
Paralax Görsel Kültür Arşıvı
| MESENLİK, SPONSORLUK VE SAYDAM
GÜNLERİ ÜZERİNE Belgin Çöleri |
|
| Zina suçu işleyen bir kadının taşlanarak cezalandırılması isteğiyle yanına gelenlere İsa şöyle der: "Aranızda kim günahsızsa, kadına ilk taşı o atsın." | |
Okuduğum yazı karşısında, yazıyı yazan kişinin İstanbul Saydam Günleri'nde düzenlenen gösterilerin eleştirisiyle ilgili dertlerinden daha çok sponsorluk ilişkileriyle ilgili dertlerinin olduğu görülüyor. Sponsorluğun bir tür çağdaş mesenlik* olduğunu bilen bir insan olarak, mesenlerin eski çağlardan beri var oldukları ve verdikleri ekonomik desteklerle bilimi, sanatı ve kültürü destekleyerek kendilerini tatmin ettikleri ve prestij sağladıkları tarihsel bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Onların bunu yaparken bilimi, sanatı önemsemelerinden dolayı değil lüks ve prestijli imaj yaratmaya çalışmalarından dolayı, onları asla savunmam mümkün değildir. Ancak bütün bu tarihsel süreç içinde var olan ve malesef ki içinden pek de çıkılamayan bu sistemin ve tarihsel yükün ağırlığının tek başına İ.S.G.'ne yüklenmek istenmesini çok adaletsiz ve acımasız buluyorum. Tarihsel sürece bakıldığında sanatçıların, bilim adamlarının bu kişilerden nasıl destek aldıklarını görüp, 'keşke almasalardı' diyebileceğimizi de çok sanmıyorum. Gerçek anlamda mesenlik ya da sanat koruyuculuğu kavramı 17. yy.'da gelişmiştir.Bu tarihten önceki sanat koruyuculuğu aslında 'sanat, sanat içindir'görüşünden çok sanatın kişilerin toplum içindeki prestijini arttıran ya da dinsel amaçlara hizmet eden bir olgu oluşuna dayanmaktaydı.Sanat ürünleri çoğu kez zenginlik göstergesiydi, kişiye toplumsal prestij sağlıyordu. Antik çağda Yunan devlet adamı Perikles, sanata verdiği destekle tanınır. Ancak bu dönemlerde mesenle sanatçı birbirleriyle özdeşleşecek denli yakın bir ilişki içinde olmamış, sanatçı yalnızca 'iş ısmarlanan' yetenekli bir usta olarak görülmüş. Mesenlik de varlık ve lüks göstergesi olmaktan öteye geçememiştir. Makedonya kralı Büyük İskender ile Makedonyalı Mısır hükümdarı I. Ptolemaios da saraylarında çok sayıda sair, düşünür ve sanatçı barındırmıştı. MÖ. 3. yy.'da Roma'da sanatsal değeri olan nesnelere sahip olmak bir incelik ve kültür göstergesiydi. Ortaçağda sanat koruyuculuğu dinin etkisi altına girmiş ve genellikle manastırlar tarafından yürütülmüştü. Benediktenler'in önayak olduğu yapım etkinlikleri bazı sanatçıların sivrilmesine ve korunmasına yol açmıştır. Birey olarak sanatçılara yapıt ısmarlayan ilk mesen Floransalı zengin tüccar Giovanni Rucellai'dir ve UCCELLO, VERROCCHIO gibi sanatçılara ekonomik destekle üretmelerini dolayısıyla gelişmelerini sağlamıştı. Ancak, Rönesans döneminin en önemli sanat koruyucuları Floransalı Medici ailesi olmuştur. Lorenzo de Medici, LEONARDO DA VINCI (Leonardo da Vıncı'nın Mediciler'in sarayının bahçesinde asılarak cezalandırılmış insanların eskizlerini anatomi çalışmak için gece gizlice çizdiği ve hatta cesetleri insan bedenini tanımak adına çalarak çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Mesenleriyle girmek zorunda olduğu ilişki, iki tarafın düşünce farklılığını göstermek anlamında önemli bir örnektir.) VERROCCHIO ve BOTICELLI gibi sanatçıları Milano,Venedik ve Roma'ya yollayarak FLORANSA OKULU'nun ilkelerini yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Sanatçı-mesen ilişkisindeki katı dengeyi bozan ve kazanmış olduğu ünle dengeyi sanatçı lehine değiştiren ilk Rönesans sanatçısı MICHELANGELO olmuştur. 17. yy.'da G.L.BERNİNİ papaların, VELAZQUEZ de İspanyol sarayının hizmetinde çalışmıştır. Sanat koruyuculuğu bu dönem Fransa'sında bütünüyle politakayla içiçe olmuştur. 18.yy.'da papaların gücünün azalması ve Fransa kralı XIV.Louis'in ölümüyle, sarayın merkezileşmiş sanat koruyuculuğu dönemi de sona ermiştir. Sarayın sanattan desteğini çekmesi bu alanda büyük bir boşluk yaratmış, özel kolleksiyoncuların giderek çoğalması bile boşluğu doldurmamıştır. Geçmiş dönemlerin sanatı özlemle anılmış sanatın "altın çağı"nın yani Yüksek Rönesans'ın sona erdiği inancı yaygınlaşmıştır.Ayrıca sanatçının mı, yoksa mesenin mi daha önemli olduğu gündeme gelmiştir. Bu yargı ve değer karmaşasına ülkelerin ekonomik sıkıntıları da eklenince sanatçı yalnız kalmıştır.Kolleksiyonculukla özellikle Fransa ve İngiltere'de krallar ve soylular yerine amatör ve sanat meraklıları üstlenmeye başlamıştır. Dönemin en önemli sanat koruyucularından biri Fransız banker Pierre Crozat'tır. Yüzyılın sonunda Romantizim'in etkisiyle sanatçılığın bir deha ve gereksinimlerilerinin, içinde yaşadığı toplumdan farklı olduğu görüşü güçlenmiştir. Dolayısıyla sanatçı toplumdakileri değil kendi öz değerlerini savunmaya, dış müdahaleleri reddetmeye ve mesenin isteklerine uymamaya başlamıştır. Sanatçıların kendi yaratıcılıklarıyla ilgili bu bilince varmaları sanat koruyuculuğu kavramında radikal değişimlere yol açmış mesenlik uzun süre çağdaş yapıt koleksiyonculuğundan öteye geçememiştir. 19. yy. sanatçısı genellikle gerçek anlamda destek görmemiştir. 19. yy.'ın sonlarına doğru sanatçıları bu bunalımlı ortamdan çıkaran yeni bir mesen türünün belirdiği görülür. Paul Durand Ruel, Daniel Henri Kahnweiler ve Ambroise Vollard gibi bilinçli sanat meraklısı ve alıcılarının ortaya çıkmasıyla sanatçılar bir yandan kendi anlatım özgürlüklerini sürdürürken bir yandan da ekonomik destek almışlardır. Durand-Ruel İZLENİMCİLİK akımını, Kahnweiler KÜBİZM'i, Vollard da FOVİZM'i destekleyerek toplumun değerlerinin oluşmasına önderlik etmişlerdir. 1910'lara gelindiğinde artık toplumun çağdaş sanata ilgi duymaya başlandığı gözlenir. Çağdaş sanatta mesenlik kurumunun şekil değiştirmesi kaçınılmazdır ve bu sponsorluk dediğimiz oluşumla ilişkilidir. 'Fotograf sanat mıdır?', 'İstanbul Saydam Günleri bir kültür sanat etkinliği midir?' gibi konular tartışma oluşturabilir ama bu kişi veya kuruluşların ( İ.S.G.'ni tartışmanın dışında tutarsak) hepimizin bildiği büyük sanat etkinliklerine de destek oldukları kaçınılmaz bir gerçektir. İşte tam da bu noktada, bu kuşatılmışlık içinde İ.S.G. bülteninde yazılan hayata nasıl tutunulacağını sorgulayan, "dünyanın artık kaçılamıyacak bir noktaya gelen kaotik atmosferi içinde" bir şeyler yapmaya çalışan insanların 'UYANIK(!)'lıkla suçlanması ve ard niyetli olduklarının ima edilmesi, varolan kaotik atmosferin içinde nefes almaya çalışırken, bizleri bir kez daha kaosun içine itiyor. Çıkışsızlığın ardından yazıyı şöyle sonlandırmak doğrudur sanıyorum: Bu yazıyı okumuş herkesin dürüst ve ekolojiye saygılı iş yerlerinden(!) çıkıp eve giderek ve yemek hazırlama için geçen sürede ne kadar temiz kalabildiklerine bakmaları gerekir. Dikkat etmemiz gereken tek şey, eve giderken 'Afrika'da özel ordular kurup yerel halkı öldüren 'SHELL'den benzin almış bir otobüse veya taksiye binmemek (sormamız gerekecek!); protesto edip cep telefonu kullanmıyorsak, evde ekmek olup olmadığını sormak için kullandığımız devletin telefonuna ödediğimiz paranın henüz birkaç gün önce yaşanan ve ölüm oruçlarına müdahale edenlere harcanıp harcanmadığını kontrol ederek aramamız(!); akşam yemeği için aldığımız makarnanın markasının 'savaş araçları işinden para kazanan Koç' şirketinden olup olmadığına ve buzdolabımızın ya da yemek yapmak için kullandığımız ocağın, tüpün vb. kara listedeki şirketlere ait olup olmadığına bakmamız gerekecektir! "GÜNAHSIZ OLAN İLK TAŞI ATSIN!" Kasım 2001 *MESEN: Sanatı ve bilimi
koruyan gelişmelerine katkıda bulunan kişi, kişiler
yada kuruluş. |