Paralax Görsel Kültür Arşivi 023


  Bu Coğrafyada Fotoğrafya -devam-
Nazif Topçuoğlu


İkinci Bölüm (Fotoğraf Ehliyeti Projesi)

Elinizde tutmakta olduğunuz kitap baskıya hazırlanırken, evde biriken eski dergileri ve artık başvurmadığım, veya kimini hiçbir zaman okumadığım birtakım kitaplarımı satmak için gittiğim Ortaköy'deki sahafta Denizatlı'nın notlarının devamı niteliğinde bir defter ele geçirdim. Her ne kadar edebiyatta bu tür keşiflerin modasının geçtiğini duymaktaysam da, bu gerçeği belirtmeden edemedim. Üsluptan taviz vermemek için bulduğum hatıraları aynen yayınlamak zorunda olduğumu hissediyorum; bunlar günümüzün değişken koşullarında ilginç ve eğitici akıl yürütmelerin yolunu açabilir nitelikteler.

"Fotoğraf Komiseri, özel çalışma odasına çağırdığı ve benim de aralarında bulunduğum grubumuzun önde gelen liderleri konumundaki bir kaç kişiye gizli bir projesini açıklamıştı: Yakın zamanda, 'Fotoğrafçılık Ehliyetnamesi' kurumu ihdas edilecek ve fotoğraf çekmek isteyen herkesin yanında bu belgeden bulundurması gerekecekti! Öyle önüne gelen fotoğraf makinesine sarılıp istediği gibi şip şak fotoğraflar çekerek görsel dünyamızı kirletemeyecekti. Zaten yeteri kadar fotoğraf vardı. Yenilerinin de bir düzen içinde çekilmesi, bu işin bir tür zapt-ı rapt altına alınması zorunluydu.

Bu sözleri duyunca hafif bir ürperti geçirdim. Neden daha önce kimsenin aklına bu dahiyane plan gelmemişti, o kadar öykündüğümüz ileri Batı ülkelerinde (ve hatta Doğu'da) bile bildiğim kadarı böylesine örgütlü bir uygulama yoktu. Film ve malzeme alacak parası olan herkes istediği fotoğrafı çekebiliyordu. Fotoğraf Komiseri besbelli çevremizde başıbozuk bir biçimde artmış olan fotoğraf sayısını kontrol edebilmek ve çekilecek yeni fotoğrafların belli bir kalite düzeyini tutturabilmelerini sağlamak amacını güdüyordu.

Fotoğraf Komiserimizin çağını aşan bu ileri görüşlü önerisini hepimiz beğeniyle karşıladık, 'gizli' olduğu için de resmen açıklanıncaya kadar kimseye söz etmeyeceğimize dair Fotoğraf Komiseri'nin önünde yemin ettik. Gözlerimiz dolu dolu, tüylerimiz diken diken olmuş, memleketimizde fotoğraf sanatının sağlam bir koruyucusu olduğuna inancımız artmıştı. Artık düşmanlar bizden korkmalıydı, ehliyetname projesinin uygulamaya geçmesinden kısa bir süre sonra, bütün uluslararası fotoğraf yarışmalarında ilk sıraları alacağımızdan kuşkumuz yoktu. Fotoğraf Komiseri'nin odasından huşû içinde ve bu sırrı paylaşmanın verdiği hazla O'na karşı duyduğumuz sadakât ve bağlılık duygularımız bin kat artmış olarak ayrıldık."

"Şahit olduğum bu tarihî irşadı unutmamak için, bir mesuliyet duygusuyla, herkesten gizlediğim bu deftere Fotoğraf Ehliyeti Projesinin ana hatlarını yazmakla kendimi vazifelendirdim:

Fotoğraf makinesi veya film alırken, laboratuvarlara banyo için çekilmiş filmleri verirken, her seferinde bu ehliyetnamenin gösterilmesi zorunlu olacaktı. Hattâ, kurulacak 'Sivil Fotoğraf Polisi Teşkilatı' zaman zaman sokaklarda, açık veya kapalı mekânlarda fotoğraf çekmeye teşebbüs edenleri durdurup ehliyetlerini kontrol edebilecekti. Ehliyetsiz fotoğraf çekmenin cezası çok ağır olacaktı. Fotoğraf makinelerine hemen el konulabilecek, ehliyetsiz kullanılan filmin tamamı olay yerinde yakılacaktı.

Yalnız, burada halledilmesi gereken iki mesele vardı: Birincisi, cennet yurdumuzu ziyaret eden yabancılar için nasıl bir statü uygulanacaktı? Onların istedikleri gibi, gelişi güzel, fotoğraflar çekmelerine müsaade edilecek miydi? O zaman, kendi vatandaşlarımızı aşağı görmez, yabancıların onlardan üstün oldukları gibi bir kanaate sahip olduğumuz intiba'ını vermez miydik, hattâ, böyle bir kanaate sahip olduğumuz ortaya çıkmaz mıydı? Muhtemelen en iyi çare, yurda giriş yaptıkları esnada isteyen yabancı ziyaretçilere, geçici bir fotoğraf ehliyetnamesi makûl bir ücret karşılığında verilebilirdi. Bu en kolay ve âdil çözüm olacaktı.

İkinci mesele daha kompleks mevzuların mütaala edilmesini gerektiriyordu. Şöyle ki, acaba isteyen tüm vatandaşlara tek tip ehliyet mi verilmeliydi, yoksa farklı hevesleri olanlar farklı seviyelerdeki ehliyetlerle yetinmeli miydiler? Diğer taraftan, yeni başlayacakların yanısıra bir süredir -zaten- fotoğraf çekmekte olanların durumu ne olacaktı?

Önce farklı ehliyetnamelerin özellikleri üzerinde duruldu, böyle bir düzenlemede bir sınıftan bir üst sınıfa geçebilmenin yolları da belirlenmeliydi. Memleket iktisadını korumak açısından, dövizle ithal edilen fotoğrafik malzeme satışlarında da, her sınıfa farklı kontenjanlar ayrılmalı, üst harcama seviyelerine sınırlamalar getirilmeliydi. Ehliyetname ile birlikte verilecek Harcama Karnelerine her türlü alışveriş işlenebilir ve bunların yıllık bazda her sınıf için belli bir yekûnu aşmaması sağlanabilirdi.

Bu kadar gelişmiş ve detaylandırılmış bir organizasyonun kurulup çalışır hâle gelmesinin işsizlik meselesine de, kendi mütevazı boyutlarında da olsa, bir çare oluşturması beklenirdi."

"Fotoğraf Komiserimiz 8 yaşını geçmiş, okuma yazma bilen her Türk gencinin fotoğraf çekebileceğine inandığından, ehliyet alabilme yaşını bu kadar düşük tutmayı münasip bulmuştu. Ancak bu çocukların işleri de pek öyle zannedildiği kadar kolay olmayacaktı. İlk defa ehliyet almak isteyenler önce bir yeterlik sınavına alınacaklar, fotoğraf banyolarının terkipleri, kompozisyonun altın kuralları ve en son icat fotoğraf araçlarının özellikleri onlara sorulacaktı. Bu sınavda başarılı olanlar, 'fotoğraf çekebilir' anlamına gelen 'müptedî' ehliyetine sahip olacaklardı. Sınavda, ayrıca onların zihinsel açıdan hatalı olup olmadıklarını kontrol eden zekice gizlenmiş sorular yer alacaktı. Böylelikle, zararlı fikir sahiplerinin ve yanlış düşünenlerin körpe dimağları zehirleyecek fotoğraflar çekmeleri en baştan engellenebilecekti.

Bu temel ehliyete sahip olanlar arasından isteyenler en az 3 yıl sonra 'İleri Amatör' ehliyeti için daha zor teorik bir sınava girebileceklerdi. Bu sınava kabul edilebilmek için, ilk önce çekmiş oldukları fotoğrafları ve ellerindeki ekipmanı sınav jürisine göstermeleri ve onay almaları gerekiyordu. Jüri şüphe duyarsa, gösterilen fotoğrafların gerçekten de o İleri Amatör Ehliyetnamesi adayı tarafından çekildiğinin ispat edilmesini isteyebilirdi. Bunun için negatifin bulunması birinci şarttı. Ayrıca fotoğrafın çekildiği kamera da gösterilmeliydi. Duruma göre 2'den az olmamak üzere şahit de istenebilecekti. Bu şahitlerin de fotoğraf ehliyeti sahibi olmaları tercih sebebiydi. Hatta bir adet ehliyetli şahidin iki ehliyetsiz şahide tekâbül edeceğinin kurala bağlanması bile tartışılmaktaydı.

İleri Amatör Ehliyetnamesi'ne sahip olanların artık başkaca bir ehliyet almalarına gerek yoktu. Kıdemlerine göre, her iki yılda bir, istihkâk edebilecekleri azami malzeme miktarı arttırılacaktı."

"Bir de fotoğraf çekerek para kazanmak isteyenler vardı. Bu ihtiraslı grubun mensupları için de Profesyonel Fotoğrafçılık Ehliyetnamesi ihdas edilecekti.

Meslekî teşekküllerden, sendikalardan ve ticaret odalarından gelecek temsilcilerin meydana getireceği bir ana komiteye, fotoğrafçıların çalışmak istedikleri dallara göre ilaveler yapılarak, basın, reklam veya vesikalık dallarındaki farklı ehliyetleri verecek jüriler ortaya çıkacaktı.

Bu jürilerin oldukça sıkı davranmaları beklenmeliydi. Burada teknik olduğu kadar, ticarî bilgi ve beceri derecesinin de ölçülmesine çalışılacaktı. Ayrıca yüce devletimizin temsilcileri, her zaman yapageldikleri biçimde millî menfaatleri gözönünde bulundurarak bu sınav sonuçlarında görecekleri lüzum üzerine söz sahibi olabileceklerdi."

"Sanat fotoğrafçısı ehliyeti almak ise, hem en zoru hem de en kolayıydı. Dahiyane bir buluşla, Hârika Çocukların önlerini kapamamak için, Fotoğraf Komiserimiz başvurma yaşını 'Üç' olarak belirlemişti. Bunun dışında da, her zaman sözünü ettiği Sanatın Sınırsız Hürriyetine olan saygısından dolayı, müracaat etmek için başkaca hiçbir ön şart koşulmasına taraftar değildi. (Tabii, bu durumda ebeveynlere büyük sorumluluk düşüyordu: O yaştaki normal bir çocuğun, veya bir iki yaş büyük de olsa, bırakınız fotoğraf çekmeyi, makineye film takmakta bile ellerinin koordinasyonu tam gelişmediği için zorlanacağı aşîkârdı.)"

"Sanat Fotoğrafçısı Ehliyetnamesi'ne hak kazanacakların seçimi, karmaşık düzenlemelerden oluşan mekano-optik bir 'Sanatmetre' aygıtının yardımıyla yapılacaktı. Fotoğraf Komiserinin muhteşem maun çalışma masasının karşısında duran ve sadece kısa bir süre göz ucuyla inceleyebildiğimiz bir şemaya göre, bu üzerinde bir takım düğmeler, kollar ve kendi kendine çalan piyanolardaki melodileri (veya eski tekstil makinelerindeki desenleri) aklında tutan delikli kartların sokulabilmesine imkân sağlayan düzenekler olan metal bir makineydi. Aklımızın almadığı bu tertibatın Çekoslavakya'da ki bir laboratuvarda büyük güçler için gizlice çalışan bir alimler grubu tarafından yakın zamanlarda icad edildiği söylenen, Robotik Uygarmetre'nin memleketimiz koşullarına adapte edilmiş ve sadece fotoğrafçılık üzerine bilgilerle donatıldığı için daha ucuza mal olmuş, nispeten basit bir modeli olabileceğine, arkadaşlarımla yaptığımız uzun münakaşalar sonunda, karar verdik.

