Paralax Görsel Kültür Arşivi 052


  Hangi Görünüşünüzle Tarihe Geçmek İstersiniz?

Orhan Cem Çetin
fotoğrafçı vs.

Çok ünlü fotoğraflar vardır. Belleğimize kazınmış. O kadar ki, artık alıp duvara asmanıza bile gerek yoktur onları. Zaten ezbere bilirsiniz. Bir iki tane sayalım: Marilyn Monroe'nun beyaz eteklerinin havada uçuşması. İnsanın gözlerini delen bakışlarıyla meşhur National Geographic Afgan Kızı portresi. Atatürk'ün açık havada, karatahtada yeni harfleri öğretmesi.

Çoğunun fotoğrafçısı bile bilinmez. Sıkı bir paradokstur bu. Oysa bir fotoğrafçı hayatta daha ne ister? Çektiğiniz bir kare, dünyaca ünlü oluyor, ikonlaşıyor, tüm zamanların en iyi bilinen görüntülerinden biri oluyor. Benzerleri, parodileri, hikayeleri oluşuyor. Ne var ki, fotoğraf ünlendikçe fotoğrafçısı unutuluyor, siliniyor, arka plana karışıyor. Fotoğrafçı fotoğrafının şöhretinin altında eziliyor. Tıpkı TV dizilerindeki ünlü rollerin, oyuncularını yok etmesi gibi. Dallas'ın JR'ını kim oynuyordu? Hatırlayanınız var mı?

İşin bir de başka yönü var: Fotoğrafta görünen kişinin durumu. Ünlü fotoğrafların çoğunda yer alan kişi(ler), yukarıdaki örneklerde de olduğu gibi, Afgan Kızı hariç (gerçi o da fotoğrafçısı Steve McCurry'nin tuhaf çabası ve dünya konjonktürünün uygun düşmesi sayesinde bu yıl ünlendi, adının Şerbet olduğunu bilmeyen kalmadı), zaten ünlüdür. Ama kimilerini de tanımayız bile. Örneğin hastane koridorlarında hasta, doktor, hastabakıcı ayrımı yapmaksızın gelip geçen herkese "Şşşşt!" diyen ikonlaşmış, klasik siyah-beyaz hemşire fotoğrafında gördüğümüz hanımı tanımayız bile. Daha doğrusu, sanırız ki o kişinin tek varoluşu fotoğraftaki halidir (Bu yıla kadar Afgan Kızı Şerbet hanımın durumu da aynıydı). O hanım, üzerinde hemşire kıyafeti, işaret parmağı gülümseyen parlak dudaklarının ucunda sokaklarda dolaşır, alışverişe çıkar, o haliyle duşa ve yatağa girer. Fotoğraftaki görünüşüyle, hiç yaşlanmadan ve neşesini kaybetmeden yıllarca görüş alanına girdiği herkesi tatlılıkla sessizliğe davet eder.

Fotoğrafçısından geçtik, modeli kim, onu bari bilsek. Bu hanım gerçekten bir hemşire mi acaba, yoksa duruma göre kılıktan kılığa giren "genel amaçlı" bir yüz mü? Başka fotoğraflarda başka kimliklerle de görünmüş müdür? Bir de dansöz hali var mıdır örneğin? Övünüyor mudur susturan hemşire fotoğrafı sayesinde gelen şöhretiyle? Yoksa, JR gibi o da rolü kendisinden daha fazla ünlendiği için küsmüş müdür kaderine?

O yine haline şükretmeli. Andy Warhol'un dediği gibi, ahir zamanda, herkesin 15 dakika için bile olsa ünlü olma şansını yakaladığı uçuşan görüntüler çağında, hayatta karşısına çıkan yegane fırsatı değerlendiremeyen, tarihe berbat bir fotoğrafla, ya da berbat bir şöhretle geçenler de var. Bir gazete haberi hatırlıyorum. Çok ünlü bir mafya babası sonunda yakalanmış, davası görülmüş. Haberin yanında bir fotoğraf var. Baba, yanında bir güvenlik görevlisiyle mahkeme koridorunda yürüyor. Görevli onu kolundan tutmuş, katmış önüne, adalete teslim etmek üzere ilerliyor. Gel gelelim, foto muhabirinin asıl derdi babayı görüntülemek. Tam deklanşör düşerken memurun hapşırması muhabiri ilgilendirmiyor. Sonuç: Baba başı dik yürürken, memur iki büklüm, yüzünü gülünç bir şekilde buruşturmuş, gözleri kısık, dudakları uzamış. Zannedersin ki baba görevli, memur suçlu. Ne şans! Gel de göster eşe dosta, çoluğuna çocuğuna, bak gazetede resmim çıktı diye.

Beni üzen "tarihi" portrelerin başında, Alman teorisyen Dr. Ernst Kretschmer'in 1940'larda yazdığı Beden Yapısı ve Karakter kitabının içinde yer alan fotoğrafları saymalıyım. Kretschmer, ünlü konstitüsyon teorisinde insanların beden ve kafatası yapılarını piknik / atletik / astenik gibi kategorilere göre sınıflandırdıktan sonra, belli tiplerin ağır ruhi hastalıklara yakalanma ve suç işleme eğilimlerinden bahsediyor. Kitapta bu kategorilerle ilgili örnek portreler yer alıyor. Bu insanlar Kretschmer'in hastaları, ona esin kaynağı olan kimi vakalar.

Kitabı okuyup, bir yandan da fotoğraflardaki insanları inceliyorsunuz. "Vay be," diyorsunuz. "Demek bu şahıs tehlikeli, ya da en azından marazi bir tip. Bravo doğrusu, fotoğrafını çekebilmişler."




Uslu uslu poz verdirmişler. Bir karşıdan, bir sağdan, bir de soldan çekmişler. Kafatası şeklini, çenenin duruşunu, göbek miktarını iyi anlayalım istemişler. İnsafa gelmişler, bir de gözlerine siyah bant çekmemişler. Belki de gözlerde de bazı eğilimler gizlidir, onları da görelim istemişler. Bu insanları fotoğrafhaneye sokarken onlara ne uydurmuşlar? Hastane kayıtları için çekiyoruz, hadi soyunuver mi demişler? Kitap basılınca bir kopyasını onlara vermişler mi? "Hey sen, fırça saç, tipik bir potansiyel psikopat katil olarak tarihe geçtin, gözün aydın," mı demişler?

Bu insanlar kimdi? Tek kusurları tarife uymaları mıydı? Tarif onların üzerinden mi üretildi yoksa? Sözü edilen beden tipi kategorilerinin en iyi örnekleri olarak seçildiklerine göre, kitapta temsil ettikleri grup için yer alan kehanetler bir bir gerçekleşti mi? Gerçekleştiyse, acaba bu insanlar kitapta kendileri için yazılanları haksız çıkartmamak adına çıldırmış, zaten peşinen itham edildiler diye suç işlemiş, ya da suç işlemeleri kolaylaşmış olmasın?

Bu suçlar arasında fotoğrafhaneyi kundaklamak, kitabın basıldığı matbaanın camını çerçevesini indirmek, fotoğrafçıyı ve Herr Kretschmer'i tehdit etmek de var mıydı acaba?






Fotoğraflar, Dr. Ernst Kretschmer'in, Dr. Mümtaz Turhan'ın çevirisi ile 1949 yılında Doğan Kardeş Yayınları A.Ş. Basımevi tarafından, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 397 sıra no. ile 1949 yılında İstanbul'da yayınlanmış olan "Beden Yapısı ve Karakter (Konstitüsyon Meselesi ve Mizaçlar Bilgisi Hakkında Araştırmalar)" kitabından alınmıştır.


OCÇ, Ağustos 2002


| Cem'e Mektup | Paralax'a Mektup | Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |