Paralax Görsel Kültür Arşivi 027


  Çağdaş Sanatta Fotoğrafçı Kullanımı*
Orhan Cem Çetin



"Benden filanca konuda bir yazı istendiğinde..." diye başlayan yazılar vardır. Gördüğünüz gibi bu da o yazılardan biri.

Benden çağdaş sanatta fotograf kullanımı hakkında bir yazı istendiğinde, doğrusu biraz yadırgadım. Zira, ülkemizde çağdaş sanatta fotograf kullanımı konusunda yetkin olanlar fotografçılar değil, başka disiplinlerden gelenler. Ya da öyle sayılıyor. Öyle ki, bir fotografçı, fotograf dünyasındaki genel trendlerin dışına çıkıp çağdaş sanata benzer bir iş yaptığında bile çoğu kez dikkate alınmıyor, bir mucize olup kabul gördüğünde ise fotografçının fotografçılığından şüphe ediliyor. En başta da diğer fotografçılar tarafından. Bir fotografçının böyle işler yapabileceğine ihtimal verilmiyor. Bu önyargı Türkiyeli fotografçılarla da sınırlı değil. Çok ünlü bir ressamımız, bir konuşmamız sırasında Cindy Sherman'ın özportrelerinden "fotografçısı belirtilmemiş" diye söz edebilmişti.

Bir fotografçı olarak benden de bu yazıda olsa olsa fotografik görüntünün doğasından söz etmem bekleniyordur, diye düşünüyorum, çağdaş sanat bağlamında. Fotografik görüntünün diğer "resimlerden" farkı nedir? Fotografik görüntü gerçek hayatı, gerçekliği hatırlatır. İzlenen görüntünün gerçek hayattan alındığı iddiasını taşır. Gerçi bu illüzyon, sentetik fotografik görüntülerin ve digital görüntü işleme yazılımlarını kullananların sayısının artmasıyla gün geçtikçe zayıflamaktadır. Ve tuhaftır ki, son dönemde fotografik görüntüler kusursuzlaştıkça inandırıcılıkları azalmakta, profesyonel fotografçının elinden çıktığı duygusu nedeniyle kurgulanmış, dönüştürülmüş olabileceği şüphesi uyanmaktadır. Tam tersine, fotografik görüntüler ne kadar kalitesiz ve acemi işi gibi görünüyorsa, o kadar el değmemiş, o kadar "gerçek" izlenimi uyandırıyor. Fotografçılar bunun farkında bile değil. Kafalarını kaliteyle öylesine bozmuşlar ki, bu değişimin farkına varsalar bile kaliteden, fetişlerinden taviz vermeyi kendilerine yediremezler. (Yazının bundan sonraki bölümünde "fotografçı" dendiğinde fetiş uykusundan uyanabilmeyi başarmış fotografçılar kastedilmiştir.) Öte yanda başka disiplinlerden gelenlerin böyle tasaları yok. Örneğin Bülent Erkmen, öteden beri basit amatör fotograf makineleriyle kendi çektiği bazı "vasat" fotografları sırf yukarıda anlatılan nedenlerle tasarımlarında kullanabiliyor ve biliyor musunuz, sadece fotografçılardan eleştiri alıyor. Vahit Tuna ve Esen Karol gibi grafik tasarımcıların da benzer çalışmalarını görüyoruz.

Öte yanda fotografçılar, ellerindeki değeri giderek yükselen, sayısız kullanım biçimlerine açık, üstüne gidilebilecek sayısız ve derin kullanım alışkanlıkları bulunan bu benzersiz malzemenin adeta esiri olmuşlar. Bu gözde malzemeye hakim olduklarının ve bundan kaynaklanan önemli avantajlarının farkında değiller. Sanatta işçilikten çok düşüncenin öne geçtiği günümüzde, kendilerini hiç kafa yormaksızın sanatçı sayan fotografçılar biraz zahmet edip fotograflarla birlikte düşünce de üretseler, şimdi ellerinde altın fırsat var.

Üstelik başka disiplinlerden gelen bazı plastik sanatçılar da kusursuzun peşindeler ve onlar da fotografçı kullanıyorlar. Kişisel işleri de olan, ancak ticari fotograftan hayatını kazanan, "sanatçının dilinden anlayan" fotografçılara gidiyorlar. Bu fotografçılar sanatçının dilinden anlamakla kalmıyorlar. Meslek gereği tarif üzerine, sipariş üzerine görüntü üretme alışkanlıkları ve her işin altından kalkacak donanımları var. Fotografçı kullanan sanaçı için biçilmiş kaftan; eski usul bir usta. Yap diyorsun, alasını yapıyor. Ortaya bir iş çıkıyor. Ticari hayatta işin altına fotografçı imza atar, tarifi yapan ikinci planda kalırken, burada denge tam tersine dönüyor. Bari ortak üretim sayılsa. O da yok. Burada bir makine parçası üretilmiyor ki, aynı teknik çizimle hangi ustaya gitsen ortaya üç aşağı beş yukarı aynı ürün çıksın. Tarif üzerine bir yorum yapılıyor. Başka bir fotografçıya gidilse ortaya başka bir şey çıkacak. Bu gerçek ne yazık ki göz ardı ediliyor. Fotografçı zaten kendisine yapılan haksızlığın farkında bile değil. Hatta tam tersine, mutlu, gururlu.

Bu yöntemle, yani fotografçı kullanarak üretilmiş fotografik görüntülerle sanatçının kendi görüntülerini üretmesi arasında önemli bir süreç farkı olduğunu düşünüyorum. Sanatta kategorilere algının ön şartı kabul edildiklerinde karşı olmama karşın, bir süre önce Pamukbank Fotograf Galerisi'nde izlenen ve çağdaş sanatta fotograf kullanımını örneklediği söylenen Kem Göz Has Bakış sergisinde her iki tür işin birlikte ele alınmasını da aynı nedenle yadırgamıştım.

Kişisel tecrübelerime gelince; -eğer merak ediyorsanız- "fotografçı bakışı" diye bir şey bence var. Neden olmasın ki? Fotografçı kullananlar, fotografçıların sadece işaret parmağını değil bu özel bakışını da kullanmayı bilmeliler. Bugüne dek tiyatrodan heykele, müzikten edebiyata, farklı disiplinlerden birçok sanatçıyla salt belgelemekten tutun da, yukarıda söz ettiğim reçeteli kurguya dek fotografçı kimliğimle iş yaptım. Ortaya şöyle bir manzara çıktı: Fotografçıya (bana) güven duyulup kendi haline bırakıldığında ve herkes kendi işini yaptığında çok daha yaratıcı ve gerçekten disiplinlerarası denebilecek ve herkesin her anlamda içine sinen ürünler elde ediliyor. Şunu da hatırlayalım: İnsanlar yapılabileceğini düşündükleri sınırlar içinde hayal kurarlar. Dikkat ederseniz ütopyaların bile bir mantık sınırı var. Fotograftan söz edecek olursak, bu malzemenin sınırlarını da müsaade ederseniz en iyi bir fotografçı bilir. Fotografçı en azından kendi yeteneğinin sınırlarını bilir (umarım).

Çağdaş sanatta fotograf kullanımı hakkında başka ne söylenebilir tam bilemiyorum. Akla gelebilecek her türlü malzeme her türlü bağlamda sanatçının nesnesi olabilirken, fotograf gibi gündelik hayatta su içer gibi tükettiğimiz, dünyanın en büyük bütçeli sektörlerinden birini oluşturan, üstelik adeta insan psikolojisine önceden yerleştirilmiş özel bir gediğe cuk oturan bu malzeme, çağdaş sanatın haydi haydi nesnesi olacaktır. Hem de çok daha fazla bağlamda, çok daha fazla biçimde. Burada bir döküm yapmanın anlamı olmadığını düşünüyorum. Her türlü sınıflandırma çabası sanata da fotografa da haksızlık olacaktır. Özetle, neden çağdaş sanatta sepet ya da ne bileyim, boncuk kullanımını değil de fotograf kullanımını konuşuyoruz acaba? Yani nesini konuşuyoruz? Ne dersiniz?

Nisan 2000

*Bu yazı, art-ist güncel sanat seçkisi'nin üçüncü sayısında yer almıştır. Yazının başlığı, art-ist'te yazarın fikri sorulmadan FOTOĞRAF-(ÇI) biçiminde degistirilmistir. Bu yazı, paralaX'ta art-ist'in fikri sorulmadan yayınlanmaktadır.


| Orhan Cem Çetin'e Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |