri sürerek, O'nun tıkır tıkır
işleyen bir Fotoğraf Komiserliği Üst Kurumu kurduktan
sonra, bunun benzerlerini başka durumlar için de
örgütlemeye çalışacağından korktuğunu
söylemişti. Amcamızın ilk aklına gelen Film Çekme
veya Sinemacılık Ehliyeti idi; iş bundan sonra iyice
çığrından çıktı, arkadaşlarla birlikte,
amcamızı iyice makaraya aldık: Evet, aynı
teşkilatlanma şemasına ve hiyerarşisine bağlı
kalarak, 'Müzik Yapma ve Şarkı Söyleme Ehliyeti',
'Açık Havada Yemek Yeme Ehliyeti', 'Sokaklarda Yürüme
Ehliyeti' bile düşünülebilirdi. 'Telefonla Konuşma'
(hele 'cep telefonu' için, çok faydalı olur!), 'Yazı
Yazma', 'Düşünme', 'Çocuk Yapma' (evlilik durumundan
bağımsız olarak) ilk ağızda aklımıza gelen diğer
ehliyet gerektirebilecek konulardı.
Böylece örgütlü bir denetim içinde, herkesin sadece
kalifiye olduğu tescil edilmiş işleri yapabileği bir
dünyada hayat ne kadar düzenli ve intizamlı olacaktı
kimbilir... Amcamızın bu mevzuya neden endişeyle
baktığını anlayamamıştım."
Ağustos 1999
Birinci Bölüm için
tıklayınız
|