 Fotograf:
Orhan Cem Çetin
(Amann dergisi için moda çekimi.
Moda editörü: Zeynep Tunuslu
Mekan: Officium)
|
Mankenler Ne İş Yapar?
Elif
Mutlu
Kumaş kesimi ve güven duygusu... İnsanlığı,
birbirinden tamamen farklı bu iki şeyi bir araya
getirebildiği için kutlamak lazım. Aslında giyinmek
örtünmek ve dış etkilerden korunmaktan çok bilgi
vermenin bir yolu olarak tanımlandığında,
buna şaşmamak gerekiyor. Zaten modanın yani aynı
bilgi kodlarını taşıyan seri giysilerin,
sınıfların yani ayrı bilgi kodlarına sahip
toplulukların keskinleşmesiyle, özelikle de
zengin orta sınıfın yükselişiyle ortaya çıkması
tesadüf değil. Endüstri devrimiyle birlikte gelişen
seri üretim bugün öyle bir noktada ki, modern
dünyanın sınıfları arasında, neredeyse
Hindistan'daki kastların arasındaki farklılıkları
belirleyen geleneksel kuralların yerine geçiyor. 19.
yüzyıl başlarında kadınlar eşlerinin yüksek sosyal
statüsü ölçüsünde sıktıkları korseli belleriyle
dış dünyaya bilgi iletirken, bugünün insanları
gizli bir GSM operatörünün yaydığı sinyallere göre
şekil değiştiren mobil telefonlar gibi giydikleri
giysilerle mütemadiyen yayın yapıyorlar.
Bugünün modasından gelen en güçlü sinyallerden biri
-egemen sınıfın bir yansıması olarak- öncelikle
soluk benizli olmak. Araya çeşni olarak egzotik, melez
bir hava da katılabiliyor. Yine de en makbul olanı
soluk beniz. Rengi kaçmış dudaklar. Saçlar ise
muhakkak dağınık. Tabii öylesine
"dağınık" değil. Gayet profesyonel bir
dağınıklık bu. Giysiler kaliteleri ölçüsünde
hoyratça mankenin sırtına geçirilmiş olmalı ki o
kumaşın metresinin, o giysinin tasarımının kaç bin
Dolar'lara mal olduğunun umursanmadığı izlenimi
verilebilsin. Yani özenilmiş de özenilmemiş, hem iki
dirhem bir çekirdek hem salaş, hem serseri hem dengeli,
hem zengin hem hırpani, hem sarhoş hem derviş ve
saire...
Bu gözü dünya malında değilmiş görüntüsü veren,
pahalı ve özel kreasyonları taşıyan mankenlerin had
safhadaki incelikleri, soluk benizleri, suskun, donuk,
maske suratları ölüseviciliğin dışavurumu değil
elbette. Avrupa'da mankenlerin bir tür zombiye
dönüşmelerinin ana nedeni mankeni silgiyle silip
şeffaf bir askı haline getirmek ve kıyafeti ön plana
çıkartmak çabası. Ki izleyenler öncelikle insana
değil insanın dışındaki kılıfa, egemen sınıfın
bilgi kodlarına dikkatlerini verebilsinler.
Türkiye'de ise egemen sınıf alışkanlıklarını
izleyebilecek ve benimseyebilecek maddi güce sahip
kitlenin küçüklüğünden ve ülkenin sözü
edilebilir bir moda endüstrisine sahip olmamasından
olsa gerek defileler de, mankenleri o defilelerde
izleyebilenler de parmakla sayılabilir. Buna rağmen
Türkiye'de mankenler herkes tarafından biliniyor ve
izleniyor. Bu canlı fotoğraflar,
nam-ı diğer kağıt bebekler Türkiye
insanının sadece görsel dünyasında değil, duygusal
dünyasında da bir podyumu turlar gibi boy gösterip TV
kameralarına en intim halleriyle görünmekten
kaçınmıyorlar.
Batılı mankenler özel hayatlarında nasıl bir stile
sahip oldukları tahmin edilemeyecek kadar saçlarıyla,
duruşlarıyla tanıttıkları kreasyonun görsel
atmosferi içinde erirken Türkiye'deki kağıt bebekler
özel hayatlarında kullandıkları saç ve makyaj alışkanlıklarıyla
moda gösterisi adı altında dans gösterisini andıran
defilelere çıkıyorlar. Moda Batı'da amacına uygun
tanıtımlarda, meçhul manken anıtlarının taşıdığı
giysiler aracılığıyla varlığını ispatlarken Türkiye
o anıtların yanına tek tek Çağla Şikel'inin, Deniz
Akkaya'sının, Güzide Duran'ının anıtlarını
dikebilir.
O halde Türkiye'de mankenler, görsel dünyanın diliyle
bize ait olduğumuzu düşündüğümüz ya da ait
olmayı istediğimiz sınıfın güncel mesajlarını
içeren giysileri tanıtmıyorlarsa, ne iş yapıyorlar?
Onlarla işlerini yaptıkları düzlemde
karşılaşamıyorsak nerelerde ve neden bu kadar sık
karşılaşıyoruz? Ne için varlar ve ne için
kullanılıyorlar?
Ağustos
2002
|