Paralax Görsel Kültür Arşivi 032



"Özdikiz"
Dilovası Mevkii, 1998

Aynaya Dikiz!*
Yazı ve fotograflar: Orhan Cem Çetin



Teknoloji ürünlerini adlandırmakta artık ustalaştık.
Mikrodalga fırın diyebiliyoruz örneğin. Eskiden olsa onun adı eminim tekerli fırın olurdu. Öyle ya, basınçlı tencereye düdüklü tencere adını takan naif zihniyetten başka ne beklenebilir? Şu birbirine tutunan malum bantlara da cırt cırt demiyor muyuz hâlâ? Çok örneği var: arabalı vapur, yürüyen merdiven, elektrik süpürgesi, gaz yağı, fotoğraf makinesi, dev aynası, yemek borusu, sümüklü böcek gibi. Bilgisayara (ki, daha mı iyi bilmiyorum) en başta elektronik beyin dediğimizi de hatırlayanlar olacaktır. Geçenlerde, otomobil motorunda bulunan, elektrikle ilgili bir parçanın adını öğrendiğimde kulaklarıma inanamadım. Yüzüm kızardı, öyle ki burada tekrar edemeyeceğim. Ama, şimdi hepsi bir yana. Bizim kahramanımız dikiz aynası!

Bütün bu adlandırmaların, adlandırılana bakış açımızı ortaya koyduğunu düşünürsek, dikiz aynasından ne beklediğimiz derhal ve ne yazık ki ortaya çıkıyor. Demek ki bu aynanın asli görevi, arkamızda bulunan cinsel cazibesi yüksek kişileri çaktırmadan dikizlememizi sağlamak. Eh, böyle olunca da, kimi ticari otomobillerin şoför mahallerinde bulunan, yerini şaşırıp diz hizasına inmiş küçük dışbükey aynaların varlığına şaşmamak gerek.

Dikiz aynasının arkadaki trafiği dikizlemekten başka işlere yaradığı bir durum daha var. O da, toplu taşıma araçlarında yer alan kabin içi dikiz aynasının (ya da çoğu kez aynalarının) kullanımında görülüyor. Şöyle ki, otomobillerden farklı olarak, daha büyük ve uzun araçlarda, sürücü geriye ancak yan pencerelerin dışında yer alan büyük, dikey aynalardan bakar. Zira, aracın arka penceresi -varsa- hem çok uzaktadır ve sürücünün bulunduğu yerden küçücük görünür, hem de çoğunlukla ağlayan çocuk, çingene güzeli ya da balıketinde bir F-16 uçağı resmiyle iptal edilmiştir. Bu nedenle kabin içi dikiz aynası, oraya zaten trafiği dikizlemek için konmuş olamaz. O halde bu ayna ne işe yarıyor?


İstanbul-Ankara arasında bir yer, 2000

Ne işe yarayacak? Sürücü ile yolcuların birbirini dikizlemesine. Özellikle de sürücünün yolcuları dikizlemesine. Mülkiyeti ve denetimi sürücüde olan bu ayna, onun yolcular üzerindeki otoritesinin bir simgesi olarak tam karşımızda yer alır yolculuk boyunca. Gerçi biz de zaman zaman sürücüyü kendi silahı ile vurabilir, çift yönlü bir güvenlik kamerası gibi çalışan aynayı kullanarak onun cep telefonuyla konuşup konuşmadığını, gece yolculuklarında uyuyup uyumadığını denetleyebiliriz.

Ön camda, kimi zaman da bir
ana ayna ile, onu destekleyen çok sayıda filika ayna görürüz. Bunların sayısı ne kadar çoksa, sürücü de üzerimizde o kadar fazla denetime sahiptir.

Tabii bu, tek aynalı bir sistemde sürücünün zahiri küçük gözlerinin içine baka baka her aklınıza eseni yapabileceğiniz anlamına gelmiyor. Belki de aynaların sayısını çoğaltmak, sürücünün özgüven eksikliğine işaret ediyordur, ne dersiniz?

Dışarıdaki dikey aynalara gelince; onların önemini de ilk kez ortaokul yıllarımda kavramıştım. Belediye o yıllarda İngiltere'den Leyland marka, arslan logolu otobüsler getirmişti. Leyland'ların şoför mahalli bir uçağın cock-pit'ine benziyordu. Kadranları, düğmeleri, vites kolu, herşeyi çok farklı ve tuhaftı. Ben de her gün iki kez bindiğim bu otobüslerde sürücüyü seyretmek için ısrarla en önde, sağda, kapının arkasında durduğumdan, sürekli uyarılırdım, "Aynanın önünden çekil!" diye. Aynı sürücüler, kış aylarında biraz daha yumuşarlardı bana karşı, camın buğusunu sildirebilmek için.

Dış, dikey aynalar diyorduk. Tuhafıma giden şu: Araç büyüdükçe, aynanın boyutu da büyüyor. Kabin içi aynada bunu anlamak mümkün, zira araçla birlikte aynanın yansıttığı mekân da büyüyor. Oysa dış ayna aracın kendisini değil, onun arkasını ve çevresini gösteriyor. E, araçla birlikte çevresi ve arkası da büyümediğine göre, ayna neden büyüyor? Bu büyüme, ağır vasıtanın dar yerlerden geçme kabiliyetini daha da azaltmaktan başka ne işe yarıyor?

Belki bu aynalar da, araca dışarıdan yaklaşanlara karşı otorite sağlamak için bu kadar büyük yapılıyordur. Yoksa, solladığımız otobüsün sürücüsünün bize nasıl çiğ çiğ yiyecekmiş gibi baktığını bu kadar iyi görebilir miydik?

Araçla birlikte aynanın büyümesine benzer şekilde, insanlar aynı boyutta kalırken, araç büyüdükçe koltukların da yukarı doğru neden uzadığını hep merak etmişimdir. Eskiden bu durumu yolcu otobüslerinin ithal edilmesi ve koltukların da o ülkelerde yaşayan insanların ölçülerine göre yapılıyor olmasıyla açıklardım. Gel gelelim, zamanla karayollarımızda boy gösteren gerek yerli, gerekse Japon malı otobüslerde de, ensemize rastlaması gereken çıkıntının bir karış yukarıda bulunmasından kaynaklanan boyun ağrımız geçmeyince şaştım kaldım.

Ayna süslerine de biraz değinmek istiyorum. Bu başlı başına öylesine geniş ve derin bir konu ki, rahatlıkla ayrı bir yazının başlığı olabilir. Ayna süsünüz, kişiliğinizi ele veriyor. Yetişkin insanların çocuklukta tatmin edilememiş ve belki de ömür boyu tatmin edilemeyecek oyuncak ihtiyaçlarını karşılamalarına izin verilen nadir alanlardan biri bu (diğerleri anahtarlık ve -mouse-pad, çarpışan çelik toplar, küçük zeka oyuncakları vb.- ofis süsleri). Özellikle erkeklere daha şiddetli bir oyuncak yasağı uygulandığından, dikiz aynasının çevresinde yakaladıkları yasak boşluğunu alabildiğine suistimal ediyorlar. Zaten otomobillere dikkatle bakarsak, sadece dikiz aynasından değil, herhangi bir şeyin zararsızca ve kalıcı olarak sarkıtılabileceği her yerinden bir şeyin çoktan sarktığını görürüz (en yaygını, çekme halkasından sarkan nazar boncuğu). Birkaç hafta önce bir feribot yolculuğu sırasında hemen yanıma park etmiş olan otomobildeki maço görünüşlü bey, koltuğunu arkaya yatırıp yol boyunca aynadan sarkan ve sallandıkça civciv sesleri çıkartan pembe tüylü mahlukla oynayıp durdu. Bu manzara bebekliğe dönüş değil de nedir?

Bütün bunlara rağmen, aynanın kendisi hala o sıkıcı dikdörtgen (daha doğrusu arka pencere) formunu ısrarla koruyor. Oysa, çam ağacı biçimindeki ilk dikiz aynasını üretecek yan sanayicinin büyük bir servete sahip olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Aynanın dışa dönük bir tehdit olarak algılandığının bir belirtisi daha var. Terk edilmiş otomobillerin ilk kopartılan parçası, dış dikiz aynası oluyor ve dikiz aynasız bir otomobil ne kadar savunmasız görünüyor. Üstü açık bir otomobilden bile daha savunmasız. İğnesi alınmış bir arı gibi zavallı.


Bükreş, 1999

İnsanlara da dikiz aynası takılsa fena mı olurdu? Yanılmıyorsam bir ara ABD'de dikiz aynalı gözlükler üretmişlerdi ama nedense yaygınlaşmadı. Oysa, tehlike -tanım gereği- çoğunlukla arkadan gelmez mi? Önümüzü zaten görüyoruz. Kabadayıların sırtlarını daima bir duvara yaslamalarından ders çıkartmak gerek. Tehlike, arkadan gelen tehdittir. İkide bir dönüp arkaya bakmak da işe yaramaz. Zira nereye dönersen dön, gözün hep öndedir. Dikiz aynasının hüneri ise, önü ve arkayı birlikte göstermesindedir.

Efendim, son olarak etekli nüfusu bir konuda uyarmak istiyorum: dikiz aynalarının sadece tekerlekli mekanlarda bulunduğunu sanmasınlar, dikkatli olsunlar, fazla parlatılmış yüzeylerden uzak dursunlar.


Ağustos 2000

*Bu yazı, Yapı Kredi Yayınları / Cogito dergisinin Güz 2000 tarihli 24'üncü sayısından (Oto-mobil: Bir Röntgen Denemesi), derginin izni ile alınmıştır.

 

Bükreş, 1999
 
 
 

| Orhan Cem Çetin'e Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Abonelik Koşulları |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |