| |
Çayırköy'deki Unutkan
Silahşörler
Tanju
Akleman
Issız
bir dağ yamacındaki o doyumsuz partinin ilk konukları
idik.
(Bizler konuktuk, onlar konuksever)
Gündoğumundan günbatımına kadar, doğum sancıları
çeke çeke, bir batında, işaret parmağımız ile
ellerimizdeki teknolojik aletlerin o hassas noktası,
zaman sonsuza giderken sonsuz kez buluşmuş gibiydi
sanki.
(Onlar konukseverdi; bizler doğurgan)
Doğurgandık belki, belki de değildik. Ama ne fark
eder, ne fark eder sanki, o güzelim masa ve biz
başbaşa idik, başbaşa idik o geleneksel kıyımın
bir alt uzantısı olarak bize sunulan o midevi
güzelliklerle.
(Bizler doğurgan mıydık yoksa birer,
beyniyle midesi arasındaki iletişimin en uç noktaya
vardığı düşünselliğini yitirmiş açgözlüler
mi?)
Bir ceviz ağacının yaprakları, daha filiz vermemiş
buğdaylar, kah korkuyla bizden kaçan, kah usul usul,
cesaretle yanımıza sokulan minik serçe bizi izliyordu.
Bizi izliyordu onlar.
(Bizler kimdik bilmiyorduk ama onlar iyi
birer izleyici idiler.)
Doyduk, artık gündoğumundan günbatımına kadar,
doğum sancıları çeke çeke, işaret parmağımız ile
ellerimizdeki teknolojik aletlerin o hassas noktası
zaman sonsuza giderken sonsuz kez buluşmalı idi sanki.
(Onlar birer izleyici, birer doyurucu idi;
bizler doğurgan olmalı idik.)
Doğurduk mu? O ağaçlar, ıssız bir dağ yamacında
objektiflerimize gülen gözlerle bakan o ağaçlar,
dağlardan süzülerek gelip çağıl çağıl bize hafif
yollu göz kırpan su, o değirmen, o girmeye cesaret
edemediğimiz geçmişten geleceğe üzerinde tüm
jeolojik olguları taşıyan mağara. Doğurgan birer
silahşör müydük, silahşörler miydik yoksa.
(Kimbilir belki birer silahşördük; peki ya
onlar kimdi?)
Unuttuk.
(Onlar kimdi bilmiyorduk; bizler unutkandık
ve zaten unuttuk.)
Uzun bir metropol gecesinin sarhoşluğunda, bir rüya
aleminden gerçek dünyaya tekrar bir adım atmış
gibiydik sanki. Sanki derin bir uykudan uyanmışcasına
sabah kahvaltısında çayından ilk yudumunu alıp
karmaşıklığa, keşmekeşliğe atılmak üzere
silahlarını kuşanan büyük şehir savaşçıları
idik.
(Bizler unutkandık, büyük şehrin unutkan
silahşörleri; onlarsa hatırlamadığımız
rüyalarımızın roman kahramanları.)
Ya sözde doğurganlığımızın o meşum ürünleri?
Silahlarımızdan inci taneleri gibi dört bir yana
saçılan o görüntüler bombardımanı?
(Onlar belleklerimizin bir yerlerinde yitip
giden düşsel roman kahramanları idiler, bizler ise
birer kör ve belleksiz silahşör.)
Nisan 2002
|