Paralax Görsel Kültür Arşivi 046










Bir sergi, bir şehir, bir yönetim:
SERGİ SORUŞTURAN DEMOKRASİ
Özgür Nizam - Hüseyin Elçi
Diyarbakır Fotoğraf Gurubu


21. yüzyıl; bir yanda sonsuz sanallıkların peşinde özgürce koşmamıza izin veren yönetimler, unutturulmaya çalışılan reel olaylarla ilgilenmeye kalktığında elinde sopasıyla karşında. Demokrasisi bile sanal. Yönetenlerin; etrafındaki kitleye kendi paranoyalarını bulaştırması sonucu elde edilen 'paylaşılarak çoğalan paranoyaları'.

Anadolu'nun solan rengi; SÜRYANİLER adlı fotoğraf sergisi sonunda Diyarbakır'da sergilenecekti. İlk olarak 1997 yılında ÇEKÜL ( Türkiye Çevre ve Kültürel Değerlerini Koruma) Vakfı ve vakıf başkanı Sayın Prof. Dr. Metin Sözen (Cumhurbaşkanı sanat danışmanı) bu serginin bir dia gösterisini Diyarbakır'da Meryem Ana Kilisesi'nde yapmak istemiş, ancak aynı paranoya buna izin vermemişti. Ne de olsa burası olağan üstü hal (OHAL) bölgesiydi. İlk olarak 1997'de 3. Saydam Günleri'nde İstanbul'da bir gösteri düzenledik ve hemen arkasından İstanbul Fujifilm-Fotoğrafevi'nde 1999 Mayıs-Haziran aylarında ilk sergiyi açtık. Sergiye gerek yazılı gerekse görsel medya gerekse fotoğraf camiasının ilgisi çok güzeldi. Takiben 1999 Aralık ayında Ankara Zerdüşt Sanat Galerisi Çankaya'da tekrar açılan sergi yine ilgi ile karşılanmış idi. 2000 yılında Erzincan Geçit Belediyesinin düzenlediği 2. Gökkuşağı Sanat ve Kültür Etkinlikleri kapsamında Erzincanlılara ulaşan sergi, artık kendi doğduğu yerlere gidebilirdi, gitmeliydi veya biz artık sıranın oralar olması gerektiğine inanmıştık. Yaklaşık 6 yıllık bir süreç, yıllardır evlerine, ibadet yerlerine misafir olup belki fotoğraf adı altında taciz ettiğimiz bu insanlarla ürettiklerimizi paylaşabilecektik.

Sonunda gerekli izinler alınıp sergi davetiyelerinin dağıtımına ve Diyarbakır'ın sergi afişleri ile süslenmesine gelinmişti sıra. Her şey iyi gidiyordu başlangıçta, ama sergi tarihi yaklaştıkça garip refleksler gelişmeye başlamıştı. Sergi salonu sergiye nasıl izin verildiği konusunda sıkıştırılmaya başlanmıştı. Bu serginin Türkiye'nin diğer illerinde açılması ve pek çok yazılı basın argümanları onlar için önemli değildi. Bu gelişmeler karşısında grubun iki şehir dışında yaşayan üyesi hemen Diyarbakır'a ulaştık (Özgür Nizam, Hüseyin Elçi) ve diğer iki arkadaşımızla buluştuk (isimlerinin açıklanmasını istemiyorlar). Hemen Diyarbakır Valisi'nin kalem müdüründen telefonla sergi hakkında görüşme yapabilmek için randevu talep ettik ve 30 Ekim 2001 Salı günü sabahı için randevulaşıldı. Salı sabahı erkenden valilik binasına gittiğimde beklemem istenildi. Bekliyorduk; ne de olsa şehrin mülki amiri ile görüşülecekti. Saatler geçiyor ancak görüşemiyorduk. Ki haftalar öncesinde bizzat kendisi açılışa davet edilmişti. Sonunda bir koruması sergi ile ilgili bilgileri bir kağıda yazmamı istedi ve Sayın Vali'ye kendilerinin ileteceklerini anlattı. Biz de sergi açılışını Sayın Tur-abdin Metropoliti Samuel Aktaş'ın yapacağını, kendilerinin de bu sergiyi açmalarının bizi onurlandıracağını, Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Sayın Karen Fogg'un katılacağını ve daha bir çok kişi ve sivil kitle örgütlerinin de açılışa katılacağını, benim ve diğer iki arkadaşımın devlet memuru olduğunu, 1996 yılından beri Diyarbakır Fotoğraf Grubu kurucusu ve üyesi olduğumuzu ve aynı zamanda pek çok fotoğraf derneklerine üye olduğumuzu, serginin daha önce hangi illerde açıldığını bir kağıt parçasına yazarak ve özel kalem müdürüne; 10 gün önce Vali Bey'in davetiyesinin bırakıldığını söyleyerek, yine de yeni bir davetiye daha bırakarak vilayetten ayrıldım.



Ertesi sabah fotoğrafları sergi salonuna taşıdıktan sonra salona emniyet güçlerinin geldiği haberi ve bizimle görüşme talepleri şahsıma telefon ile iletildi. Tekrar sergi salonuna döndüğümde emniyet mensubu arkadaşların bir telefon numarası bırakarak ayrıldıklarını öğrendik. Söylenen numarayı aradık. Bir başkomiser çıktı telefona; ve bu serginin açılabilmesi için kendilerinden izin almak zorunda olduğumuzu söyledi. Ben daha önce bu sergi salonunda pek çok sergi açmamıza rağmen böyle bir izine gerek görülmediği ama şimdi bunun neden istendiğini sorduğumda sadece bu böyle diyen karşı ses telefonu kapamadan önce dilekçeyi valilik makamından itibaren yazmamız gerektiğini belirterek telefonu kapattı. Olağan üstü halde sergi açmak demek ki Türkiye'nin demokratikleştiğinin söylendiği ve pek çok yasaların çıkarıldığı bu dönemde daha da zorlaşmıştı. Dilekçe yazıldı telefondaki sesin söylediği gibi vilayet makamına. Önce vilayete ve oradan Emniyet müdürlüğüne. Bir çok üst düzey yetkili dilekçeyi okuduktan sonra gözlerini hafif yukarı doğru kaldırıp suratımıza baktıktan sonra Özgür NİZAM kim diye sorup yeniden dilekçeye dönüyordu, benim dedikten sonra bir daha göz ucuyla bakıp imza atıyordu ve bunu o kadar doğal ve kendiliğinden yapıyorlardı ki sanki yıllardır tüm mesailerinde sergi açılışları için olur vermişler gibi. Serginin altındaki imzalar artarak devam ediyordu, emniyet müdürlüğünden bu sefer çevik kuvvet dairesine gidileceği söylenerek dilekçe tekrar elimize tutuşturuldu. Diyarbakır'ın diğer ucuna ve orada güvenlik dairesine giderek dilekçemizi verdik, ardından kimlik fotokopilerimiz çekildi. Daha önce hiç bu tip prosedürler istenmediğini ve bugün buna niye gerek duyulduğunu sorduğumuzda, kimi sergiler vardır bu şekilde açılır demekle yetinmişti. Yaklaşık 15 dakika sonra dilekçemizin kabul edildiğini belirterek sergiyi açabileceğimizi söylediler.

"Oh be!" demek istiyorduk ama aslında OHAL'de hiçbir zaman bunu söylememek gerektiğini biliyorduk. Çarşamba günü rahat geçmiş, vilayetten gelen birkaç telefon dışında bir şey olmamıştı. Vali Bey'in açılışa gelip gelmeyecekleri ise hala anlaşılamamıştı. Son güne gelinmiş ve artık saatler sonra açılacak olan sergi hazırdı. Misafirler de birer ikişer gelmeye başlamışlardı. Son anda emniyetten gelen biri serginin halka açık olup olmadığını soruyordu. Haydaa! Bu nasıl soru; gayet tabii ki açık! Başka ne şekilde sergi olabilir dedik. Ancak davetiyelerin satıldığını ve bunun suç olduğunu söylüyordu. Davetiyelerde fiyat olmadığını gösterdikten sonra, bu eğer suç ise polis olarak bunu yapanları kendilerinin tespit etmesi gerektiğini söyledik. "Neyse," diyerek kendileri sergi yerinden ayrıldılar. Daha sonra pek çok sivil polis gerek kayıt yapma ve gerekse bizleri 'koruma' amacıyla geldiler ve aynı suçlamayı tekrarladılar ve bu sefer bir fazlasını söyleyerek: davetiyelerin bir parti tarafından satıldığını söylediler. Artık bunlardan yorulmuştuk. Aslında bir fotoğraf sergisinden niçin korktuklarını anlamak o kadar zor geliyordu ki! Misafirlerin gelişi artmış ve artık tüm yaşanılanlar önemlerini yitirmiş, yerini heyecan ve güzel bir atmosfere bırakmıştı. Yıllardır beklediğimiz ana artık sadece dakikalar kalmıştı. Sayın basın mensupları, Metropolit Samuel Aktaş, Sayın Karen Fogg, Mardin Belediye Başkanı, Diyarbakır Belediye Başkan Vekili ve Yenişehir, Sur Belediye Başkanları, Van Belediye Başkanı ve Diyarbakır'daki sivil kitle örgüt yöneticileri, Suryani ve Diyarbakırlı hemşehrilerimizin gelmesi ile sergi açılışa hazırdı. Ancak şehir mülki amiri maalesef açılışa katılmamıştı veya katılamamıştı. Acaba bu ülkeyi bu şekilde yönetenler bu vatanı bizden daha çok mu seviyor? Acaba onlar mı bu ülkenin imajını düzeltmeye çalışıyorlar yoksa bizler mi?

Şimdi bir çok ulusal ve uluslararası televizyon kanallarında geçen görüntüleri yorumlayalım isterseniz. Size iki fotoğraf anlatmak istiyorum. Birincisi o gün her kesin izlediği, Sayın Metropolit ve pek çok misafir ve pek çok sivil kitle örgütü toplanmış ve şehrin amiri olmaksızın tek başına sergi kurdelesini keserek sergiyi açıyor.



İkinci fotoğraf, Sayın Vali ve Sayın Metropolitin yan yana yine aynı kitle ile birlikte sergi salonunun girişindeki kurdeleyi keserlerken bu görüntülerin medya aracılığı ile taşınışının ülkemize kazandıracakları.

Maalesef ki bu kadar dahi vizyonu olmayan kişiler tarafından yönetiliyoruz. Ve yine maalesef ki bence bu vizyon fakiri yöneticilerimizle çaldığımız her kapı suratımıza kapatılacaktır. Hangi demokratik yasayı çıkarırsak çıkaralım bu yönetenlerle bu yasalar o kadar inandırıcı olmaktan uzak ki. Artık sergilerden korkmayan, ülke halkına güvenen, ülkesine itibar kazandıracak manevraları yapabilen yöneticilerin olduğu demokrasiyi gerçekten yaşayan yarınki Türkiye'de daha mutlu yarınlarda birlikte olma dilekleri ile.



Tam bunları söylerken aldığımız bir haberle işin ayağının hiçte öyle gelişmeyeceğini gösteriyor. Evet Milli Eğitim Bakanlığında çalışan iki arkadaşımız için bakanlık müfettişleri tarafından sadece bu sergi ile ilgili bir soruşturmanın başlatıldığı ve arkadaşlarımızın ifadelerinin alındığı haberi ulaşıyor, ayrıca sergi süresince bize yardımcı olan bir Süryani arkadaş da aynı süreci yaşıyor. Sayın Vali ile Avrupa Film Günlerinin açılış kokteylinde karşılaştığımızda kendilerini tekrar sergimize davet ettiğimizde, Sayın Vali "Benim çektiğim kadar acı çektiğinizde," demiş ve o gün bunu anlamlandıramamıştık. Ancak Sayın Vali, İçişleri Bakanlığına soruşturma için müracaat ediyor ve bakanlıktan onayı alıp, bunu Milli Eğitim Bakanlığına iletiyor ve iki müfettiş ile bu konu araştırılmaya başlanıyor. Sayın müfettişler bu konuyu neden çalıştığımızı, devlet memuru olarak nasıl bu tip işlerle meşgul olduğumuzu, sergiye kimlerin destek verdiğini, kimlerin açılışa katıldığını, niçin böyle bir sergi açtığımızı, ya yarın başkaları ayrı bir etnik grup hakkında sergi açarsa ne olur ve benzeri sorular sorarak Diyarbakır Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde açılan ve binbir güçlükle izin verdikleri ve tüm fotoğrafları tek tek emniyet kamerası tarafından kaydedilen bu sergiyi tekrar araştırma altına almışlardı. Bakalım sonu nereye gidecek; haydi hayırlısı. Avrupa yolunda hızla uyum yasaları çıkartan bu devletin, bu yasalara imza atan bakanları aynı zamanda bu tip bir soruşturmaya izin veriyor... Adama sormazlar mı, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye?

Evet gerçekten Türkiye'nin çok ciddi bir ulusal güvenlik paranoyası var. Evet Sayın Bakanlar ve belki özellikle de Kültür Bakanı ve fotoğraf sanatçısı, yazar, gazeteci ve Dışişleri Bakanı, yurdumun bakanı Sayın İsmail Cem, bu memlekete sağladığınız demokrasi maalesef hala ancak bu seviyede ve bunu aşabilmeniz o kadar zor görünüyor ki buradan. Korkularınızla üretebileceğiniz veya korkutarak ürettirdikleriniz sadece korkan estetiklerdir. Kapalı toplumlardaki ensest ilişkilerdir bizleri bu yüzyılda üretimsizliğe iten.


Ocak 2002

| Özgür Nizam'a Mektup | Paralax'a Mektup |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |