| |
İkon Olarak Endüstri:
Endüstriyel Estetik
Murat
Germen

fotograf:
(c) murat germen
(Aşağıdaki
metin, Murat Germen'in 11 Şubat - 12 Mart 2005 tarihleri
arasında İstanbul Garanti Galeri'de izlenen aynı
isimli sergisinin sunuş/katalog metnidir)
Tasarım, doğası
itibariyle “farklı” olmak ister, belli bir kimliğe
kavuşturduğunu “başkalaştırır” ve diğerlerini
dışlar. Moda, endüstri, mimarlık veya grafik; tasarım
hep yeninin, farklının peşindedir ve zaten varlığını
sürdürmek için olmalıdır da. Bunun yanı sıra, işlevin
ön planda tutulduğu, formların ihtiyaçlardan yola çıkılarak
oluşturulduğu yaratı süreçleri de olmuştur /
olacaktır. Her ne kadar işlevsellik ve ondan yola çıkarak
yapılan üretiler, bazen yaratıcılığın önünde
duran bir set gibi algılansa da, sonuç olarak birer
tasarımdır. Yola çıkış noktasının farklı olması
işlevsel bir üretim sürecinin “tasarım” olarak
algılanmasına engel oluşturmaz.
İşlevsel yaratı süreçlerinin sonunda ortaya çıkan
ve genel “estetik” kavramına epeyce katkıda bulunan
en kapsamlı oluşumlardan biri ise endüstriyel estetik.
Endüstriyel estetiği taşıyan önemli ögeler olan
gazhane, su kulesi, fabrika, liman, tersane, köprü gibi
endüstri binaları şu veya bu şekilde her gün karşımıza
çıkıyor ve bize bu unuttuğumuz “konstrüktivist”
eşkali hatırlatıyorlar. Biz gene de bunlara şöyle
bir göz atıp (hatta çoğumuz görmemezlikten gelip),
ardından günlük yaşamımızın “gündelik” tasarımları
ile baş başa kalıyoruz.
Endüstriyel estetiğin kendini beğendirme, satma gibi
bir endişesi yok; bu estetiği örnekleyen yapıların
kendilerini var edebilmek için milyonlarca adet satılması
gerekmiyor. Bu yüzden endüstri yapısı ne kadar
gerekiyorsa “o kadar tasarlanıyor” ve ortaya, çok
yalın, içten, yarışmayan ve en önemlisi kolay anlaşılır,
dışlayıcı olmayan bir tasarım dili çıkıyor.
Sanayi yapılarındaki bu arka planda kalma olgusu
kimliklerinde bir anonimleşmeye yol açıyor, ki anonim
olan tarih boyunca hep danışılan, hatta kopya edilen
olmuştur. Zamanımızdaki acımasız tasarım yarışında
fikir haklarının ne derece ciddi yaptırımlarla
korunmaya çalışıldığı ortada. Dolayısıyla,
anonim nitelikte olan her zaman revaçta oldu / olacak,
çünkü anonimi tekrar yorumlayacak tasarımcı telif
hakkı ödemek zorunda kalmadı / kalmayacak, tasarımının
“taklit” diye adlandırılması olasılığı çok
zayıf. Aynı anonimlik, endüstri estetiğinin hiçbir
“izm”le veya akımla direkt olarak bağdaştırılmamasına
da yol açmıştır. Tersine bazı izm’ler endüstri
estetiği üzerine temellendirilmiş veya ona referans
vermişlerdir.
Endüstri yapısının kendisini istem dışı “dayatan”
bir güzelliği vardır, amacı kendisini size beğendirmek
olmasa da. Bir köşede kendi başına oturmuş, sakin,
kendinden emin görünen ve sade kişiliğinin altında
derin ve karizmatik bir şahsiyet taşıyan bir birey
gibidir (Walter Gropius bu olguyu “endüstri yapılarının
amaçlanmamış güzelliği” olarak adlandırır). Endüstri
estetiğinin karizmatik minimalizmi, yapmacık tavırlı
değil, katışıksız ve nesneldir, parlak bitmiş yüzeyler
oluşturma amacıyla ortaya çıkmamıştır. Bunun farkında
olan Fransız mimar Dominique Perrault, kendisine
1980'lerin ortalarında ün kazandıran Hôtel Industriel
Jean-Baptiste Berlier için “[Endüstriyel varoşların]
artık "lanetli yerler" olduğunu düşünmüyoruz,
aksine bu yerlerden enerji alıyoruz” açıklamasını
yapıyor. Bu ifade, Perrault'nun Paris'in, otoyollar,
demiryolu hatları, beton silolar, duman bacaları ve
kullanılmayan fabrikalar içeren banliyöleriyle kurmayı
amaçladığı ilişkiyi açıkça gösteriyor. “Aslında
günümüzün ‘sevimli’ bir şehir manzarasıydı
onlar” diyor Dominique Perrault, bu endüstriyel varoşlar
için. Endüstri yapı ve alanlarının hacim ve mimari açıdan
potansiyel taşıdığının diğer bir göstergesi de
son zamanlarda bolca rastlanan dönüşüm projeleridir.
Hem dünyada hem ülkemizde sanayi yapılarının okul, müze,
ofis gibi yeni işlevlerle yeniden kullanıma sokulduğu
projeler artmaya başlamış, ve hatta daha da ileri
gidersek, mimarların heyecanla beklediği projeler
haline gelmiştir.
Endüstri estetiği kavramına ilişkin ironik bir
paradoks ise, endüstrinin, tekörnek nesneler oluşturma
amacı üzerine kurulu bir fabrikasyon süreci olmasına
karşın, endüstri yapılarının bizzat kendilerinde bu
aynılığa, benzerliğe, yeknesaklığa rastlanmamasıdır.
Yapılar, üretilecek ürünün nitelik ve niceliğine göre
çeşitli kombinasyon ve ölçeklerde şekillenmekte,
yerel kaynaklara / ulaşım arterlerine olan uzaklıklar
aynı işlevdeki binaların bile farklı tasarımlandırılmasına
yol açmaktadır. Bu çeşitlenme de ilerleme potansiyeli
taşıyan bir bitmemişlik, sürprizli mekanlar, her daim
farklı bakış açıları elde edebilme olasılıklarını
gündeme getirmektedir. Öte yandan, aynı konuya
tersinden bakacak olursak, her ne kadar tekil yapılar
arasında tıpkılıktan, hatta benzerlikten konuşulamasa
da, genelde bir bütün olarak bunlar arasında türdeş
olmalarından kaynaklanan bir özdeşlik ve evrensellik söz
konusudur. Farklı ülkelerdeki endüstri yapılarının
mimarileri arasındaki fark, “olağan” yapıların
mimarileri arasındaki fark kadar bariz değildir; endüstri
mimarisinde kayda değer bir yerellikten bahsetmek çok
kolay sayılmaz.

fotograf:
(c) murat germen
Bu sergi fikri ve onun kavram yazısı bir “form işlevi
izler” manifestosu olarak düşünülmedi. İşlevin ön
planda olduğu bir süreç içinde elde edilen tasarım,
gene de, “albeni” veya “cezbe” barındırabilir
ve “kuru, mekanik” olarak nitelendirilmeden
varolabilir diye düşünüyorum. Örneğin, Art Nouveau,
her ne kadar stilistik bezemenin görece yoğun olduğu
bir tasarım akımı gibi görünse de; kullanılan
malzemeler, onların bir araya getiriliş biçimleri ve
konstrüktif detaylar göz önünde tutulduğunda endüstriyel
estetiğin en “edalı” örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Diğer yandan, sadece endüstri yapılarında rastladığımız
alışılagelmedik formların dantelimsi bir bünye oluşturarak
bir araya gelmelerini bir çeşit bezeme olarak algılamak
olasıdır. Bu yüzden endüstri estetiğinin ille de
sanayi devrimi / makine çağı ile bağdaştırılan “pürizm”
veya “mükemmel form” ile birebir ilişkisi olduğunu
düşünmüyorum. Endüstri yapılarının kaydetmeye çalıştığım
doğalarında pürizmin ötesinde, derin ve hatta içselleştirebileceğiniz
bir “enformellik” ve “uyarlanabilirlik, esneklik”
olduğu görüşündeyim. Bu esneklik endüstri yapıları
dışındaki diğer mimari yapıların pratiğinde
devreye giren simgeselliği de daha başka bir boyuta taşımaktadır.
Örneğin, birbirlerinden durmaksızın daha uzun inşa
edilmeye çalışılan gökdelenlerde veya insan
boyutunun çok üzerinde bir ölçekte, hakim düzeni
birebir yansıtan katı simetrik kompozisyon kullanılarak
üretilen faşist mimaride, belirgin bir şekilde “güç”
simgelenmektedir. Ancak endüstri yapısında bu anlamda
bir simgesellik yoktur, sanayi yapısı bireysel değil
kolektif niteliği ön plana çıkarır ve bu yüzden de
anonimliğin bir ikonu olarak nitelendirilebilir.
Endüstrileşmeyi ve nimetlerini ülke olarak, en azından
Erken Cumhuriyet’ten beri hep arzu etmişizdir. Ama
nedense endüstriyel manzarayı ve bileşenlerini pek
sevmeyiz. Pis, gürültülü, kirleten, çirkin, cüsseli
olarak algılandıkları için, gözden değilse bile gönülden
ırak tutarız endüstri yapılarını. Bu çalışmanın
amacı ise endüstrinin saklı güzelliğini gözler önüne
sermek, onu uzak tuttuğumuz yerlerden biraz daha yakına
getirmek. Aslında endüstriyel estetiği kuran fotoğrafik
çalışmalar çok erken dönemlerde başladı (örneğin,
1930'larda Margaret Bourke-White). 20. yüzyıl boyunca
da devam etti (1959’da çeşitli endüstri yapılarını
görsel araçlarla yeniden üretmeye başlayan ve bazıları
2000’li yıllarda olmak üzere birçok kitap yayınlayan
Bernd ve Hilla Becher çifti) ve halen sürüyor (Edward
Burtynsky, Andreas Gursky, Candida Höfer, Thomas Ruff,
Wolfgang Tillmans gibi fotografçılar). Endüstriyel
estetiği vareden bu çalışmalar mimari, endüstriyel
ve hatta grafik tasarımın belirli yönelimlerinde
etkili oldular / oluyorlar (sözgelimi, Paris’teki
Pompidou Merkezi).

fotograf:
(c) murat germen
İşte bu sergi, endüstriyel estetiğin karmaşık,
katastrofik görselliği içinde gizli yalınlık ve içtenliği
kutsamayı ve tekrar göz önüne sermeyi amaç ediniyor.
Sanayi yapılarındaki mimari açıdan heyecan ve esin
verici hacim-mekan ilişkilerine dikkat çeken, ticari
bir yarışa dönen tasarımın sorgulanarak yeniden düşünülmesini
öneren bir girişim olarak da nitelenebilir. Bu çalışmanın
örneklediği görselliğin aynı zamanda da bir emek
estetiği olduğunu anımsamamız dileği ile…
Ocak 2005
|