| |
Çağdaş Sanatta Fotoğrafçı Kullanımı*
Orhan
Cem Çetin
"Benden filanca konuda bir yazı istendiğinde..."
diye başlayan yazılar vardır. Gördüğünüz gibi bu
da o yazılardan biri.
Benden çağdaş sanatta fotograf kullanımı hakkında
bir yazı istendiğinde, doğrusu biraz yadırgadım.
Zira, ülkemizde çağdaş sanatta fotograf kullanımı
konusunda yetkin olanlar fotografçılar değil, başka
disiplinlerden gelenler. Ya da öyle sayılıyor. Öyle
ki, bir fotografçı, fotograf dünyasındaki genel
trendlerin dışına çıkıp çağdaş sanata benzer bir
iş yaptığında bile çoğu kez dikkate alınmıyor,
bir mucize olup kabul gördüğünde ise fotografçının
fotografçılığından şüphe ediliyor. En başta da diğer
fotografçılar tarafından. Bir fotografçının böyle
işler yapabileceğine ihtimal verilmiyor. Bu önyargı Türkiyeli
fotografçılarla da sınırlı değil. Çok ünlü bir
ressamımız, bir konuşmamız sırasında Cindy Sherman'ın
özportrelerinden "fotografçısı belirtilmemiş"
diye söz edebilmişti.
Bir fotografçı olarak benden de bu yazıda olsa olsa
fotografik görüntünün doğasından söz etmem
bekleniyordur, diye düşünüyorum, çağdaş sanat bağlamında.
Fotografik görüntünün diğer "resimlerden"
farkı nedir? Fotografik görüntü gerçek hayatı, gerçekliği
hatırlatır. İzlenen görüntünün gerçek hayattan alındığı
iddiasını taşır. Gerçi bu illüzyon, sentetik
fotografik görüntülerin ve digital görüntü işleme
yazılımlarını kullananların sayısının artmasıyla
gün geçtikçe zayıflamaktadır. Ve tuhaftır ki, son dönemde
fotografik görüntüler kusursuzlaştıkça inandırıcılıkları
azalmakta, profesyonel fotografçının elinden çıktığı
duygusu nedeniyle kurgulanmış, dönüştürülmüş
olabileceği şüphesi uyanmaktadır. Tam tersine,
fotografik görüntüler ne kadar kalitesiz ve acemi işi
gibi görünüyorsa, o kadar el değmemiş, o kadar
"gerçek" izlenimi uyandırıyor. Fotografçılar
bunun farkında bile değil. Kafalarını kaliteyle öylesine
bozmuşlar ki, bu değişimin farkına varsalar bile
kaliteden, fetişlerinden taviz vermeyi kendilerine
yediremezler. (Yazının bundan sonraki bölümünde
"fotografçı" dendiğinde fetiş uykusundan
uyanabilmeyi başarmış fotografçılar kastedilmiştir.)
Öte yanda başka disiplinlerden gelenlerin böyle
tasaları yok. Örneğin Bülent Erkmen, öteden beri
basit amatör fotograf makineleriyle kendi çektiği bazı
"vasat" fotografları sırf yukarıda anlatılan
nedenlerle tasarımlarında kullanabiliyor ve biliyor
musunuz, sadece fotografçılardan eleştiri alıyor.
Vahit Tuna ve Esen Karol gibi grafik tasarımcıların da
benzer çalışmalarını görüyoruz.
Öte yanda fotografçılar, ellerindeki değeri giderek yükselen,
sayısız kullanım biçimlerine açık, üstüne
gidilebilecek sayısız ve derin kullanım alışkanlıkları
bulunan bu benzersiz malzemenin adeta esiri olmuşlar. Bu
gözde malzemeye hakim olduklarının ve bundan
kaynaklanan önemli avantajlarının farkında değiller.
Sanatta işçilikten çok düşüncenin öne geçtiği günümüzde,
kendilerini hiç kafa yormaksızın sanatçı sayan
fotografçılar biraz zahmet edip fotograflarla birlikte
düşünce de üretseler, şimdi ellerinde altın fırsat
var.
Üstelik başka disiplinlerden gelen bazı plastik sanatçılar
da kusursuzun peşindeler ve onlar da fotografçı kullanıyorlar.
Kişisel işleri de olan, ancak ticari fotograftan hayatını
kazanan, "sanatçının dilinden anlayan"
fotografçılara gidiyorlar. Bu fotografçılar sanatçının
dilinden anlamakla kalmıyorlar. Meslek gereği tarif üzerine,
sipariş üzerine görüntü üretme alışkanlıkları
ve her işin altından kalkacak donanımları var.
Fotografçı kullanan sanaçı için biçilmiş kaftan;
eski usul bir usta. Yap diyorsun, alasını yapıyor.
Ortaya bir iş çıkıyor. Ticari hayatta işin altına
fotografçı imza atar, tarifi yapan ikinci planda kalırken,
burada denge tam tersine dönüyor. Bari ortak üretim
sayılsa. O da yok. Burada bir makine parçası üretilmiyor
ki, aynı teknik çizimle hangi ustaya gitsen ortaya üç
aşağı beş yukarı aynı ürün çıksın. Tarif üzerine
bir yorum yapılıyor. Başka bir fotografçıya gidilse
ortaya başka bir şey çıkacak. Bu gerçek ne yazık ki
göz ardı ediliyor. Fotografçı zaten kendisine yapılan
haksızlığın farkında bile değil. Hatta tam tersine,
mutlu, gururlu.
Bu yöntemle, yani fotografçı kullanarak üretilmiş
fotografik görüntülerle sanatçının kendi görüntülerini
üretmesi arasında önemli bir süreç farkı olduğunu
düşünüyorum. Sanatta kategorilere algının ön şartı
kabul edildiklerinde karşı olmama karşın, bir süre
önce Pamukbank Fotograf Galerisi'nde izlenen ve çağdaş
sanatta fotograf kullanımını örneklediği söylenen
Kem Göz Has Bakış sergisinde her iki tür işin
birlikte ele alınmasını da aynı nedenle yadırgamıştım.
Kişisel tecrübelerime gelince; -eğer merak ediyorsanız-
"fotografçı bakışı" diye bir şey bence
var. Neden olmasın ki? Fotografçı kullananlar,
fotografçıların sadece işaret parmağını değil bu
özel bakışını da kullanmayı bilmeliler. Bugüne dek
tiyatrodan heykele, müzikten edebiyata, farklı
disiplinlerden birçok sanatçıyla salt belgelemekten
tutun da, yukarıda söz ettiğim reçeteli kurguya dek
fotografçı kimliğimle iş yaptım. Ortaya şöyle bir
manzara çıktı: Fotografçıya (bana) güven duyulup
kendi haline bırakıldığında ve herkes kendi işini
yaptığında çok daha yaratıcı ve gerçekten
disiplinlerarası denebilecek ve herkesin her anlamda içine
sinen ürünler elde ediliyor. Şunu da hatırlayalım:
İnsanlar yapılabileceğini düşündükleri sınırlar
içinde hayal kurarlar. Dikkat ederseniz ütopyaların
bile bir mantık sınırı var. Fotograftan söz edecek
olursak, bu malzemenin sınırlarını da müsaade
ederseniz en iyi bir fotografçı bilir. Fotografçı en
azından kendi yeteneğinin sınırlarını bilir (umarım).
Çağdaş sanatta fotograf kullanımı hakkında başka
ne söylenebilir tam bilemiyorum. Akla gelebilecek her türlü
malzeme her türlü bağlamda sanatçının nesnesi
olabilirken, fotograf gibi gündelik hayatta su içer
gibi tükettiğimiz, dünyanın en büyük bütçeli sektörlerinden
birini oluşturan, üstelik adeta insan psikolojisine önceden
yerleştirilmiş özel bir gediğe cuk oturan bu malzeme,
çağdaş sanatın haydi haydi nesnesi olacaktır. Hem de
çok daha fazla bağlamda, çok daha fazla biçimde.
Burada bir döküm yapmanın anlamı olmadığını düşünüyorum.
Her türlü sınıflandırma çabası sanata da fotografa
da haksızlık olacaktır. Özetle, neden çağdaş
sanatta sepet ya da ne bileyim, boncuk kullanımını değil
de fotograf kullanımını konuşuyoruz acaba? Yani
nesini konuşuyoruz? Ne dersiniz?
Nisan 2000
*Bu yazı, art-ist
güncel sanat seçkisi'nin
üçüncü sayısında yer almıştır. Yazının
başlığı, art-ist'te yazarın
fikri sorulmadan FOTOĞRAF-(ÇI)
biçiminde degistirilmistir. Bu yazı, paralaX'ta
art-ist'in fikri sorulmadan yayınlanmaktadır.
|