Daha sonra, bizi çok ilgilendirmese de, laf arasında Fotoğraf Komiserinden, Sanat Fotoğrafçısı Ehliyetnamesi sahiplerinin bir süre sonra, isterlerse Profesyonel Fotoğrafçılık Ehliyetnamesi'ne müracaat edebileceklerini, ancak buna hak kazanırlarsa, düşük fiyattan malzeme, Fotoğraf Komiserliğinden ekipman kiralama, devlet destekli sergiler açabilme, yurt dışında parasız eğitim görme, vs. gibi birtakım haklarının ellerinden alınacağını öğrendik."

"Fotoğraf Komiseri'nin başkanlığında ve ehemmiyetleri kendinden menkul güzide fotoğraf sanatçılarımızdan oluşan çok özel bir komite Sanat Fotoğrafçısı Ehliyetnamesi için yapılacak bütün başvuruları tam bir gizlilik ve mutlaka tarafsızlık içinde inceleyerek değer gördüğü kişilerle (veya aileleriyle) özel mülakatlar yapacaktı. Bu mülakatta ne konuşulacağı, sanatçı adayının portföy getirmesinin istenip istenmeyeceği hep gizli tutulan noktalardı (aramızda Sanat Ehliyetine müracaat etmek isteyen biri erkek biri kız çok heyecanlı iki öğrenci vardı). Sanatçılığın ölçülemeyeceğini ve her adayın kendi öz koşulları içinde değerlendirileceğini bu arkadaşların heyecanlı soruları üzerine öğrendik. Biz yanından ayrılırken, 'Fotoğraf sanatçılığı çok yüce ve ulvî bir mevkîdir, bu seviyeye ulaşmak isteyenlerin bazı birtakım fedakârlıklar ve feragâtler içinde bulunmalarını talep etmek gayet tabîidir' diyordu Fotoğraf Komiserimiz.

Bizim de genç zihinlerimize şu sual kazınmıştı: 'Acaba içimizden bu yüce konuma erişmek istemeye cesaret edebilecek hiç kimse çıkacak mıydı?'

Bu tarihî görüşmenin üzerinden bir kaç hafta geçtikten sonra bile halâ tesirinden kurtulamamıştık. Sadece konuyu çıtlattığımız kimi büyüklerimiz arasında meseleye farklı bir tavır içinde yaklaşan yanlış düşünce sahiplerinin olması bizi bir miktar üzmüştü. Bunlardan, ismi lâzım değil, özellikle hepimizin saygı duyduğu yaşlıca bir amcamız, Fotoğraf Komiserinin çok ihtiraslı biri olduğunu ve işi bu kadarda bırakmayacağını ileri sürerek, O'nun tıkır tıkır işleyen bir Fotoğraf Komiserliği Üst Kurumu kurduktan sonra, bunun benzerlerini başka durumlar için de örgütlemeye çalışacağından korktuğunu söylemişti. Amcamızın ilk aklına gelen Film Çekme veya Sinemacılık Ehliyeti idi; iş bundan sonra iyice çığrından çıktı, arkadaşlarla birlikte, amcamızı iyice makaraya aldık: Evet, aynı teşkilatlanma şemasına ve hiyerarşisine bağlı kalarak, 'Müzik Yapma ve Şarkı Söyleme Ehliyeti', 'Açık Havada Yemek Yeme Ehliyeti', 'Sokaklarda Yürüme Ehliyeti' bile düşünülebilirdi. 'Telefonla Konuşma' (hele 'cep telefonu' için, çok faydalı olur!), 'Yazı Yazma', 'Düşünme', 'Çocuk Yapma' (evlilik durumundan bağımsız olarak) ilk ağızda aklımıza gelen diğer ehliyet gerektirebilecek konulardı.

Böylece örgütlü bir denetim içinde, herkesin sadece kalifiye olduğu tescil edilmiş işleri yapabileği bir dünyada hayat ne kadar düzenli ve intizamlı olacaktı kimbilir... Amcamızın bu mevzuya neden endişeyle baktığını anlayamamıştım."

Ağustos 1999


Birinci Bölüm için tıklayınız


| Nazif Topçuoğlu'ya Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |