Paralax Görsel Kültür Arşıvı


  Bir Serginin Ardından
Ağca Özyıldırım

Fotoğraf görmektir. Görmeyi bilmek ancak görenin sosyal ve kültürel yapısıyla, duygu ve düşünceleriyle, estetik ve teknik kaygılarıyla ve de o ana bakışıyla bağlantılı olarak gelişir. Görenin yaşadığı zaman içindeki olumlu ya da olumsuz gerçek kesitleri bir ışık olarak yansıtması da tüm bu bilgileri gerektirir. Görme biçimleri ne olursa olsun; ister deneysel ister belgesel, ister düz ister güncel isterse de haber, isterse magazin vs, bu anlatım şekli bir sorumluluk olmalı ve bu sorumluluk hissedilerek paylaşılmalıdır. Paylaşılmalıdır ki geleceğe ışık olsun. Geçmişi yansıtarak paylaşılan bu ışık demetleri bazen bizleri uçsuz bucaksız güzelliklere götürse de bazen de unutmak istediğimiz, hatırlamak dahi istemediğimiz görüntüleri bize getirir ve hatta daha da ileriye giderek onları tarihe kaydeder ve belleklerden çıkmasına izin vermez.

17 ağustos 1999 tarihinde yaşanan depremin etkilediği bölgede çok zor şartlarda çekilen bu fotoğraflar da işte bu görme biçimlerinden bizlere ulaşan gerçek bir kesit. UNUTMAMAMIZ gereken, hatta UNUTTURULMAMAsı gereken o kadar çok şeyi barındırıyordu ki .

Fotoğraflar o kadar çok gerçekti ki, siyah-beyaz her kare, çekilen sıkıntıları çok iyi yansıtıyor ve düşündürüyordu. Sergiyi dolaşan ilkokul öğrencisi bir kız çocuğunun sergi defterine yazdıklarını aynen aktarıyorum:
"Bu resimler çok acı veriyor, ben bu resimlere baktım, ve çok acı verici, insanların tencere getirip yeme veriyorlar, ama çok acı verici, ama onlar gerçek olmaya bilir, insanların herşeyini yapıyorlar, saç kesimi, yeme verilişi insan bence utanarak alıyorlardır, bunlara çok üzüldüm, evlerin yıkılışı çok acı veriyor.... BÜŞRA TURAN 11 yaşındayım"

Diğer bir çocukla olan sohbetimde ise,
"Abla ne olur bu fotoğrafları Türkiye'nin her yerinde gösterin!" diye feryat ediyordu. "Biz bunları yaşadık abla, ama önlem alınırsa bizim yaşadıklarımızı yaşamazlar," diyordu küçük ama yaşadıklarından dolayı neler olabileceğini çok iyi bilen bu büyük insanlar.

Kemal Gök, seçtiği konuyla derin duygusal bağlar içinde kalarak gördüklerini bize fotoğraflarda anlatmış. Fotoğraflara baktığınızda hem estetik hem teknik hem de konunun çok iyi yansıtıldığını görmemek mümkün değil. Kendisi belki depremin ürkütücülüğünü yaşamadı ama yansıttıkları yaşananların boyutlarını anlatıyordu. Geleceğe geçmişten dersler çıkartılmasını hissettirerek..Çok eski çağlarda insanlar portrelere korkuyla bakarlarmış, çünkü sanatçının portresini yaptığı insanın aynı zamanda ruhuna da sahip olacağına inanırlarmış. Acaba şimdiki çağlarda insanlar bu fotoğraflara bakıp ne hissediyorlardır?



Kemal Gök,1953 yılında Tunceli'de doğdu.1999 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'nü bitirdi.1998 yılından beri Değirmendere üzerinde fotoğraf çalışmaları yapmaktadır. Sanatçı,Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Fotoğraf ve Video Programı'nda çalışmalarını sürdürmektedir.

Gök,doğa-insan gerçekliğini kendine özgü bir uslupta inceler. Sergide yer alan eserler, sanatçının Marmara depreminin ardından 2001 yılı sonlarına kadar çektiği belgesel fotoğraflarından oluşmaktadır.

Depremin birinci yıldönümünde Değirmendere'de 12 fotoğrafla, Mayıs 2002 'de İstanbul Fotoğrafevi'nde siyah-beyazlarıyla ve 17 Ağustos'ta İzmit Büyükşehir Belediyesi Sanat Galerisinde çalışmalarını sergiledi.




Dilerim ki yaşananlar bir daha yaşanacak olsa da boyutları binlerce ölü olmaz binlerce anasız, babasız çocuk ve evsiz insanlar olmaz, ve dilerim ki böyle görmek istemediğimiz sanat fotoğraflarını tarihe belge olarak bırakmayız.

Ekim 2002

| Ağca Özyıldırım'a mektup | Paralax Ana Sayfa |