Paralax Görsel Kültür Arşivi 045


  Çayırköy'deki Unutkan Silahşörler
Tanju Akleman



Issız bir dağ yamacındaki o doyumsuz partinin ilk konukları idik.

(Bizler konuktuk, onlar konuksever)

Gündoğumundan günbatımına kadar, doğum sancıları çeke çeke, bir batında, işaret parmağımız ile ellerimizdeki teknolojik aletlerin o hassas noktası, zaman sonsuza giderken sonsuz kez buluşmuş gibiydi sanki.

(Onlar konukseverdi; bizler doğurgan)

Doğurgandık belki, belki de değildik. Ama ne fark eder, ne fark eder sanki, o güzelim masa ve biz başbaşa idik, başbaşa idik o geleneksel kıyımın bir alt uzantısı olarak bize sunulan o midevi güzelliklerle.

(Bizler doğurgan mıydık yoksa birer, beyniyle midesi arasındaki iletişimin en uç noktaya vardığı düşünselliğini yitirmiş açgözlüler mi?)

Bir ceviz ağacının yaprakları, daha filiz vermemiş buğdaylar, kah korkuyla bizden kaçan, kah usul usul, cesaretle yanımıza sokulan minik serçe bizi izliyordu. Bizi izliyordu onlar.

(Bizler kimdik bilmiyorduk ama onlar iyi birer izleyici idiler.)

Doyduk, artık gündoğumundan günbatımına kadar, doğum sancıları çeke çeke, işaret parmağımız ile ellerimizdeki teknolojik aletlerin o hassas noktası zaman sonsuza giderken sonsuz kez buluşmalı idi sanki.

(Onlar birer izleyici, birer doyurucu idi; bizler doğurgan olmalı idik.)

Doğurduk mu? O ağaçlar, ıssız bir dağ yamacında objektiflerimize gülen gözlerle bakan o ağaçlar, dağlardan süzülerek gelip çağıl çağıl bize hafif yollu göz kırpan su, o değirmen, o girmeye cesaret edemediğimiz geçmişten geleceğe üzerinde tüm jeolojik olguları taşıyan mağara. Doğurgan birer silahşör müydük, silahşörler miydik yoksa.

(Kimbilir belki birer silahşördük; peki ya onlar kimdi?)

Unuttuk.

(Onlar kimdi bilmiyorduk; bizler unutkandık ve zaten unuttuk.)

Uzun bir metropol gecesinin sarhoşluğunda, bir rüya aleminden gerçek dünyaya tekrar bir adım atmış gibiydik sanki. Sanki derin bir uykudan uyanmışcasına sabah kahvaltısında çayından ilk yudumunu alıp karmaşıklığa, keşmekeşliğe atılmak üzere silahlarını kuşanan büyük şehir savaşçıları idik.

(Bizler unutkandık, büyük şehrin unutkan silahşörleri; onlarsa hatırlamadığımız rüyalarımızın roman kahramanları.)

Ya sözde doğurganlığımızın o meşum ürünleri? Silahlarımızdan inci taneleri gibi dört bir yana saçılan o görüntüler bombardımanı?

(Onlar belleklerimizin bir yerlerinde yitip giden düşsel roman kahramanları idiler, bizler ise birer kör ve belleksiz silahşör.)


Nisan 2002


 

| Tanju Akleman'a Mektup | Paralax'a Mektup | Bilgi ve Üyelik |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |