Paralax Görsel Kültür Arşıvı


  Bilhassa Kırışık,
Bilhassa Siyah-Beyaz
(Hurdacılar Çarşısından Gözlemler)

Yazı ve fotoğraflar: Murat Şahin Öcal


Kontrol tabloları, kırık akslar, ampermetreler, zincirler, demir talaşları, grayder paletleri, pervaneler, bilgisayar ekranları, soğutma sistemleri, askeri araçlar, vinçler, çekiciler. Bütün bunlar, toplumsal hafızanın artık kimsenin uğramadığı, kullanışsız ve rahatsız yolculuklardan öte bir yola çıkmayan koridorlarından yansıyan görüntüler.

Duyarlılık eşiklerinden kolayca atlayamayan, bildik esinlenmeleri tetiklemeyen ve yükselen ya da uçuşan değerlere tutunamayan kareler. Yaşlı insan portelerindeki kırışıklıklardan tanıdığımız hüzünün, "üretim fetişizminde" yeniden ifadesini bulan ve biraz daha toplumsal bir kapsama gönderme yapan paslı, eğreti görüntüler.

Bütün bunların ardındaki ile barışık bir bakışla, "zamana direnen", köhnemiş küflü düzenekler. Yaşlı insanlarda var olduğunu düşünmeye yatkın olduğumuz huzurun, atmosfer şartlarında kabarıp kavrulan boyalar misali bir bir yere düşmesinin resimleri.

Hurdacılar çarşısındaki yığıntılar arasında gezinirken bacaklarının arasına köpek yavruları dolanıyor. Etrafta çalışanlar, fotograf çeken birine hiç bir yerde olmadığı kadar kayıtsız, neredeyse seni yok sayıyorlar. Bu insanı rahatlatmıyor...


Yine de bu yığınlar arasında, bütün değerlerin güce tahvil edilebildiği nisbette değerli olduğu, kişisel hikayelerin birbirine benzediği, "trum-trak-trum-trak" yazıklanlamaların ışıkla buluştuğu anın fotograflarını çekmek mümkün.

Her köşe başka bir görüntü zenginliğiyle seni çağırıyor. Tükenmişliğin üzerine yeni umutların yüklenip, yeniden tükenmek üzere hazırlanışındaki pazarlığın hararetine tanık olmanın şaşkınlığıyla oradan oraya koşturup duruyorsun. Kişisel hikayelerin preslendiği bir kapitalizm naturmortunun içinde geziyorsun... Her yer görüntülerle dolu. Kapitalizmin kendinde mündemiç neş'e ve enerjinin, kişisel kurtuluş hikayelerinin; ama hep "başkasına ait" sayısız hikayenin tükenişinin ve yeniden başlayışının görüntüleri.

Bize ait şahsi alanların; taşlık bir arazide, çakılların içine gömüldüğü toz zerrecikeri gibi değersizleşip yeknesaklaştığı bir dünyanın yansımaları... Bozuk makineler, kırık aletler, eprimiş yaşamlar. Bunlar uzaktan bakınca "apayrı bir dünya" dedirtse de biraz yakınlaştığında tam da bizim dünyamız olduğunu fark ediyorsun. Birbirine benzemenin samimiyetsiz ama güvenli "oda ısısına" hapsettiğimiz hikayelerimiz orada yeni kahramanlarını bekliyor.

Hep aynı yap-boz... Bir çocuğun oyuncak sepetindeki birbirine benzeyen, ama her hafta yeni bir sevindirme umuduyla yenilenen oyuncakların giderek bir plastik çöplüğe dönüşmesi gibi; bütün yaşamlar aynı yap-boz.


Bir süre sonra oyuncaklar "ihtiyaç sahibi" başka çocukları sevindirmek üzere karton kutulara dolduruluyor. Renkli plastikler üstüste düşerken başkasına devrettiğimiz hikayelerimizi hafızamızdan siliyor.

Yüksek uyum kabiliyetli, düşük kontraslı ve her bedene uyan hüzünler yaratmaya yatkın zihinlerimiz hurdalıkda çürüyor... Burada, kişisel kadrajımıza bir iğne deliğinden sızarak yerleşen kurtuluş umutlarının, yeniden toplumsal hafızanın çöplüğüne düştüğü anın fotograflarını çekmek mümkün. Burada, yükselme umutlarının, yeniye tapınmanın, bütün yaşanmışlıkları birer anıya dönüştüren ritüellerin ipine tutunmanın öyküsünü resimleyebilirsin.

Dev bir tambur dönüyor. İçine düşen yaşamlar tamburun çeperlerindeki küçük ızgaralardan süzülüyor. Bütün yaşamlar bir imbikten geçerek pazara damlıyor... Baş döndürücü bir hızla dönen tamburun çeperlerinde yaşlı insan portreleri kalıyor. Bilhassa kırşık, bilhassa siyah beyaz.

Emeğin değere tahvili, küçük arızaların neden olduğu kesintilerle devam ediyor.
Tuhaf bir rastlantıyla, Ankara'da Hurdacılar Çarşısı ve Mezarlık yanyana duruyor.


Ocak 2001

| Murat Şahin Öcal'a Mektup | Paralax'a Mektup | Bılgı ve Abonelık |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |