Paralax Görsel Kültür Arşivi 057



Anımsamak - 2
"Benim Cici İlişkilerim"
İbrahim Akyürek




İnsanları ve kurumları ilişkileri ile de tanımlarız çoğu zaman. Silahla karışık karanlık işlerin döndüğünü bildiğiniz mahallenizdeki bakkalınızla ilişkinizi kesmeniz ne kadar ahlaki ise gönüllü ya da zorunlu çalıştığınız kurumların ahlaki ilişkileri de sadece kurum oldukları için, siz orada bulunduğunuz için, orada insanlığa yararlı işler yaptığınız için farklı değildir.

Bakkalınız ve kurum arasındaki ilişkilerinizin farkı ancak psikolojik ya da rafine uzaklık ile açıklanabilir. Bakkal yakınızdadır, sizin doğrudan deneyiminize açıktır. Onun kötülüğüne temas edebilirsiniz; ayrıca onun temasına, sizden çekinmesine de açıksınız. Öteki komşularınız da benzer ilişkidedir. Kollektif deneyimle de onaylanan, ayıplanacak bir kötülük ilişkisi vardır ortada.

Kurum (vakıf, sendika, şirket, dernek, parti, devlet, aile, cami, kışla) farklı işlemlerle (bürokrasi, markalama, teknoloji, mekanın kontrol edilemez büyüklüğü, gelenekler, kutsal değerler) sizin deneyiminizden uzaklaştırılır. Uzaklıkla paralel çoğalan hız kaynaklı körlük, kötülüğün farkına varılmasını engeller; farketseniz de olası ayıplayıcıların teması azalmıştır ya da ayıplanmaya zaman kalmamıştır. Rafine ilişkilerle (örneğin reklamcılık gibi) kişi ya da kurum "saygın" duruma getirilmiştir. Kötülük perdelenmiştir. Dahası, imal edilmiş "saygınlık" size çekici bile gelebilir. Yılların gazetecisi Mete Akyol'un medya kulelerinin birinin dibinde güvenlik kartının geçersiz olması sonucu işten atıldığını kapıdaki güvenlik görevlisinden öğrenmesi, yıllar sonra Zeynep Oral'ın internet üzerinden işsiz kaldığının farkına varması, böylece bu gazetecilerin sinirlenecekleri kötülüğü temsil eden aracı yüzlerden (yeni deneyimler, anılar zincirinden) mahrum bırakılmaları, markalanmış saygınlık ile aralarındaki yeni ilişkidir.

Hemen araya girip kafama hep takılan şu ilişkiler-tepkiler zincirini sorgulamak isterim: Cüzdanımızı kapıp kaçanın arkasından gösterdiğimiz tepkiyi, ortak evimiz ülkemizin cüzdanı olan kamu bütçesini (gerçekte herkese yetecek kadar dolu hazineyi) soyanlara karşı niçin göstermeyiz? Evimizdeki koltukların nereye konacağına, akşam yemeğinde ne pişirileceğine, mutfak için ayrılan paranın miktarına karışan olası bir güce göstereceğimiz öfkeyi, yeryüzünün işlerine karışan IMF ve onun ülkemizdeki işlerini yoluna koyan TÜSİAD olunca umursamazlığın açıklaması ne olabilir? Garsonun getirdiği hesabı, aldanma endişesiyle didik didik eden sinirli yurttaşın ülkenin bütçe hesapları karşısında aldatılmamaya yönelik uyanıklığı; işi, otomobili, çocuğu, yazlığı, mutfağı, sevgilisi, eşi, ev eşyaları ve hobileriyle kurulan cici ilişkisi yanında neden önemsizdir? Yoksa J. Baudrillard kökten haklı mı: "... ama, artık tutkulu değiliz, artık başkaldırmıyoruz sinirliyiz.. Sinirlenme, büyük tutkuların yok olmasından geriye kalan bir deri reaksiyonu, istenilmeyene, katlanılmaz gündelik şeylere yöneltilen küçük tepki dalgasıdır." (Kusursuz Cinayet, Ayrıntı)

Sıradan bir anı fotoğrafı bile geçmişi, bugünkü deneyimlerimizle yeniden cesaretle ele almamızda bize malzeme olur. Fotoğraf sayesinde temas kurduğumuz geçmişteki kaygımız, yaşandığı zamankinden farklı bir bilinçle yeni anlamlar kazanır, bizi olgunlaştırır. Artık kaygı ile temas kurulmuş, iç yolculuk boyunca hesaplaşma yapılmış, sinirliliğin kesintisiz tedirginliği, anı fotoğraflarının (tarihlendirilmiş görsel günlükler) teması kolaylaştırmasıyla azalmıştır. Bize hep yutturulduğu gibi geçmiş üst üste yığılmış, birbirinden kopuk olaylardan oluşmamışsa eğer, neden-sonuç bağlantısıyla sinirliliğimize değer katıp başkaldırıya bile dönüştürülebiliriz onu. Sinirlenme çoğunlukla benzerlerimizle olan ilişkilerimizde tanımlandığına göre, bu dönüşümden öncelikle yakın çevremiz huzur duyacaktır kuşkusuz.

Temas kurmadan inadına kaçınmanın ya da teması becerememenin sonuçlarından biri, bu yazının sonuyla ilgili olabilecek yönü; arızalı okşanma gereksinmesi ve korunma-savunma güdüsü ile, markalanıp saygınlaştırılmış kötülük güçlerine yamanma; ama öte yanda eşitleriyle arzu dolu didişme, girilen ilişkileri işine geldiği gibi kopuk kopuk algılamadır. O çok bilinen "böl ve yönet"in tam zamanıdır, kendimizi bölüp yöneterek güvenlikli alana, evimize, uzmanlığımıza, ideallerimize sığınırız. Tarihten pek hoşlanmayan postmodernizm, bölünüp gevşeme, saçmalama arzusunun tekniği, bir çeşit sarhoşluk gereksinmesi gibidir artık. Engeller karşısında insanın işler yolunda maskesi takınma çabasında tarih içi bağlantılar tedirgin edicidir. Anımsamamak istenir, ya da geçmişin tedirgin etmeyen lezzetli yanı seçilip anımsanır. Tartışmalarda daraldığımız zaman bir savunma yöntemi olarak ötekine verdiğimiz "o başka, bu başka", "beni bağlamaz, o onun sorunu" biçimindeki tepkiler bağlantıları kopararak sıkışıklıktan çıkma isteğini teşhir eder aslında.

Doğrudan deneyimin yerini giderek gösteri ve araçları almıştır bugün. İlişkide bulunanların arasındaki uçsuz bucaksız tampon bölge, iletişim araçları ve uzmanlarla doldurulmuştur. Yaşanan tecrit durumu ve tüketilen nesnelerin kısalan ömürleri deneyim kazanma olanaklarımı elimden aldığı gibi, anımsama deneyimimi bile elimden alır; neyi, ne kadar, ne zaman anımsayacağıma araçları yönetenler karar verir. Yeni bir teknoloji ile tanışmamda beni ürkek yapan da tam burası, bana kalan deneyimlerin yitirilmesi, el ile beynim arasındaki ilişkinin niteliksizleşmesi, duyularımın bütünlüğünün bozulması korkusudur. Fotoğrafa yeni başlayanların bugün bile otomatik ayardan çıkma isteği umutlandırıcı olsa da, fotoğraf veya çamaşır makinasının bizi ne yaptığı yeterince yazılmış, konuşulmuş değil.

Yukarıdaki bunca satırın ortaya çıkışı biriktirilmiş sermayenin güvencesi silahla, kitabın buluşturulduğu noktada tam yol seyreden yazar-fotoğrafçı S.R. ve benzerlerinin ilişkilerini anlama çabamdan kaynakladığına göre, bu ilişkiyi biçimlendirmek isterim:


Bir Cici İlişki Örneği

KOÇ

Silah üreticisi, alıcısı.

Irak'ı ve kültür mirasını yağmalayan işgalcilere tam destek veren çokuluslu örgütlenme.
DEĞERLER

Sosyal sorumluluk projeleri.

Kurumsal iletişim.

Kültür mirasına sahip çıkmak.
YARDIM PAKETİ

S.R.'nin yöneticiliğini yaptığı K Kitaplığı

Afganistan ve Irak'ın işgali haberlerinden anımsadınız mı? İşgalcilerin bombalarıyla, uçaklardan attıkları kumanyalar aynı renkteymiş.* Markalarla giydirilip bizim deneyimimizden uzaklaştırılan silahlı modern bakkalın sponsorluğu ve beraberinde pazarladığı değerler, saldırganlığının bir çeşit insani yardım paketi, zekatıdır. Kötünün kendini bütünlemek için icat ettiği maddi-manevi dünya çözümü...

Paket dağıtım sorumlusu S.R., Irak bombalanırken,bir silaha dönüşen cici ilişkilerini temize çıkarmak, rahat uyumak için hangi sakinleştiricileri kullandı dersiniz?



* "ABD, ufacık çocuklardan aynı renkteki misket bombalarıyla yardım paketlerini ayırt etmelerini bekliyor." Fotoğraf altı, Ekim 2001, Radikal


Eylül 2003


| İ. Akyürek'e Mektup | Paralax'a Mektup |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |