| |
Neye Niyet Neye Kısmet
Nazif
Topçuoğlu
Belli ki iyi niyetli bir heyecan ve kızgınlıkla
yazılmış olan Murat Germen'in yazısı (paralaX 020) katılmakta ve anlamakta
zorlandığım birkaç nokta içeriyor; bunları hem
yazarla hem de aydın paralaX
okuyucularıyla paylaşmak istedim. Bu sayede
fotoğraf-sanat bağlamında kimi temel konunun tekrar
gözden geçirilmesi de mümkün olacak. Aşağıda
yazdıklarımın bir bölümü çok basit ve bilinen
şeyler olabilir, ancak farklı düzeylerde okuyucuların
bulunduğunu da kabul etmeliyiz.
1. Sanırım tartışmaların
temelinde niyet ile ilgili
anlaşmazlıklar yer alıyor. "İyi Fotoğraf
Nasıl Oluyor Yani"de de belirttiğim gibi
aklı başında okur yazar herkes iyi bir fotoğraf
çekebilir, hobi olarak, kendi zevki için, aile
arasinda, arkadaşlarıyla, iş icabı, vs. vs. ve hatta
bir 'meslek' olarak, yerine göre!
Fakat iletişim-diyalog ve özellikle de sanat gibi
konular tartışıldığı zaman, bu çekilen
fotoğraf(lar)ın kendilerini bu alanlarda geliştirmiş
başka insanları da alakadar etmesi beklenir. Sanatsal
bağlamda bu fotoğrafların (sanatçının yaptığı
işlerin) bir body of work (sanatçıya ait bir
grup iş) olarak, süreklilik içinde bir takım
yenilikler, keşifler, buluşlar, atılım, avangardlık,
çağdaşlık falan gibi kavramlarla tanımlanan
özellikler içermesi gerekir, yoksa herkes birbirine
benzer rastgele işleri tekrarlar durur ve belli bir
beceriyle de yapılsa bu işler sıkıcı, anlamsız,
tatsız olur ve çekenlerden başkasını da pek
ilgilendirmez.
Örneğin 'belgesel' tabir edilen türdeki
fotoğrafların içinde bulunduğu sanatsal anlamdaki
çıkmaz da buradan kaynaklanmaktadır. İşe bir zanaat
(veya applied art karşılığı, "uygulamalı
sanat") düzeyinde bakıldığı zaman, dünya
üzerinde bunu belli bir beceriyle gerçekleştiren
yüzlerce - binlerce - (milyonlarca?) fotoğrafçı
vardır ve hepsi aşağı yukarı birbirine eşdeğer
olan, iyi kalitede işler üretmektedirler; bunların
benzerleri, hatta daha iyileri, ilkleri de zaten daha
önceden üretilmiştir. Dolayısıyla, evet günümüzde
bir sürü iyi fotoğraf çeken vardır, fakat, hayır,
bu fotoğrafların çağdaş 'sanat' bağlamında bir
önemleri, yerleri, anlamları yoktur. Ancak, hobi olarak
veya işlevsel-fonksiyonel olarak yerleri tartışılmaz.
Aynı sav örneğin reklâm fotoğrafçılığı için de
ileri sürülebilir. (Örneğin, Paolo Roversi'nin
geçmişteki işlerinin aynısını çeken 'yerli'
fotoğrafçılarımız var diye gurur mu duymamız
gerekiyor?) Peki, konuları 'gerçek dünya' olan ve
sanatsal bir yenilik getiren (çoğu kez de işlevsel
olmayan) işler, bunları üreten sanatçılar yok mudur?
Tabii ki vardır: Nan Goldin, Wolfgang Tillmans vs. vs.
Ama bunların işleri de, Germen'in nedense nefret
duyduğu, "konu birliği, konsept ya da herşeyi
biraraya getiren bir ana tema" ortaklığına
sahiptirler, özellikle aynı sanatçının elinden
çıktıkları için, ve -onun imzası gibi- taklit
edilmeleri sahtekârlık sayılacağı için! (Bu arada
Germen'in kavram (konsept) birliği taşıyan bir grup
işin illa da "Kavramsal Sanat"
sayılması gerektiği -veya öbür türlü- gibi bir
yanılsama içinde olmadığını umarım, yazıdan pek
anlaşılmıyor!)
Tüm üzerinde durduğum da bu, eskiden beri sözü
edilen sanat ile zanaat arasındaki fark; zaten Germen de
yazısının sonunda farkında olmadan (?) bir kavram
karışıklığı sorunu ile muzdarip olduğunu ele
veriyor: "Amerika'da aldığım bir fotoğraf
dersinde mesleğe karşı
tutumunu çok olumlu bulduğum bir hoca, 'Herhangi bir
kişi, herhangi bir yerde, herhangi bir makine ile
dünyanın en güzel fotoğrafını çekebilir' diyerek
fotoğrafın sadece belli bir kesime ait olmadığını
anlatmaya çalışıyordu." (İtalik benim.)
2.
İkinci
takıldığım nokta ve belki de daha önemlisi, bu
yazının ana fikir olarak çevresinde geliştiği
fotoğrafçılıkta aidiyet sorunundan neyin "murad
edildiğini" hiç anlayamamam: "Fotoğrafın
birine ait olması" ne demek? "Fotoğraf
Komiseri" yazılarımdaki gibi fotoğraf
çekmenin belli bir izin gerektirdiği muhayyel
"1984" durumlarından mı söz ediliyor? Yani
memlekette bilmediğimiz bir de 'fotoğraf çekme
yasası', ve 'Fotoğrafçılık RTÜK'ü' mü var?
İsteyen istediğini çekemiyor mu? Yoksa sorun
'kitlelere ulaşamamak', yeterince beğeni ve takdir
görememek, para kazanamamak mı? Birileri yaptığınız
işi eleştiriyor ise, bu 'fotoğraf onlara ait' mi demek
oluyor? Gerçekten anlamıyorum!
Tabii burada korkulacak bir başka anlayışın da
gizliden gizliye bulunması olasılığından söz
edebiliriz. Üzerinde düşünülünce,
fotoğrafçılığın 'birine ait olmasından'
safça söz edilebilmesinin bile ne kadar tehlikeli
olduğu anlaşılır. Çünkü bu durumdan şikayet
edenler kendilerini şikayet edilen ile aynı konuma
getirmektedirler. Sanki aslında onlar da 'fotoğrafa
sahip olmak' istemektedirler. Özetle, "Fotoğraf
şu anda falancaya ait, fakat bana/bize ait olsa her şey
ne kadar iyi olacak," biçiminde anlaşılabilecek
böylesi bir düşünceyi de kendime yakın
görmediğimi, buna katılamadığımı belirtmeliyim.
Sonuçta durumdan şikayet eden herkesin de birer
"Fotoğraf Komiseri" olmak istediği, aslında
böyle bir müessesenin varlığına değil, orayı
işgal eden(ler)in kimliğine ve inançlarına karşı
olduğu izlenimi doğmaktadır.
Tartışma, farklı iş ve düşünceleri ortaya
koyabilme, bir özgüven sorunu ve kişiye ait bir
sorumluluk değil mi? Yaptığınız işi ve
fikirlerinizi çeşitli forumlarda izleyici/dinleyiciye
sunmak ve onlara erişebilmeye çabalamaktan daha doğal
ne olabilir? Sözkonusu olan bir güzellik yarışması
değil ki, bin fikir çıksın bin resim açsın, isteyen
istediğini beğenir!
3. Fotoğraf/sanat bağlamında
kolay soruların tümünün sorulup cevaplandığını
kabul etmemiz gerekiyor. Bu gerçeği anlamak ve kavramak
için de geçmişi ve günümüzü bilmemiz ve kendimizi
sürekli eğitmemiz gerekli. Serinkanlılıkla konumumuzu
gözden geçirip gayretlerimizi ne yöne
yoğunlaştıracağımıza karar vermeliyiz. Kısacası
kolay cevaplara ve özellikle boğucu yerel kültürel
(?) ortamımızın verdiği kızgınlıkla söylenmiş
sözlere -bu kızgınlık haklı da olsa- fazla itibar
edemiyorum.
EK:
Orhan Cem Çetin'in
"Sanat Geldi Hoş Geldi (I)"
yazısını Hakan Akçura'nın sondajlamasıyla,
gecikerek de olsa gördükten sonra, "foto-jurnalist
mafya"nın fotoğraf dünyamızdaki tahakkümü
kadar, sanat dünyamızda da bir "kavramsal sanatist
mafya"dan yaygın tedirginlik duyulduğunu
hissediyorum! (Ve bir miktar hak veriyorum.)
Benim münzevi dünyamda böyle mafyozo durumlara
aldırmamak mutlaka daha kolaydır. Fakat, gene de
birşey üretmek isteyen gençlerin ellerini durdurmamak
için bu tür beyinsel engellere itibar etmemeye
çalışmalarını salık vermem gerekir. Yukarıda da
belirtmeye çalıştığım gibi, inanarak yapılan iyi
işlerin, sonunda izleyicisini bulacağına güvenmek
zorundayız. Oto sansürden uzak durmak gerek! (Bu laflar
biraz mahallenin dedesinden gelir gibi oldu ama neyse...)
NOT: bu yazının bir
bölümü, Geniş Açı'nın Mart 2001 sayısında, Optik
Zamanlar köşemde farklı biçimde yer alacaktır,
devamını orada bulabilirsiniz...
Şubat 2001
|