Paralax Görsel Kültür Arşivi 047


Fotograf:
Orhan Cem Çetin

(
Amann dergisi için moda çekimi.
Moda editörü: Zeynep Tunuslu
Mekan: Officium
)

Mankenler Ne İş Yapar?
Elif Mutlu


Kumaş kesimi ve güven duygusu... İnsanlığı, birbirinden tamamen farklı bu iki şeyi bir araya getirebildiği için kutlamak lazım. Aslında giyinmek örtünmek ve dış etkilerden korunmaktan çok bilgi vermenin bir yolu olarak tanımlandığında, buna şaşmamak gerekiyor. Zaten modanın yani aynı bilgi kodlarını taşıyan seri giysilerin, sınıfların yani ayrı bilgi kodlarına sahip toplulukların keskinleşmesiyle, özelikle de zengin orta sınıfın yükselişiyle ortaya çıkması tesadüf değil. Endüstri devrimiyle birlikte gelişen seri üretim bugün öyle bir noktada ki, modern dünyanın sınıfları arasında, neredeyse Hindistan'daki kastların arasındaki farklılıkları belirleyen geleneksel kuralların yerine geçiyor. 19. yüzyıl başlarında kadınlar eşlerinin yüksek sosyal statüsü ölçüsünde sıktıkları korseli belleriyle dış dünyaya bilgi iletirken, bugünün insanları gizli bir GSM operatörünün yaydığı sinyallere göre şekil değiştiren mobil telefonlar gibi giydikleri giysilerle mütemadiyen yayın yapıyorlar.

Bugünün modasından gelen en güçlü sinyallerden biri -egemen sınıfın bir yansıması olarak- öncelikle soluk benizli olmak. Araya çeşni olarak egzotik, melez bir hava da katılabiliyor. Yine de en makbul olanı soluk beniz. Rengi kaçmış dudaklar. Saçlar ise muhakkak dağınık. Tabii öylesine "dağınık" değil. Gayet profesyonel bir dağınıklık bu. Giysiler kaliteleri ölçüsünde hoyratça mankenin sırtına geçirilmiş olmalı ki o kumaşın metresinin, o giysinin tasarımının kaç bin Dolar'lara mal olduğunun umursanmadığı izlenimi verilebilsin. Yani özenilmiş de özenilmemiş, hem iki dirhem bir çekirdek hem salaş, hem serseri hem dengeli, hem zengin hem hırpani, hem sarhoş hem derviş ve saire...

Bu gözü dünya malında değilmiş görüntüsü veren, pahalı ve özel kreasyonları taşıyan mankenlerin had safhadaki incelikleri, soluk benizleri, suskun, donuk, maske suratları ölüseviciliğin dışavurumu değil elbette. Avrupa'da mankenlerin bir tür zombiye dönüşmelerinin ana nedeni mankeni silgiyle silip şeffaf bir askı haline getirmek ve kıyafeti ön plana çıkartmak çabası. Ki izleyenler öncelikle insana değil insanın dışındaki kılıfa, egemen sınıfın bilgi kodlarına dikkatlerini verebilsinler.

Türkiye'de ise egemen sınıf alışkanlıklarını izleyebilecek ve benimseyebilecek maddi güce sahip kitlenin küçüklüğünden ve ülkenin sözü edilebilir bir moda endüstrisine sahip olmamasından olsa gerek defileler de, mankenleri o defilelerde izleyebilenler de parmakla sayılabilir. Buna rağmen Türkiye'de mankenler herkes tarafından biliniyor ve izleniyor. Bu canlı fotoğraflar, nam-ı diğer kağıt bebekler Türkiye insanının sadece görsel dünyasında değil, duygusal dünyasında da bir podyumu turlar gibi boy gösterip TV kameralarına en intim halleriyle görünmekten kaçınmıyorlar.

Batılı mankenler özel hayatlarında nasıl bir stile sahip oldukları tahmin edilemeyecek kadar saçlarıyla, duruşlarıyla tanıttıkları kreasyonun görsel atmosferi içinde erirken Türkiye'deki kağıt bebekler özel hayatlarında kullandıkları saç ve makyaj alışkanlıklarıyla moda gösterisi adı altında dans gösterisini andıran defilelere çıkıyorlar. Moda Batı'da amacına uygun tanıtımlarda, meçhul manken anıtlarının taşıdığı giysiler aracılığıyla varlığını ispatlarken Türkiye o anıtların yanına tek tek Çağla Şikel'inin, Deniz Akkaya'sının, Güzide Duran'ının anıtlarını dikebilir.

O halde Türkiye'de mankenler, görsel dünyanın diliyle bize ait olduğumuzu düşündüğümüz ya da ait olmayı istediğimiz sınıfın güncel mesajlarını içeren giysileri tanıtmıyorlarsa, ne iş yapıyorlar? Onlarla işlerini yaptıkları düzlemde karşılaşamıyorsak nerelerde ve neden bu kadar sık karşılaşıyoruz? Ne için varlar ve ne için kullanılıyorlar?


Ağustos 2002

 

| Elif Mutlu'ya Mektup | Paralax'a Mektup |

| Paralax | Hezarfen Fotografya |