Paralax Görsel Kültür Arşivi 026


  Neye Niyet Neye Kısmet
Nazif Topçuoğlu



Belli ki iyi niyetli bir heyecan ve kızgınlıkla yazılmış olan Murat Germen'in yazısı
(paralaX 020) katılmakta ve anlamakta zorlandığım birkaç nokta içeriyor; bunları hem yazarla hem de aydın paralaX okuyucularıyla paylaşmak istedim. Bu sayede fotoğraf-sanat bağlamında kimi temel konunun tekrar gözden geçirilmesi de mümkün olacak. Aşağıda yazdıklarımın bir bölümü çok basit ve bilinen şeyler olabilir, ancak farklı düzeylerde okuyucuların bulunduğunu da kabul etmeliyiz.

1. Sanırım tartışmaların temelinde niyet ile ilgili anlaşmazlıklar yer alıyor. "İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani"de de belirttiğim gibi aklı başında okur yazar herkes iyi bir fotoğraf çekebilir, hobi olarak, kendi zevki için, aile arasinda, arkadaşlarıyla, iş icabı, vs. vs. ve hatta bir 'meslek' olarak, yerine göre!

Fakat iletişim-diyalog ve özellikle de sanat gibi konular tartışıldığı zaman, bu çekilen fotoğraf(lar)ın kendilerini bu alanlarda geliştirmiş başka insanları da alakadar etmesi beklenir. Sanatsal bağlamda bu fotoğrafların (sanatçının yaptığı işlerin) bir body of work (sanatçıya ait bir grup iş) olarak, süreklilik içinde bir takım yenilikler, keşifler, buluşlar, atılım, avangardlık, çağdaşlık falan gibi kavramlarla tanımlanan özellikler içermesi gerekir, yoksa herkes birbirine benzer rastgele işleri tekrarlar durur ve belli bir beceriyle de yapılsa bu işler sıkıcı, anlamsız, tatsız olur ve çekenlerden başkasını da pek ilgilendirmez.

Örneğin 'belgesel' tabir edilen türdeki fotoğrafların içinde bulunduğu sanatsal anlamdaki çıkmaz da buradan kaynaklanmaktadır. İşe bir zanaat (veya applied art karşılığı, "uygulamalı sanat") düzeyinde bakıldığı zaman, dünya üzerinde bunu belli bir beceriyle gerçekleştiren yüzlerce - binlerce - (milyonlarca?) fotoğrafçı vardır ve hepsi aşağı yukarı birbirine eşdeğer olan, iyi kalitede işler üretmektedirler; bunların benzerleri, hatta daha iyileri, ilkleri de zaten daha önceden üretilmiştir. Dolayısıyla, evet günümüzde bir sürü iyi fotoğraf çeken vardır, fakat, hayır, bu fotoğrafların çağdaş 'sanat' bağlamında bir önemleri, yerleri, anlamları yoktur. Ancak, hobi olarak veya işlevsel-fonksiyonel olarak yerleri tartışılmaz. Aynı sav örneğin reklâm fotoğrafçılığı için de ileri sürülebilir. (Örneğin, Paolo Roversi'nin geçmişteki işlerinin aynısını çeken 'yerli' fotoğrafçılarımız var diye gurur mu duymamız gerekiyor?) Peki, konuları 'gerçek dünya' olan ve sanatsal bir yenilik getiren (çoğu kez de işlevsel olmayan) işler, bunları üreten sanatçılar yok mudur? Tabii ki vardır: Nan Goldin, Wolfgang Tillmans vs. vs. Ama bunların işleri de, Germen'in nedense nefret duyduğu, "konu birliği, konsept ya da herşeyi biraraya getiren bir ana tema" ortaklığına sahiptirler, özellikle aynı sanatçının elinden çıktıkları için, ve -onun imzası gibi- taklit edilmeleri sahtekârlık sayılacağı için! (Bu arada Germen'in kavram (konsept) birliği taşıyan bir grup işin illa da "Kavramsal Sanat" sayılması gerektiği -veya öbür türlü- gibi bir yanılsama içinde olmadığını umarım, yazıdan pek anlaşılmıyor!)

Tüm üzerinde durduğum da bu, eskiden beri sözü edilen sanat ile zanaat arasındaki fark; zaten Germen de yazısının sonunda farkında olmadan (?) bir kavram karışıklığı sorunu ile muzdarip olduğunu ele veriyor: "Amerika'da aldığım bir fotoğraf dersinde mesleğe karşı tutumunu çok olumlu bulduğum bir hoca, 'Herhangi bir kişi, herhangi bir yerde, herhangi bir makine ile dünyanın en güzel fotoğrafını çekebilir' diyerek fotoğrafın sadece belli bir kesime ait olmadığını anlatmaya çalışıyordu." (İtalik benim.)

2. İkinci takıldığım nokta ve belki de daha önemlisi, bu yazının ana fikir olarak çevresinde geliştiği fotoğrafçılıkta aidiyet sorunundan neyin "murad edildiğini" hiç anlayamamam: "Fotoğrafın birine ait olması" ne demek? "Fotoğraf Komiseri" yazılarımdaki gibi fotoğraf çekmenin belli bir izin gerektirdiği muhayyel "1984" durumlarından mı söz ediliyor? Yani memlekette bilmediğimiz bir de 'fotoğraf çekme yasası', ve 'Fotoğrafçılık RTÜK'ü' mü var? İsteyen istediğini çekemiyor mu? Yoksa sorun 'kitlelere ulaşamamak', yeterince beğeni ve takdir görememek, para kazanamamak mı? Birileri yaptığınız işi eleştiriyor ise, bu 'fotoğraf onlara ait' mi demek oluyor? Gerçekten anlamıyorum!

Tabii burada korkulacak bir başka anlayışın da gizliden gizliye bulunması olasılığından söz edebiliriz. Üzerinde düşünülünce, fotoğrafçılığın 'birine ait olmasından' safça söz edilebilmesinin bile ne kadar tehlikeli olduğu anlaşılır. Çünkü bu durumdan şikayet edenler kendilerini şikayet edilen ile aynı konuma getirmektedirler. Sanki aslında onlar da 'fotoğrafa sahip olmak' istemektedirler. Özetle, "Fotoğraf şu anda falancaya ait, fakat bana/bize ait olsa her şey ne kadar iyi olacak," biçiminde anlaşılabilecek böylesi bir düşünceyi de kendime yakın görmediğimi, buna katılamadığımı belirtmeliyim. Sonuçta durumdan şikayet eden herkesin de birer "Fotoğraf Komiseri" olmak istediği, aslında böyle bir müessesenin varlığına değil, orayı işgal eden(ler)in kimliğine ve inançlarına karşı olduğu izlenimi doğmaktadır.

Tartışma, farklı iş ve düşünceleri ortaya koyabilme, bir özgüven sorunu ve kişiye ait bir sorumluluk değil mi? Yaptığınız işi ve fikirlerinizi çeşitli forumlarda izleyici/dinleyiciye sunmak ve onlara erişebilmeye çabalamaktan daha doğal ne olabilir? Sözkonusu olan bir güzellik yarışması değil ki, bin fikir çıksın bin resim açsın, isteyen istediğini beğenir!

3. Fotoğraf/sanat bağlamında kolay soruların tümünün sorulup cevaplandığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu gerçeği anlamak ve kavramak için de geçmişi ve günümüzü bilmemiz ve kendimizi sürekli eğitmemiz gerekli. Serinkanlılıkla konumumuzu gözden geçirip gayretlerimizi ne yöne yoğunlaştıracağımıza karar vermeliyiz. Kısacası kolay cevaplara ve özellikle boğucu yerel kültürel (?) ortamımızın verdiği kızgınlıkla söylenmiş sözlere -bu kızgınlık haklı da olsa- fazla itibar edemiyorum.


EK:

Orhan Cem Çetin'in "Sanat Geldi Hoş Geldi (I)" yazısını Hakan Akçura'nın sondajlamasıyla, gecikerek de olsa gördükten sonra, "foto-jurnalist mafya"nın fotoğraf dünyamızdaki tahakkümü kadar, sanat dünyamızda da bir "kavramsal sanatist mafya"dan yaygın tedirginlik duyulduğunu hissediyorum! (Ve bir miktar hak veriyorum.)

Benim münzevi dünyamda böyle mafyozo durumlara aldırmamak mutlaka daha kolaydır. Fakat, gene de birşey üretmek isteyen gençlerin ellerini durdurmamak için bu tür beyinsel engellere itibar etmemeye çalışmalarını salık vermem gerekir. Yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, inanarak yapılan iyi işlerin, sonunda izleyicisini bulacağına güvenmek zorundayız. Oto sansürden uzak durmak gerek! (Bu laflar biraz mahallenin dedesinden gelir gibi oldu ama neyse...)


NOT: bu yazının bir bölümü, Geniş Açı'nın Mart 2001 sayısında, Optik Zamanlar köşemde farklı biçimde yer alacaktır, devamını orada bulabilirsiniz...

Şubat 2001


| Nazif Topçuoğlu'ya Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |