| |
Afgan Kızı II
"Objektifler
Yalan Söylemez"
Murat
Germen
Böyleydi, geçenlerde Kadıköy'de sahafların arasında
yürürken gördüğüm bir fotograf albümünün adı.
Kitap, şu anda adını hatırlamadığım bir fotografçının
işlerini kapsayan bir monografiydi ve kapağında da gerçekten
de hiç yalan söylemeyen türden bir fotograf vardı.
Fotografın ne olduğunu pek net hatırlamıyorum, ama
bana bu hissi verdiğini gayet iyi hatırlıyorum. Sanki
bayram kutlaması sırasında geçiş yapan bir tören kıtası
fotografıydı (başka bir-iki fotograf daha vardı
galiba ama aklımda kaldığını sandığım bu)... Düşünsenize,
böyle bir fotograf zaten nasıl yalan söyleyebilir ki;
belki insanların aklına farklı nitelikte bazı düşünceler
getirebilir ama her zaman aynı şeyi getirecektir akla.
Daha açacak olursak, 80'li yıllarda işkence görmüş
bir kişi için resm-i geçit fotografı belli bazı
anlamlar taşıyacakken, emekli bir albay için bambaşka
bir öneme sahip olabilir rahatlıkla. Ama bu farklı kişilere
her zaman aynı şeyi hatırlatacaktır o resim, çok
yoruma açık bir fotograf değildir çünkü o; tören kıtası
her zaman için tören kıtasıdır ve bunun farklı
insanların kafasında canlandıracağı farklı özdeşleştirmeler
çoğunlukla hep sabit kalacaktır. Bu anlamda baktığınızda
fotograf gerçekten de yalan söylemez. Ama bu olgu,
fotografın bazı büyük yalanların en büyük destekçilerinden
biri olmadığı anlamına da hiç gelmiyor şüphesiz.
Yazının başlığı, bir önceki yazıya ithafen,
"Afgan Kızı" ibaresini içeriyor. Çünkü
malum fotografın niteliği ve üzerinde tartışılan bu
yazının kapsamına da giriyor aslında. Şimdilik, o
fotograf için söylenilen / söylenebilecekler o yazıda
kalsın ve dünya tarihinin son 50 yıllık döneminde
"adetten" sayabileceğimiz Amerikan saldırılarının
sonuncusu sonrası, "Afgan Kızı sendromu"nun
içine girdiği yeni boyutu değerlendirmeye çalışayım.
Saldırılar başlayalı, Afganistan yeni yaşam tarzımızın
diliyle daha "medyatik" olalı ve Taliban
etkisi kalkalı beri; farkettiyseniz, birçok yeni
"güzel" Afgan kadını / kızı fotografı yer
aldı basında. Tabii, bunların hepsi Batılı ajanslar
(Reuters, AP gibi) tarafından çekilen ve dünyaya dağıtılan,
estetik kaliteleri gayet üst düzeyde fotograflar.
Fotografların amacı açık: "Bakın, biz Batılılar
iyi ki Afganistan'a girdik ve Taliban'ı yok ettik, bu
sayede güzel Afgan kadınları / kızları yüzlerini
bizlere gösterebilir hale geldiler." Bu yeni
fotograflar sonrası, yakın çevremde ve bazı günlük
gazete yazılarında, Steve McCurry'nin çektiği
fotografın bitmek tükenmek bilmeyen "aura"sının
yeni etkilerini gözlemledim: Herkes "Yahu ne güzel
milletmiş şu Afganlar, özellikle de kadınları..."
diyordu artık. Bu yorumlar insanın aklına şu soruyu
getiriyor: Çirkin Afgan kadını hiç yok mu? Bu sorunun
cevabı açık, tabii ki var; ama fotografları çekilmiyor.
İşte bu noktada fotografın yalan söylemeye başladığını
düşünüyorum ben, hem de çifte yalan... Birinci
yalan: Afgan kadınları hep güzeldir. İkinci yalan:
Batı'nın sürdürdüğü harekât Afganistan'da çok
olumlu sonuçlar vermektedir. Belki olumlu bazı şeyler
olmuştur, ama orada yaşamadıkça ve yeni gelen Batı
destekli grubun yaptığı öncekine benzer katliamları
görmedikçe bu konu hakkında fotograflar üzerinden
fikir yürütmek hiç doğru değildir. Fotograf, burada
durumu "güllük, gülistanlık" göstermek için
bir araç olarak kullanılmaktadır.
Fotografla belki biraz alakasız olacak ama, bu noktada
Nuray Mert'in 27.11.2001 tarihinde Radikal'de çıkan yazısından
alıntı yapmak istiyorum, kastettiklerimi biraz daha iyi
anlatabilmek amacıyla:
"Afganistan'ın medenileşmesi, kadınlarının
durumu, düne kadar Batı'nın umurunda değilken ve bu
harekâtın neden yapıldığı apaçık belliyken, bunun
bir medeniyet götürme misyonu olarak takdim edilmesini,
19. yüzyıl emperyalist söylemine benzer biçimde, son
derece ikiyüzlü buluyorum. İkinci olarak, bir ülke
allak bullak bir durumdayken, Kuzey İttifakı'nın Kâbil'e
girmesiyle, bir-iki kadının burkasını veya başörtüsünü
açmasını fazlasıyla abartılmış, olan bitenin önüne
geçirilmiş buluyor, bunun başlıbaşına bir
'medeniyet merhalesi' olarak görülmesini yadırgıyorum.
Evet, kimse Afgan kadınlarına doğrudan 'Burkanı çıkar'
demiyor, ama medeniyete, insan gibi yaşamaya giden yolun
burkanın veya örtünmenin terk edilmesinden geçtiği açıkça
ifade ediliyor. The Guardian'da bir yazar, üstelik bir
kadın yazar, "Taliban'ın kadınlara karşı
tutumunun savunulacak tarafı yok, ama kadın meselesine
geldiğimizde açıklığa kavuşturmamız gereken bazı
hususlar var, neden pornografinin hoşgörüldüğü bir
toplumda yaşamak değil de, örtülü gezmek kadınlar için
aşağılayıcı sayılıyor?" (Madeleine Bunting,
15 Ekim 2001) diye soruyor. Cevabı olan var mı?"
Bence oluşturulmaya çalışılan ve Nuray Mert'in
'medeniyet merhalesi' olarak adlandırdığı
"ortam" dünyaya fotograflar yoluyla
zerkedilmeye çalışılıyor ve burada gene, daha önceki
yazıda da konu olan fotografik etik gündeme geliyor.
Objektifler, bırakın optik bazı tutarsızlıkları bir
tarafa, sadece toplumsal etkimeyi degerlendirdiğimizde
bile, "yalan söylerler." Aynen, benim,
"sineğin yağını çıkarmak" misali bir
mekanı olabildiğince iyi göstermeye çalışırken içerisinde
bulunduğum fotografik çabanın sonunda ortaya çıkan
"tatlı küçük yalanlar" misali...:
Kasım
2001
|