Paralax Görsel Kültür Arşivi 060


  İkon Olarak Endüstri:
Endüstriyel Estetik
Murat Germen



fotograf: (c) murat germen

(Aşağıdaki metin, Murat Germen'in 11 Şubat - 12 Mart 2005 tarihleri arasında İstanbul Garanti Galeri'de izlenen aynı isimli sergisinin sunuş/katalog metnidir)

Tasarım, doğası itibariyle “farklı” olmak ister, belli bir kimliğe kavuşturduğunu “başkalaştırır” ve diğerlerini dışlar. Moda, endüstri, mimarlık veya grafik; tasarım hep yeninin, farklının peşindedir ve zaten varlığını sürdürmek için olmalıdır da. Bunun yanı sıra, işlevin ön planda tutulduğu, formların ihtiyaçlardan yola çıkılarak oluşturulduğu yaratı süreçleri de olmuştur / olacaktır. Her ne kadar işlevsellik ve ondan yola çıkarak yapılan üretiler, bazen yaratıcılığın önünde duran bir set gibi algılansa da, sonuç olarak birer tasarımdır. Yola çıkış noktasının farklı olması işlevsel bir üretim sürecinin “tasarım” olarak algılanmasına engel oluşturmaz.

İşlevsel yaratı süreçlerinin sonunda ortaya çıkan ve genel “estetik” kavramına epeyce katkıda bulunan en kapsamlı oluşumlardan biri ise endüstriyel estetik. Endüstriyel estetiği taşıyan önemli ögeler olan gazhane, su kulesi, fabrika, liman, tersane, köprü gibi endüstri binaları şu veya bu şekilde her gün karşımıza çıkıyor ve bize bu unuttuğumuz “konstrüktivist” eşkali hatırlatıyorlar. Biz gene de bunlara şöyle bir göz atıp (hatta çoğumuz görmemezlikten gelip), ardından günlük yaşamımızın “gündelik” tasarımları ile baş başa kalıyoruz.

Endüstriyel estetiğin kendini beğendirme, satma gibi bir endişesi yok; bu estetiği örnekleyen yapıların kendilerini var edebilmek için milyonlarca adet satılması gerekmiyor. Bu yüzden endüstri yapısı ne kadar gerekiyorsa “o kadar tasarlanıyor” ve ortaya, çok yalın, içten, yarışmayan ve en önemlisi kolay anlaşılır, dışlayıcı olmayan bir tasarım dili çıkıyor. Sanayi yapılarındaki bu arka planda kalma olgusu kimliklerinde bir anonimleşmeye yol açıyor, ki anonim olan tarih boyunca hep danışılan, hatta kopya edilen olmuştur. Zamanımızdaki acımasız tasarım yarışında fikir haklarının ne derece ciddi yaptırımlarla korunmaya çalışıldığı ortada. Dolayısıyla, anonim nitelikte olan her zaman revaçta oldu / olacak, çünkü anonimi tekrar yorumlayacak tasarımcı telif hakkı ödemek zorunda kalmadı / kalmayacak, tasarımının “taklit” diye adlandırılması olasılığı çok zayıf. Aynı anonimlik, endüstri estetiğinin hiçbir “izm”le veya akımla direkt olarak bağdaştırılmamasına da yol açmıştır. Tersine bazı izm’ler endüstri estetiği üzerine temellendirilmiş veya ona referans vermişlerdir.

Endüstri yapısının kendisini istem dışı “dayatan” bir güzelliği vardır, amacı kendisini size beğendirmek olmasa da. Bir köşede kendi başına oturmuş, sakin, kendinden emin görünen ve sade kişiliğinin altında derin ve karizmatik bir şahsiyet taşıyan bir birey gibidir (Walter Gropius bu olguyu “endüstri yapılarının amaçlanmamış güzelliği” olarak adlandırır). Endüstri estetiğinin karizmatik minimalizmi, yapmacık tavırlı değil, katışıksız ve nesneldir, parlak bitmiş yüzeyler oluşturma amacıyla ortaya çıkmamıştır. Bunun farkında olan Fransız mimar Dominique Perrault, kendisine 1980'lerin ortalarında ün kazandıran Hôtel Industriel Jean-Baptiste Berlier için “[Endüstriyel varoşların] artık "lanetli yerler" olduğunu düşünmüyoruz, aksine bu yerlerden enerji alıyoruz” açıklamasını yapıyor. Bu ifade, Perrault'nun Paris'in, otoyollar, demiryolu hatları, beton silolar, duman bacaları ve kullanılmayan fabrikalar içeren banliyöleriyle kurmayı amaçladığı ilişkiyi açıkça gösteriyor. “Aslında günümüzün ‘sevimli’ bir şehir manzarasıydı onlar” diyor Dominique Perrault, bu endüstriyel varoşlar için. Endüstri yapı ve alanlarının hacim ve mimari açıdan potansiyel taşıdığının diğer bir göstergesi de son zamanlarda bolca rastlanan dönüşüm projeleridir. Hem dünyada hem ülkemizde sanayi yapılarının okul, müze, ofis gibi yeni işlevlerle yeniden kullanıma sokulduğu projeler artmaya başlamış, ve hatta daha da ileri gidersek, mimarların heyecanla beklediği projeler haline gelmiştir.

Endüstri estetiği kavramına ilişkin ironik bir paradoks ise, endüstrinin, tekörnek nesneler oluşturma amacı üzerine kurulu bir fabrikasyon süreci olmasına karşın, endüstri yapılarının bizzat kendilerinde bu aynılığa, benzerliğe, yeknesaklığa rastlanmamasıdır. Yapılar, üretilecek ürünün nitelik ve niceliğine göre çeşitli kombinasyon ve ölçeklerde şekillenmekte, yerel kaynaklara / ulaşım arterlerine olan uzaklıklar aynı işlevdeki binaların bile farklı tasarımlandırılmasına yol açmaktadır. Bu çeşitlenme de ilerleme potansiyeli taşıyan bir bitmemişlik, sürprizli mekanlar, her daim farklı bakış açıları elde edebilme olasılıklarını gündeme getirmektedir. Öte yandan, aynı konuya tersinden bakacak olursak, her ne kadar tekil yapılar arasında tıpkılıktan, hatta benzerlikten konuşulamasa da, genelde bir bütün olarak bunlar arasında türdeş olmalarından kaynaklanan bir özdeşlik ve evrensellik söz konusudur. Farklı ülkelerdeki endüstri yapılarının mimarileri arasındaki fark, “olağan” yapıların mimarileri arasındaki fark kadar bariz değildir; endüstri mimarisinde kayda değer bir yerellikten bahsetmek çok kolay sayılmaz.


fotograf: (c) murat germen

Bu sergi fikri ve onun kavram yazısı bir “form işlevi izler” manifestosu olarak düşünülmedi. İşlevin ön planda olduğu bir süreç içinde elde edilen tasarım, gene de, “albeni” veya “cezbe” barındırabilir ve “kuru, mekanik” olarak nitelendirilmeden varolabilir diye düşünüyorum. Örneğin, Art Nouveau, her ne kadar stilistik bezemenin görece yoğun olduğu bir tasarım akımı gibi görünse de; kullanılan malzemeler, onların bir araya getiriliş biçimleri ve konstrüktif detaylar göz önünde tutulduğunda endüstriyel estetiğin en “edalı” örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan, sadece endüstri yapılarında rastladığımız alışılagelmedik formların dantelimsi bir bünye oluşturarak bir araya gelmelerini bir çeşit bezeme olarak algılamak olasıdır. Bu yüzden endüstri estetiğinin ille de sanayi devrimi / makine çağı ile bağdaştırılan “pürizm” veya “mükemmel form” ile birebir ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Endüstri yapılarının kaydetmeye çalıştığım doğalarında pürizmin ötesinde, derin ve hatta içselleştirebileceğiniz bir “enformellik” ve “uyarlanabilirlik, esneklik” olduğu görüşündeyim. Bu esneklik endüstri yapıları dışındaki diğer mimari yapıların pratiğinde devreye giren simgeselliği de daha başka bir boyuta taşımaktadır. Örneğin, birbirlerinden durmaksızın daha uzun inşa edilmeye çalışılan gökdelenlerde veya insan boyutunun çok üzerinde bir ölçekte, hakim düzeni birebir yansıtan katı simetrik kompozisyon kullanılarak üretilen faşist mimaride, belirgin bir şekilde “güç” simgelenmektedir. Ancak endüstri yapısında bu anlamda bir simgesellik yoktur, sanayi yapısı bireysel değil kolektif niteliği ön plana çıkarır ve bu yüzden de anonimliğin bir ikonu olarak nitelendirilebilir.

Endüstrileşmeyi ve nimetlerini ülke olarak, en azından Erken Cumhuriyet’ten beri hep arzu etmişizdir. Ama nedense endüstriyel manzarayı ve bileşenlerini pek sevmeyiz. Pis, gürültülü, kirleten, çirkin, cüsseli olarak algılandıkları için, gözden değilse bile gönülden ırak tutarız endüstri yapılarını. Bu çalışmanın amacı ise endüstrinin saklı güzelliğini gözler önüne sermek, onu uzak tuttuğumuz yerlerden biraz daha yakına getirmek. Aslında endüstriyel estetiği kuran fotoğrafik çalışmalar çok erken dönemlerde başladı (örneğin, 1930'larda Margaret Bourke-White). 20. yüzyıl boyunca da devam etti (1959’da çeşitli endüstri yapılarını görsel araçlarla yeniden üretmeye başlayan ve bazıları 2000’li yıllarda olmak üzere birçok kitap yayınlayan Bernd ve Hilla Becher çifti) ve halen sürüyor (Edward Burtynsky, Andreas Gursky, Candida Höfer, Thomas Ruff, Wolfgang Tillmans gibi fotografçılar). Endüstriyel estetiği vareden bu çalışmalar mimari, endüstriyel ve hatta grafik tasarımın belirli yönelimlerinde etkili oldular / oluyorlar (sözgelimi, Paris’teki Pompidou Merkezi).


fotograf: (c) murat germen

İşte bu sergi, endüstriyel estetiğin karmaşık, katastrofik görselliği içinde gizli yalınlık ve içtenliği kutsamayı ve tekrar göz önüne sermeyi amaç ediniyor. Sanayi yapılarındaki mimari açıdan heyecan ve esin verici hacim-mekan ilişkilerine dikkat çeken, ticari bir yarışa dönen tasarımın sorgulanarak yeniden düşünülmesini öneren bir girişim olarak da nitelenebilir. Bu çalışmanın örneklediği görselliğin aynı zamanda da bir emek estetiği olduğunu anımsamamız dileği ile…



Ocak 2005

 

| Murat Germen'e Mektup | Paralax'a Mektup |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |