Paralax Görsel Kültür Arşıvı


  Sevgili İbrahim Akyürek,

İstanbul Saydam Günleri'yle ilgili yazınızı okudum; galiba bu yazıyı okuyup da kayıtsız kalmak zor olacaktı benim için ve yazmaya karar verdim.

Yazınızdaki açıklamalar bilinen, hem de çok bilinen ama nedense hepimiz tarafından asla kabul edilmeyen gerçekler. Çalıştığımız ve ekmek paramızı kazandığımız her alanda mevcut. Bunu biliyoruz. Geçmiş yıllarda çalıştığım bankada sendikalı oldukları için işten atılan arkadaşlarım şubeye geldiklerinde odama gelip konuşurlardı, ben de asla rahatsız olmazdım, onlara selam vermemek ya da onlara benim odama bir daha gelmeyin demek kendime hakaret olurdu. Şube yetkilisinin işten atılan arkadaşlarla konuşma uyarısına rağmen bu insanlara olan tavrım yüzünden şubeden tayinim çıktı. Ayrıca o dönemlerde ve hala da demokrat olarak bilinen bazı yayın organlarına gidip yardım bekleyen bu arkadaşlar ne yazık ki sesiz sedasız geri dönmek zorunda kaldılar. Kendilerine yapılan açıklama da, bizler bu bankalardan reklam alıyoruz, yazamayız, yani kısaca onların da ekmek paraları ve hayat zor. 2000 yıllarının ekonomik krizleri adı altında (asla inanmadığım) krizler her dönemde oldu. Kriz olmadan yaşamadığımız tarih yok... Sanırım tarihin her dönemindeki bu krizlerde yapılacak tek şey var: zamana ayak uydurmak ya da karşımızdaki insan formatlarına ayak uydurmak.

Yeni Mali Seçkinler
1- Teknik-bilim kadroları
2- Ulusal ve uluslararası tekno-bürokrasi (bu kategori, nüfuslarından kazanç sağlayarak ya da ahlak bozukluğu ile servetler biriktiren ve parası çoğu zaman vergi denetimiden kurtulan devlet şeflerini ve yüksek görevleri kapsamaktadır.)
3- Büyük bankaların ve uluslararası büyük girişimlerin genel müdürleri. Geçmişe göre yeni olan nokta şudur ki, günümüzde bu yöneticeler kendi kişisel servetleriyle risk almayı reddediyorlar.
4- Para babaları (bu kategori, paranın prenslerini de yani kişisel çaba göstermeden borsa spekülasyonu ve elektronik iletişim araçlarının manipülasyonu ile servetler kazanan kişileri kapsamaktadır.)
5- İletişim araçları patronları.
6- Ulusal ve uluslararası uyuşturucu, silah, ucuz emek, kaçak ürün vb. kaçakçı şebekeler.
7- Kralın soytarıları, televizyon yıldızları, sporcular, modacılar, seçkinleri ve halkı son derece kazançlı dinsel mezheplerin şefleri, seçkinleri ve halkı eğlendirerek zengileşenler...

Siyasi olarak gerileyen (siyaset ekonomiye indirgenmiştir) ve zihinsel olarak gerileyen (fikirler fragmanterdir ve toplumdaki hakim düşünceye uydurulmuştur) bir dönemdeyiz.

Dünyasallaşmadan söz edildiği zaman, dünyasallaşma üstüne olan söylemler dünyanın bizzat kendisini görmezden geliyorlar, oysa coğrafyacı Lacgue Levy’nin haklı olarak söylediği gibi "Dünyasallaşma, yeni bir nesnenin, olduğu şekliyle dünyanın su yüzüne çıkmasından ibarettir." Burada bir paradoks var; ne kadar çok dünyasallaşmayı ele alıyorsak, yalnız bir süreci, parçayı, görünüşü algılamak ya da kavramak üzere o kadar dünyayı fikirlerimizden uzaklaştırıyoruz. Dünyasallaşma, bütün insanlık için ortak ve spesifik sorunların ortaya çıkmasına denk düşüyor. Ama insanlık fikri reddedilmiştir, hatta tedavülden kalkmış bir fikir olarak telakki edilmiştir.

Bir Uygarlık Siyaseti yazarları Edgar Morin - Sami Nair

Bir Uygarlık Siyaseti adlı kitaptan küçük bir alıntı yaptım. Yazmamdaki amaç da gelişmekte olan dünyamızda yeni sponsorlarımızın kimler olacağı, fakat fazla bir değişiklik yok gibi, sadece insanlık kavramlarının yok olması söz konusu. Mesenlik ya da sponsorluk tarihini okuduğumuzda da sanırım bu apaçık ortada. Yaşanan zamana göre yapılan çalışmalar amaçlarına göre desteklenmiş, sponsorluktaki amaç sanat değil sadece reklam...

Ve sevgili Yücel Tunca fotoğraf sanatı adına yapılmış olan her güzel olayı desteklerim ve tabii sizin yaptıklarınızı da ama bu sponsorluklar Saydam Günleri adına göre kullanılmış olsaydı, kriz, ve krizi işten atılan insan portreleriyle ya da yaşamlarıyla ya da yapılan grevlerle ya da ne bileyim vs anlatmış olsaydınız acaba bu firmalar krizin sanatsal boyutlarına bakarlar mıydı? Yoksa böyle sanat mı olur deyip bir daha sponsor olmamak için sanat mı değil mi tartışması mı başlardı? Öyle sanırım ki içerik, sanatın yüklediği içerik daha da önemlidir.

Tabii ben de şu an bunları yazabiliyorsam, şu an çalışmadığım içindir ve şu an söz konusu bankalarda çalışıp bunları yazmak söz konusu bile olamaz, çünkü ekmek paramdı ve aç kalmayı göze alamazdım, hatta bir kare fotoğraf bile çekemezdim, hatta Vietnam fotoğraf gösterisinde bir köşe yazarımız bile çalıştığım bankanın adını duyduğunda şaşırmıştı, çünkü çalıştığım bankayı tanıyordu.

Adına gelişme dediğimiz ve son hızla geliştiğimiz dünyada her kavram değişmiştir. Değişikliğe uğramayan ne kaldı ki? Günahı olan hiçkimse yok. Herkes günahsız ve herkes ilk taşı atıyor.

Ama yaşadığımız gerçekleri ne yazık ki değiştiremiyoruz. Ne felsefe ne de idealist olmak önemli değil. Bu yazıyı yazarken de amacım saydam günlerini eleştirmek değil, sadece yaşanan gerçeklerin göz ardı edilmemesiydi.

Hepinize sevgi ve saygılarımla.

Ağca Özyıldırım
Şubat 2002

| Paralax Ana Sayfa | İ. Akyürek'e diğer tepkiler |