Paralax Görsel Kültür Arşivi 051





Fotoğraf, yaşam ve psikozlarımız
Özgür Nizam

Evet; yaşam ve içerisinde yalnız olarak yaşanılan travmalar. Bugün yaşamımda uzun süre unutamayacağım bir travma daha yaşamış olmanın sancıları içerisinde yazıyorum. Cerrah olarak ve bir dialektik materyalist inananı olarak öğlen saat 11 gibi hastaneyi ziyaret ettim. Hem hastalarımı hem de bir meslektaşımın babasını görecektim. Meslektaşımın babasının sağ akciğerinde oluşan bir olaydan dolayı müdahalesini yapmış, onu odasına götürmüştüm. Tam o sırada insan olarak çok değer verdiğim iki genç hekim arkadaşın (karı-koca) koca rolünde olanı ile karşılaştım. Eşinin rahatsızlandığından söz ediyordu, tüm çaresizliği ile. Bu arkadaşlar ile yaklaşık 4-6 ay önce başlayan bir ilişkimiz vardı. Koca rolündeki sevgili insan bir gün o kıt kanaat bütçesinden ayırdığı liraları ile başkalarının anlamsız bulmasına rağmen bir fotoğraf makinesi almış ve fotoğraf çekmeye başlamışlardı. Aslında öncelerde acile çağırdığı birkaç zamanda görmüştüm onu ve fark etmiştim onda da bulunan farklı hekimlik pratiğini. O heyecan ile ilk gelişleri hala bugün gibi aklımda. Bulunduğum şehirde fotoğraf adına artık bir şey olarak algılanıyor olmam onlarla tanışmamı -yok aslında onları hissedebilmeyi sağlamıştı.

Erkek çok heyecan içerisinde, aldığı makineyi ve aldığı objektiflerin performansını anlatıyordu; kadın kenardan seyrediyordu bizi, uzun siyah saçları ve gözlüklerin arkasında bile gizleyemediği hayat ile çelişkili o zeka pırıltısı saçan gözleri ile. Makine Nikon F4, objektifler hayli performansı yüksek cinsten. Evet bu güzel aile ve bu güzel insanlar ile ilk tanışmam. Ben fotoğrafın makine veya objektif ile ilintili bir üretim olmadığını tanımlarken koca rolündekinin hala "Ama abi ya objektifin performansı?" deyişi. Sonra aralıklı olarak birbirlerimizi çok kısa zaman dilimlerinde buluşlarımız. Ve kadının dediklerimi anlama ve buna ait üretme gayretleri ve kocanın ürettiği fotoğrafların birer ikişer benin önümden geçişi. Çok seviyordum ve hala seviyorum ikisini.

Çevremdeki pek çok meslektaşımın ve insanların günlük yaşamı tükettikleri yere göre çok farklı bir çizgide ilerliyorlardı iki yoldaş olarak yaşamın içerisinde. Ancak bugün bayan arkadaşım akut psikoz tanısı ile psikiyatri kliniğine yatırılmış ve tedavi altına alınmıştı ve kocası dahil herkes kuşkuluydu artık onun için.

Beni ilk gördüğünde sevincini hissettim tüm hücrelerinde. Tanıdığı, az da olsa bir şeyler paylaştığı bir abisi gelmişti ona. Görür görmez bana anlatmak istedikleri ve saatlerce anlattıkları. 112'deydi, yoruluyordu ve hep kendini stres altında hissediyordu, ne de olsa diğer bir çoğunun tersine zarar vermekten korkuyordu insana ve hatasız, mükemmel olmalıydı insana ve insan yaşamına dair. Öncelikle çalıştığı yerdeki insanlık dışı ilişkilerini anlatıyordu. Bir odada, bir ranzada altlı üstlü yaşıyordu çalışma arkadaşı bir hemşire ile. Korkuyordu. Üniversite bitirmiş ve doktor olmuş ama insana zarar vermekten korkuyordu. İlk nöbetlerini sevgilisi, arkadaşı, yoldaşı ve hekim olarak daha deneyimli kocası ile aynı ranzada uyuyarak geçirmişti ama üst yataktaki hemşire hanım da onlarla uyumalıydı ve o bu durumdan memnun değildi. Kocasının horladığından bahsetmişti bu kadın, ama o kendini huzur içerisinde hissettiği bu göğüsten başka bir şey duymuyordu. Anlayamıyordu o yüzeysel kadın onun hissettiklerinden; hem de hiçbir şey anlayamıyordu. Zaman içerisinde bu hemşirenin onun ekibinden ayrılışı ve bu hemşire hanım ile daha önce tartışan bir hekimin sürülme hikayeleri onda ilk travmaları başlatmıştı belki. Ama aslında yaşamda sadece seyirci olmak ve olana olması gerektiği gibi müdahale edememek ilk travması idi. Sonra iki gün önce başlayan, artık durduramadığı duygulanımlarının ardışıklığı ile sevgili arkadaşım yatırılmıştı bir soğuk psikiyatri kliniğine, akut psikoz tanısı ile.

Artık her şey şüpheli idi onun için. Tüm insanlar, tüm davranışlar. Her şey artık onda travma yaratacak birer impuls olmuştu. Anlatıyordu; çok sevdiği kocası bile artık onun için şüpheli idi. Takip ediliyoruz, her şeyi izliyorlar, her yerde kameralar var ve herkes dinleniyor. Bu konuşmalar sırasında kocasının cep telefonuna gelen her mesajın sesi "Bak abi, demedim mi, yine izleniyoruz!" olarak yorumlanıyordu arkadaşım tarafından.

Bunları sadece hezeyan olarak algılayabilir miyiz acaba? Gerçekten de artık her yerde kameralar yok mu? Teknoloji tarafından izlenmiyor muyuz? Kredi kartlarımız, kimlik numaralarımız artık bizi daha rahat takip edebilmelerinin zemini olarak çıkmadı mı? Onu tedavi eden hekim de bir şüpheli ve bu doğrultuda sentezliyor yaşamı. Aslında dediklerinin büyük bir kısmının doğruluğu ortada, Biri Bizi Gözetliyor Evi ile veya Zonguldak ve daha pek çok şehirde kurulan emniyet kameraları ile. Biliyorum ki bu hissedebilen, duyumsayan ve bir şey değiştirmek isteyip de değiştiremeyen normalin beynindeki fırtınaların yarattığı bir durum ve psikiyatri bilimi tarafından 'psikoz' olarak adlandırılıyor.

Acaba diyorum, şimdilerde bu kardeşime anlatabilseydim dialektik materyalizmi ve bu bakışla bakabilseydi yaşama, bunun pratiğini verebilseydim bu güzel insana ve yaşamı bunun üzerinden yorumlayabilseydi. Şimdilerde bunları yaşamak zorunda kalır mı idi? Ve bu kirli ilişkiler içerisinde kendini tüketmek istemeyenin düştüğü yer. Kirlendik her yerde, her ilişkimizde; sevgililerimize dokunurken bile kirliyiz artık. Niye mi? Gerçekle mücadele edemeyen yığınlarız; bunun yerine anlık kolaylaştırılmış mastürbasyonları tercih ediyoruz artık. Bunu mastürbasyon aşamasında bile kabul edemeyenler ise akut psikoz tanısı altında tedavi ediliyorlar soğuk psikiyatri kliniklerinde.

İşte bunlardı hissettiklerim ve bu güzel insanın hemen gelmesini diliyorum ve onu bir an önce yaşamımda görebilmeyi umuyorum. Sen değilsin hasta olan; sadece hastalıklı bir toplumda yaşayan sağlam, duyumsayan bir insansın. Bizim gecelerde rüyalarda yaşadıklarımızı sen günde yaşayansın. Hasta olan benim ve biziz. Ve yarınlarda birlikte fotoğraf üreteceğimiz günlerin özlemini duyumsayarak seni bekliyorum bizimle birlikte yaşamaya, mücadele etmeye, üretmeye. Bizim uykularımızda verdiğimiz arayı sen şimdi veriyorsun; çünkü sen kirli uykulara bile yatmayı kabul etmedin. Geçmiş olsun bile demek gelmiyor içimden dostum. Sen ötekileştiremeyen olarak yaşıyorsun bu travmanı ve biz ötekileştirenler çok daha hastalıklıyız artık senin olduğun yere göre. En güzel kadrajlanmış kareler seni bekleyecek yaşamda ve sen üreteceksin bunları. Modern tıp seni değil bizi tedavi etmenin yollarını bulmalı.

© özgür nizam

Kasım 2002


| Özgür Nizam'a Mektup | Paralax'a Mektup |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |