Paralax Görsel Kültür Arşivi 055


  Paul Auster'in
Karanlık Odasından

Özge Baykan - Övül Durmuşoğlu


Neden mi Paul Auster? Müdavimleri anlar, Paul Auster görselliğin kendisi. Hınzır, satırları arasından fotoğraflar çıkarır albümünden. Okurun karanlık oda belleğinde kendine yer açan bir sürü fotoğraf. Tamamı anlatılmamış yığınla fotoğraf anlatılmayı bekliyordu. Hayattan skeçler sunan Kırmızı Defter'de; New York'un sokak labirentlerinin izinde, Cam Kent'te; birbirini göz altında tutan renklerin kitabı Hayaletler'de. Her kitabını akışkan bir görsellik içinde sunarken ucundan tutulup sürüklenmeyi bekleyen onlarca an vardı.

Anlatılmak her birinin en doğal hakkıydı.


ALBÜMÜN SAYFALARI



1.
Saat altı buçuk. Tren garının yirmi dördüncü kapısının üzerinde okunuyor. Kapının tam önünde bir fotoğrafı inceleyen biri görünüyor. Dikkatle, tek bir noktaya odaklanmış, bakıyor. Gözlerine bakıyor fotoğraftakinin. Yüzün tek değişmeyen yanının gözler olduğunu nereden biliyor olabilir. Bir çocuğun gözlerine bakar gibi bakıyor ama bir çocuktan çok daha yaşlı fotoğraftaki gri gözler. Tren garının önünde yüzünde donuk bir gülümseme maskeleşmiş; yakaladım, der gibi. Beklediği kişinin gözlerine bakarak mı tanıyacak onu yıllar sonra? Belki de hiç tanımamıştır. Bir kavuşma anı. Bir detektifin sorgusunun da başlangıcı olabilir.

Fotoğrafa umutsuzlukla bakıyor. Gülümseme çok uzun bir süre önce donmuş. Geçmişe ait çözülmemiş bir ipucu var; sır vermeyen bir fotoğraf tutuyor elinde. Trenden inecek kişiye ait bir sır.

 

2.
Biraz flu bir fotoğraf. Başını aynadan yana çevirmiş. Sokaktan geçerken dikkatini çekmiş de birden dönüp bakmış gibi. Saçları sakalına karışmış, sokak serserilerinden biri olabilir. Rengi atmış giysileri yırtık, pis. Saçları bukle bukle, keçeleşmiş; omzundan sarkıyor. Gövdesi sokağa doğru dönük. Aynadan kaçmak ister gibi, bir an önce kaçmak. Ama kendini alamıyor bakmaktan. Bu ben miyim? Saçı bukle bukle, keçeleşmiş; omzundan sarkan bu sokak serserisi o mu? Belki de arkamdaki.

Dönüp de aynanın karşısında, tam arkasında başka biri var mı diye baktı mı? Bilinmez. Ama olanaksızlığın o da farkındaydı. Arkasında başka biri olmuş olsa bile kendisinin de aynadaki fotoğrafta yer alması gerekirdi. Bir özportre. Birden çok da olabilir. Her yansımada, bir, beş ya da yedi. Arkasında biri bir ayna tutuyor da olabilirdi. Öyleyse aynada, arkasında duran sonsuz özportresi vardı.

 

3.
O benim burada olduğumun farkında değil, bense her sabah 8.45'te bu sokağın fotoğrafını çekmeyi adet edindim. Yeni banyo ettim bu elimdekini. Karşı köşenin bekçisi oldu o çöp kutusu. Bu fotoğrafa da girmiş. Hiç şaşırtmıyor beni artık. Yamru yumru kapağının altından bir çift göz. Bir haftadır fark ediyorum onu, çöp kutusunun kapağını hep hava aynı yönden gelsin diye aynı tarafa gelecek şekilde kapatıyor. Saklanmaya çalışıyor ama boşuna. Kapağın yerinden bir milim oynamıyor oluşu kesinlikle insan işi... Çok önemli bir şey takip ediyor olmalı, aynı sabırla hep orada çünkü. Benim de gözüm ister istemez karşıki binanın çöp kutusunun aralık kalan tarafıyla aynı hizaya gelen katına takılıyor. İçimden bir ses burada yaşananın sadece bir tesadüften ibaret olmadığını söylüyor .

 

4.
Evet bir kadın oturuyor karşısında, kadının sırtı dönük ama ifadesi karşısındakinin yüzüne yansıyor. Belki de ağlıyor kadın. Neden?

Birazdan kalkacak masadan belli. Bir şey söylemeden, veda bile etmeden.

Evet, doğru tahmin. Gözleri nemli şimdi. Gözlerindeki nem seçiliyor bu ikinci fotoğraftan. Net. Doğru tahmin; çünkü ayakta artık kadın. Biraz da kayıtsızlıkla bakıyor. Hafif mağrur ve gizemli bir havası var.
New York sokaklarına dönmek iyi gelir belki. Lokanta bir duraktı. Şehrin onu yutmasına izin vermeyecek her şeye rağmen. Yorulmuş; boğuşmaktan. Şehirle mücadele onu yıpratmış; değiştirmiş de.

Bir kare daha. Bir kere daha sokağın alt köşesinden dönüyor. New York onun hep ensesindeydi.

Son karede kadın artık yok...

 

5.
Dördüncü göz. Ben bakıyorum ya işte. Paul Auster'in yazdığına. Mavi'yi seçebilirim çünkü perdeleri aralık pencereden odayı gözlüyor. Ondan başkası olamaz bu. Sokağın karşı tarafında Siyah masanın başında oturuyor hala. Üçüncü gözün fotoğraf makinesi ikisini görüntüleyebildi. Dördüncü göz de o fotoğrafa bakan ilk kişi işte. Ben. An yazıldığına göre. Ya beşinci kişi vardı fotoğrafa her nasılsa girmekten sıyırmış kendini; ya da o üç kişiden biri, işte o. Hangisi?

Siyahın ne yazdığı belli değil. Siyah biliyor olabilir izlendiğini. Ama kesin olan, Mavi'nin düşmesi tuzağa.
Kimse tarafından izlenmediğini düşünerek rahatça gözlerken Siyah'ı...

Üçüncü göz ise sinsice kuruyor kafasında: Dipdiri bir hikaye yazacak bu fotoğraftan, belli. Fotoğraflar kadar diri.

 

6.
Zamanın fotoğrafını çekmek... Bu fikir aklıma nereden geldi diye sormayın; zamanın görüntülerini yakalamak için evrenin hakimi olmak gerekmez ki. Sadece beş dakika ayırın ve o bildiğiniz noktanın hakimi ilan edin kendinizi. Basın deklanşöre. Her gün. Zamanın kendine kadrajın içinde nasıl yer bulduğunu görüp şaşıracaksınız.

Ben 4 yıldır yapıyorum bu işi. 30 Kasım gününü seçtim sizin için. Saat 8:45.

Dört yolun buluştuğu bir yer. Kırmızı tuğlalı çok katlı binalar. Küçük dükkanlar, bir köşede ikinci el plaklar var, öbür köşede bir fırın, karşı köşe boş. Ben Auggie bu arada, tütün satarım, benim dükkanım arkamda kalıyor.

İşte saat 8.45. Yaşlı bir kadın altında ikinci el dükkanın bulunduğu binadan çıkıyor, elinde bir torba var, dalgın bir halde karşı kaldırıma doğru yürüyor. Karşıdan ters tarafa doğru geçen bir genç kız, başı önüne eğik, derin düşünüyor gibi. Birbirlerini görmüyorlar bile.

Bir yıl geçmiş, yaşlı kadın hep aynı saatte geçerdi buradan, artık yok. Eski plakçı hala orada, karşısına bir gazeteci açılmış. Kız yine aynı karede, bu sefer gazeteciden bir şeyler alıyor. Bu sene kış daha erken gelmiş sanki,caddedeki birkaç ağaç yapraklarını çoktan dökmüş.

Yine 8.45. Her zaman sabah sekizde açılan ikinci el plaklar satan dükkan hala kapalı. Garip. Genç bir çocuk ellerini siper etmiş dükkanın içine doğru bakıyor. Kimbilir hangi LP'yi birilerinden önce ele geçirme telaşında. Bu kez hala sonbahar. Sokakta yaprak toplayıcıları dolanıyor. Kız yine aynı köşeden geçiyor, elinde büyük bir çanta. Bir sürü kağıt saklar gibi. İnsanlar sabah mahmurluğunda, onu fark etmiyorlar belki; ama onun gözlerinin içinin güldüğü benim durduğum noktadan da belli oluyor.

Aynı noktada ne çok başlangıç, ne çok bitiş, ne çok hayat birbirine teğet geçiyor.




NOTLAR:
1. CAM KENT, s. 65, Metis Yayınları 1991
2. CAM KENT, s. 142, Metis Yayınları 1991
3. CAM KENT, s. 138, Metis Yayınları 1991
4. HAYALETLER, s. 27, Metis Yayınları 1999, 2.Basım
5. HAYALETLER, s. 9, Metis Yayınları 1999, 2.Basım
6. KIRMIZI DEFTER, Auggie Wren'in Noel Öyküsü'nden, s.53, Can Yayınları 1997, 3. Basım






| Özge Baykan'a Mektup | Övül Durmuşoğlu'ya Mektup | Paralax'a Mektup |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |