
"Özdikiz"
Dilovası
Mevkii, 1998
|
Aynaya Dikiz!*
Yazı ve
fotograflar: Orhan Cem Çetin
Teknoloji ürünlerini adlandırmakta artık
ustalaştık. Mikrodalga fırın diyebiliyoruz örneğin.
Eskiden olsa onun adı eminim tekerli
fırın
olurdu. Öyle ya, basınçlı tencereye düdüklü
tencere
adını takan naif zihniyetten başka ne beklenebilir?
Şu birbirine tutunan malum bantlara da cırt
cırt
demiyor muyuz hâlâ? Çok örneği var: arabalı vapur,
yürüyen merdiven, elektrik süpürgesi, gaz yağı,
fotoğraf makinesi, dev aynası, yemek borusu, sümüklü
böcek gibi. Bilgisayara (ki, daha mı iyi bilmiyorum) en
başta elektronik beyin dediğimizi de hatırlayanlar
olacaktır. Geçenlerde, otomobil motorunda bulunan,
elektrikle ilgili bir parçanın adını öğrendiğimde
kulaklarıma inanamadım. Yüzüm kızardı, öyle ki
burada tekrar edemeyeceğim. Ama, şimdi hepsi bir yana.
Bizim kahramanımız dikiz aynası!
Bütün bu adlandırmaların, adlandırılana bakış
açımızı ortaya koyduğunu düşünürsek, dikiz
aynasından ne beklediğimiz derhal ve ne yazık ki
ortaya çıkıyor. Demek ki bu aynanın asli görevi,
arkamızda bulunan cinsel cazibesi yüksek kişileri
çaktırmadan dikizlememizi sağlamak. Eh, böyle olunca
da, kimi ticari otomobillerin şoför mahallerinde
bulunan, yerini şaşırıp diz hizasına inmiş küçük
dışbükey aynaların varlığına şaşmamak gerek.
Dikiz aynasının arkadaki trafiği dikizlemekten başka
işlere yaradığı bir durum daha var. O da, toplu
taşıma araçlarında yer alan kabin içi dikiz
aynasının (ya da çoğu kez aynalarının)
kullanımında görülüyor. Şöyle ki, otomobillerden
farklı olarak, daha büyük ve uzun araçlarda,
sürücü geriye ancak yan pencerelerin dışında yer
alan büyük, dikey aynalardan bakar. Zira, aracın arka
penceresi -varsa- hem çok uzaktadır ve sürücünün
bulunduğu yerden küçücük görünür, hem de
çoğunlukla ağlayan çocuk, çingene güzeli ya da
balıketinde bir F-16 uçağı resmiyle iptal
edilmiştir. Bu nedenle kabin içi dikiz aynası, oraya
zaten trafiği dikizlemek için konmuş olamaz. O halde
bu ayna ne işe yarıyor?

İstanbul-Ankara
arasında bir yer, 2000
Ne işe yarayacak? Sürücü ile yolcuların birbirini
dikizlemesine. Özellikle de sürücünün yolcuları
dikizlemesine. Mülkiyeti ve denetimi sürücüde olan bu
ayna, onun yolcular üzerindeki otoritesinin bir simgesi
olarak tam karşımızda yer alır yolculuk boyunca.
Gerçi biz de zaman zaman sürücüyü kendi silahı ile
vurabilir, çift yönlü bir güvenlik kamerası gibi
çalışan aynayı kullanarak onun cep telefonuyla
konuşup konuşmadığını, gece yolculuklarında uyuyup
uyumadığını denetleyebiliriz.
Ön camda, kimi zaman da bir ana ayna ile, onu destekleyen çok
sayıda filika ayna görürüz. Bunların sayısı
ne kadar çoksa, sürücü de üzerimizde o kadar fazla
denetime sahiptir.
Tabii bu, tek aynalı bir sistemde sürücünün zahiri
küçük gözlerinin içine baka baka her aklınıza
eseni yapabileceğiniz anlamına gelmiyor. Belki de
aynaların sayısını çoğaltmak, sürücünün
özgüven eksikliğine işaret ediyordur, ne dersiniz?
Dışarıdaki dikey aynalara gelince; onların önemini
de ilk kez ortaokul yıllarımda kavramıştım. Belediye
o yıllarda İngiltere'den Leyland marka, arslan logolu
otobüsler getirmişti. Leyland'ların şoför mahalli
bir uçağın cock-pit'ine benziyordu. Kadranları,
düğmeleri, vites kolu, herşeyi çok farklı ve
tuhaftı. Ben de her gün iki kez bindiğim bu
otobüslerde sürücüyü seyretmek için ısrarla en
önde, sağda, kapının arkasında durduğumdan,
sürekli uyarılırdım, "Aynanın önünden
çekil!" diye. Aynı sürücüler, kış aylarında
biraz daha yumuşarlardı bana karşı, camın buğusunu
sildirebilmek için.
Dış, dikey aynalar diyorduk. Tuhafıma giden şu: Araç
büyüdükçe, aynanın boyutu da büyüyor. Kabin içi
aynada bunu anlamak mümkün, zira araçla birlikte
aynanın yansıttığı mekân da büyüyor. Oysa dış
ayna aracın kendisini değil, onun arkasını ve
çevresini gösteriyor. E, araçla birlikte çevresi ve
arkası da büyümediğine göre, ayna neden büyüyor?
Bu büyüme, ağır vasıtanın dar yerlerden geçme
kabiliyetini daha da azaltmaktan başka ne işe yarıyor?
Belki bu aynalar da, araca dışarıdan yaklaşanlara
karşı otorite sağlamak için bu kadar büyük
yapılıyordur. Yoksa, solladığımız otobüsün
sürücüsünün bize nasıl çiğ çiğ yiyecekmiş gibi
baktığını bu kadar iyi görebilir miydik?
Araçla birlikte aynanın büyümesine benzer şekilde,
insanlar aynı boyutta kalırken, araç büyüdükçe
koltukların da yukarı doğru neden uzadığını hep
merak etmişimdir. Eskiden bu durumu yolcu otobüslerinin
ithal edilmesi ve koltukların da o ülkelerde yaşayan
insanların ölçülerine göre yapılıyor olmasıyla
açıklardım. Gel gelelim, zamanla karayollarımızda
boy gösteren gerek yerli, gerekse Japon malı
otobüslerde de, ensemize rastlaması gereken
çıkıntının bir karış yukarıda bulunmasından
kaynaklanan boyun ağrımız geçmeyince şaştım
kaldım.
Ayna süslerine de biraz değinmek istiyorum. Bu başlı
başına öylesine geniş ve derin bir konu ki,
rahatlıkla ayrı bir yazının başlığı olabilir.
Ayna süsünüz, kişiliğinizi ele veriyor. Yetişkin
insanların çocuklukta tatmin edilememiş ve belki de
ömür boyu tatmin edilemeyecek oyuncak ihtiyaçlarını
karşılamalarına izin verilen nadir alanlardan biri bu
(diğerleri anahtarlık ve -mouse-pad, çarpışan çelik
toplar, küçük zeka oyuncakları vb.- ofis süsleri).
Özellikle erkeklere daha şiddetli bir oyuncak yasağı
uygulandığından, dikiz aynasının çevresinde
yakaladıkları yasak boşluğunu alabildiğine suistimal
ediyorlar. Zaten otomobillere dikkatle bakarsak, sadece
dikiz aynasından değil, herhangi bir şeyin zararsızca
ve kalıcı olarak sarkıtılabileceği her yerinden bir
şeyin çoktan sarktığını görürüz (en yaygını,
çekme halkasından sarkan nazar boncuğu). Birkaç hafta
önce bir feribot yolculuğu sırasında hemen yanıma
park etmiş olan otomobildeki maço görünüşlü bey,
koltuğunu arkaya yatırıp yol boyunca aynadan sarkan ve
sallandıkça civciv sesleri çıkartan pembe tüylü
mahlukla oynayıp durdu. Bu manzara bebekliğe dönüş
değil de nedir?
Bütün bunlara rağmen, aynanın kendisi hala o
sıkıcı dikdörtgen (daha doğrusu arka pencere)
formunu ısrarla koruyor. Oysa, çam ağacı biçimindeki
ilk dikiz aynasını üretecek yan sanayicinin büyük
bir servete sahip olacağını rahatlıkla
söyleyebilirim.
Aynanın dışa dönük bir tehdit olarak
algılandığının bir belirtisi daha var. Terk edilmiş
otomobillerin ilk kopartılan parçası, dış dikiz
aynası oluyor ve dikiz aynasız bir otomobil ne kadar
savunmasız görünüyor. Üstü açık bir otomobilden
bile daha savunmasız. İğnesi alınmış bir arı gibi
zavallı.

Bükreş,
1999
İnsanlara da dikiz aynası takılsa fena mı olurdu?
Yanılmıyorsam bir ara ABD'de dikiz aynalı gözlükler
üretmişlerdi ama nedense yaygınlaşmadı. Oysa,
tehlike -tanım gereği- çoğunlukla arkadan gelmez mi?
Önümüzü zaten görüyoruz. Kabadayıların
sırtlarını daima bir duvara yaslamalarından ders
çıkartmak gerek. Tehlike, arkadan gelen tehdittir.
İkide bir dönüp arkaya bakmak da işe yaramaz. Zira
nereye dönersen dön, gözün hep öndedir. Dikiz
aynasının hüneri ise, önü ve arkayı birlikte
göstermesindedir.
Efendim, son olarak etekli nüfusu bir konuda uyarmak
istiyorum: dikiz aynalarının sadece tekerlekli
mekanlarda bulunduğunu sanmasınlar, dikkatli olsunlar,
fazla parlatılmış yüzeylerden uzak dursunlar.
Ağustos
2000
*Bu yazı,
Yapı Kredi Yayınları / Cogito dergisinin
Güz 2000 tarihli 24'üncü sayısından
(Oto-mobil: Bir Röntgen Denemesi), derginin
izni ile alınmıştır.
|