
Tracey Emin
Şerbet Gula
|
Tracey emin ama başkaları değil: Promosyon
savaşları!
Murat
Germen
Geçenlerde Radikal gazetesinin kültür sayfalarında
boyutu küçük ama anlamı büyük bir haber çıktı.
"Britanya sanat ortamının 'çılgın kızı'
Tracey Emin ile ülkenin en büyük sanat galerilerinden
biri olan Modern Sanatlar Enstitüsü'nün başkanı Ivan
Massow arasında sert tartışmalar yaşanıyor"
diyordu haber. "Massow'un, herhangi bir disiplinine
bağlı kalmadan duyguların serbestçe ifade edildiği
yapıtları 'saçmalığın daniskası' olarak nitelemesi
tartışmayı alevlendirdi. Massow, Emin'i, 'içinde
bulunduğu akımının dışına çıkma şansı
bulamayan bir kişi' olarak nitelerken, Emin de Massow'un
bulunduğu makamın ağırlığını taşımadığını
ve istifa etmesi gerektiğini öne sürdü."
"Çılgın kız" çok çetin çıktı ya da
Massow "bu konu inat etmeye değmez" dedi ve
yanlış hatırlamıyor isem Enstitü'nün başkanı
sonunda istifa etti. Burada benim dikkatimi çeken
detaylardan biri Emin'in kendini savunma biçimi oldu.
Emin, "12 yıl sanat eğitimi gördüğünü ve
sadece son sergisini 1000 kişinin ziyaret ettiğini"
belirtmişti sığlık suçlamalarına cevaben. Kavramsal
çalışmaların bazılarında ve özellikle de
"tabu deviren" iddiası olan işlerde
genellikle bir dışlama tavrı hakimdir oysaki.
"Bunu anlayan anlar, anlamayanın da zaten şikayet
etmeye hakkı bile yoktur" düsturu; diğer bir deyişle,
"ben o kadar farklı ve ilerdeyim ki zaten olsa olsa
üç-beş kişi anlar beni; onların dışındakiler de
beni pek bağlamıyor" yaklaşımı ön plandadır.
Kirli külotlar, izmaritler, kullanılmış kadın bağlarıyla
dolu bir yatak gibi genel geçer anlayışın sabır sınırları
dışına çıkan işler yapan "çılgın kız"
bundan çok da uzak bir tavır sergilemiyor konuşmalarında.
Ama buna karşın kendini nasıl savunuyor? "Son
sergimi 1000 kişi ziyaret etti" diyerek, karşı
olduğunu iddia ettiği sığ ortamın çok sık rağbet
ettiği bir rekabet ögesi olan "rating"i
devreye sokuyor ve "işim izleniyor, ona göre!"
diyor. Televole de çok izleniyor, buradan ne sonuç çıkaralım
peki?
Buna paralel olarak, sanat ortamını çok sığ ve dayanılmaz
bulan bazı çağdaş sanatçıların, açtıkları
serginin daha iyi duyulması için attıkları akrobatik
ve politik (akropolitik mi desek acaba?) perendeler beni
aynı derecede şaşırtıyor. Madem bu tarz kişiler hiçbir
şeyi beğenmiyorlar, neden tanınan bir isim tarafından
eleştiri (ya da promosyon mu desek artık) yazısı için
yapmadıkları cambazlık ve katakulli kalmıyor? Ya da
neden, zaten "aşağılık" buldukları
izleyiciye / ortama kendilerini duyurmak için dolaylı
yollar peşinde koşuyorlar? Demek ki "avam"
olmak, ne kadar farklı şeyler yapıyor olsak da eninde
sonunda hepimizin vardığı nokta olabiliyor.
Buradan diğer bir boyuta geçelim. Bundan önceki iki
yazının konusu olan Afgan kızına dair yeni haberler
var biliyorsunuz. Kızın ya da efsaneden sıyrılmış
hali ile kadının adı Şerbet Gula imiş. Fotografçı(lar?)
kızı tekrar bulup fotografını çekmiş ve kendi baş(lar)ına
yarattığı efsaneyi kendi elleriyle bitirmiş(ler).
Gene Radikal'den Yıldırım Türker bir yazısında
"O yurtsuz, o anonim, o Afgan kızı" diye
niteledi Şerbet Gula'yı. "Güzelliği batılı göz
için okunaksız artık. 'Uygarlığın' ilişki
kuramayacağı bir acılaşma ele geçirmiş o yüzü. Bu
resmi ilki gibi uzun süre dolaşımda kalmayacak
besbelli" diyor Türker; haklı belki de. Bu iki kızı
yanyana koyarsak; bir tarafta "anonim" bir
Afgan kızı, öbür tarafta ise "imzalı" bir
İngiliz kızını görüyoruz. Birisi özellikle
istemediği halde dünyanın çok yakından tanıdığı
"giyinik" bir kadın, diğeri ise tanınmak için
çok uğraştığı halde "rakibi" kadar tanınmayan
"çıplak" bir kadın. Bir tarafta tabuları yıkma
uğraşıyla mevcut tabuların değerlerine hizmet
vermekten öteye geçemeyen bir batılı; diğer tarafta
belki de tabunun ta kendisi olan ya da tabunun ortasından
gelen bir doğulu. Bir tarafta "ne dedikleri hiç de
umurumda değil" kıvamında bir öz-promosyon çabası;
diğer tarafta ise öngörülmemiş olmasına karşın
promosyonun "allahı." Bir tarafta kendini ve vücudunu
malzeme olarak kullanan "çağdaş" bir kadın,
diğer tarafta vücudunun bir parçası (yüzü) başka
biri tarafından malzeme olarak kullanılan "olağan"
bir kadın.
Basit olmak utanılacak bir halmişcesine "Yaptığının
kimsenin düşündüğü kadar basit olmadığını"
söyleyen Tracey emin adımlarla ilerliyor. Ama Şerbet
Gula emin olmayan adımlarıyla, Tracey kadar uğraşmadan,
ait olmadığı bir dünyada çok daha fazla yol katetmiş
sanki; hoş bir karşıtlık...
Mart 2002
|