Paralax Görsel Kültür Arşıvı


  Fotoğrafın Dayanılmaz Saydamlığı
Sami Aksoğan



"Aslında fotoğraf ve saydam sanatı büyük bir sanat. Düşünün bir kere, saydam gerçek yaşamın bir anının aktarılması işini ne de güzel yapıyor. Evet, gerçeğin ta kendisi. Yalanlar ve yanılsamalarla dolu bir anlayış için ne kadar da tehdit edici olduğunu varın siz tahmin edin."

Bu sözler Gürşat Özdamar'ın İstanbul Saydam Günleri, Ağustos-Eylül 2000 Bülteninde yer alan "Saydam Ölmedi Ama Kötü De Kokmasın" başlıklı yazısının giriş cümlesini oluşturuyor. İlk cümledeki dilbilgisi kazası sanıyorum bir dizgi hatası ama genelinde ifade edilmek istenenleri yanlış anlamamıza neden olacak başka bir dizgi hatası daha yok herhalde. Bu sözler yazıldığına göre ciddiye almamız gerekiyor. Yoksa yazana haksızlık edilmiş olur. Farklı bağlamlara ilişkin bu cümlelerden ilki, yani "Aslında fotoğraf ve saydam sanatı büyük bir sanat," cümlesinin birçok bakımdan üzerinde titizlikle durulması gerekiyor. Geri kalan bölüm tanıdık ama ifadedeki iddialı tarz onu da kayda değer kılıyor. Samimiyetle söylemek istiyorum ki son zamanlarda bu kadar çarpıcı bir ifade ile karşılaşmadım. Sanatla ve de özellikle fotoğrafla ilgilenen ortalama birinin kanını ısıtacak bir müjde var burada. Yeni bir sanat disiplininin müjdesi: Saydam Sanatı. İnsan bu noktada acaba yanılıyor muyum diye bir kez daha düşünmek gereği hissediyor. Fakat herşey net. "Saydam" hem bir sanat olarak hem de "gerçek yaşamın bir anının aktarılması işini çok güzel yapan" bir medya olarak özgün bir karaktere bürünüyor. Az çok okumaya gayret eden biri olarak "saydam sanatı" ifadesi ile ilk kez karşılaşıyorum. Fakat ifadenin kullanımındaki rahatlıktan sanki bunun nicedir var olan bir sanat disiplini olduğu gibi bir hisse de kapılıyorum. Fakat yok, önemli sayılabilecek kaynaklarda, yerli ve yabancı literatürde aramama karşın yok. Yani yeni bir şeyle karşı karşıyayız. O zaman bunun ne olduğunu anlamak yönünde merak duymam doğal. Artık "saydam sanatı"dile getirildiğine göre demek ki kuramsal zemini de oluşmaya başlamış. Öyle ya, hiçbir sanat disiplini, hiçbir sanat disiplini geceden sabaha varolmuyor. Yıllara yayılan bir süreçte olgunlaşarak ortaya çıkıyor. Zaten kimse de "Dur, bir iş yapayım da yeni bir akım yaratayım," diye uğraşmıyor. Farklı hedeflere yönelen, farklı tekniklerle özgün anlatım olanakları elde eden sanatçıların eğilimleri sanat kuramcıları tarafından zamanla tarif ediliyor ve belki yeni bir sanat akımı olarak ifade edilmeye başlıyor. Şimdi "saydam sanatı" için de bu süreç mi başladı acaba. Ben bir sanat kuramcısı olmadığımı biliyorum, Gürşat Bey'in de olduğunu zannetmiyorum. Ama bu, meselenin üstünde düşünmemizi engellemez herhalde. Dedim ya yeni bir şeyle karşı karşıyayım ve merak ediyorum.

Burada ki saydam kelimesiyle acaba ne kastediliyor? Şu bildiğimiz saydam, diapozitif ya da slayd olarak anılan fotoğraf filmi türü mü, yoksa saydam gösterisi mi? "Fotoğraf ve Saydam Sanatı...." biçiminde kullanıldığına göre, bu fotoğraftan ayrı birşey. O yüzden herhalde fotografik görüntünün kaydedilmesinde kullanılan en yaygın malzemelerden biri olan diapozitif film kastedilmiyor burada. O filmler kullanılarak yapılan saydam gösterisi anlatılmak isteniyor olsa gerek. Öbür türlü olsa bir "saydam sanatçısı" sergi açmak istediğinde diapozitiflerinden büyük boy baskılar yapamayacak ve duvara saydamlarını asmak zorunda kalacaktı. Aksi halde onu bir "fotoğraf sanatçısı"ndan nasıl ayırabilirdik ki? E bu da mantıklı olmadığından, herhalde "saydam gösterisi sanatı" asıl ifade edilmek istenen şey. Ben de bunun üstünde düşünmek istiyorum.

Saydam gösterisi denilince, saydam filmlere kaydedilmiş fotografik görüntülerin bir ya da daha çok projeksiyon cihazı ile gösterildiği bir etkinlik düşünüyorum. Görüntülerin anlaşılabilir olması için bu iş tercihen tamamen karartılmış bir ortamda yapılıyor. Genellikle de görüntülere eşlik eden bir müzik falan da oluyor. Eğer bir sergi ya da bir yayın için kullanılmayacaksa diapozitif filmlerin başka insanlara seyre değer biçimde gösterilmesinin yolu projeksiyon cihazından geçiyor. Böylelikle diapozitif filmler bilimsel, ticari yada farklı amaçlı toplantılardan, eş dost arasındaki tatil muhabbetlerine oradan da fotoğraf ortamlarına, derneklere, kulüplere kadar uzanan mecralarda değişik amaçlarla kullanılıyor. Ve yapılan bu iş de sıklıkla saydam ya da dia gösterisi adıyla anılıyor. Son yıllarda çoklu projeksiyon tekniklerinin daha yaygın hale gelmesi ile gösterilerin niceliğinde artış olurken, nitelik olarak da bazı farklı işler çıkmaya başladı. İstanbul Saydam Günleri, İFSAK Dia Gösterisi Yarışması gibi etkinlikler de insanları tekniğin olanaklarıyla kendi birikim ve yaratıcılıklarını birleştirmeye çağıran bir ortam yarattılar. Bugün gelinen noktada fotoğrafın özellikle genç kadrolarında dikkate değer sayıda insan "farklı" işlerin üretimi için çabalamakta. Bu noktada tekniğin kullanımı, klasik estetik yaklaşımdaki başarı ya da üzerine kurulduğu "fikir" ve içerdiği kavramsal zenginlik gibi sanatsal niteliklerle öne çıkan gösterilerin üretilebileceğini hatta üretildiğini söylemek mümkün. Ama sorunumuz tekil olarak kimi saydam gösterilerinin sanat yapıtı niteliği taşıyıp taşıyamayacağı değil, topyekün "saydam sanatı" diye bir şeyin olup olamayacağı. Bunun olabilmesi dia-projeksiyon tekniği ile yeni ve özgün bir dilin yaratılmasını ve bu dilin kavramsal bir zemini, bir manifestoyu ifade etmede kullanılmasını gerektirir diye düşünüyorum. Saydam gösterisinin doğasından gelen böyle bir kavramsal ayrıcalığı, başka hiçbir teknikte bulamayacağımız bir üstünlüğü var mı? Bu noktada video sanatı, düşünmemize yardımcı olacak bir örnek olabilir sanırım. Adını teknolojik bir üründen alan bu disiplin 1960'lardan itibaren gelişmeye başlar. Televizyon ve videonun yeni bir görsel estetiğin aracı olduğunu keşfeden kimi sanatçılar bundan faydalanarak çalışmalarını geniş kitlelere ulaştırabileceklerini düşünürler. Bu önemli bir nokta, çünkü bu teknik kavramsal sanatın sanat yapıtını fetiş durumundan kurtarma, kitlelerin etkin bir izleyici olarak katılımına sunma amacına son derece uygundur. Üstelik mekan kısıtlaması olmaksızın başka disiplinlerle ortak arayışlara da olanak sağlamaktadır. Altmışlı yıllarda video tekniği ile çalışan sanatçıların videonun saf belgeci yanını kavramsal sanatların peşinde koştuğu bir başka amaca yani "gerçekliğe" ulaşmada bir araç olarak kullandığından da söz edebiliriz belki. Video sanatı örneğinde teknolojinin belli bir tezin ifadesinde başlıbaşına etkin olduğunu ve süreç içinde yeni deneylere de olanak sağladığını görüyoruz. Saydam gösterisi için bu ne kadar mümkün acaba ?

Kaldı ki bize saydam gösterisi ile sunulanın ortada saydam ve dia-projeksiyon makinesi olmadan da sunulması mümkün. Çok yakın bir gelecekte projeksiyon makinesinin havalandırmasından gelen hafif iniltiyi, mekanizmanın tıkırtısını unutmaya başlayacağız. Yeni teknolojilerin olanaklarıyla saydam filmlere ve projeksiyon cihazlarına gerek kalmaksızın yaratıcılığımızı çok daha rahat sergileyeceğimiz işler yapacağız. Yani saydam gösterisi tanımlaması anlamsızlaşacak ya da çok dar bir alanı ifade edecek. Başka bir tanım bulmamız gerekecek belki de. Saydam gösterisini geniş anlamda Audio-Visual (Görsel-işitsel) etkinlikler içinde ele almak da düşünülebilir; bilemiyorum. Ama sonuçta "Saydam Sanatı" adıyla anılacak bir birikimin olduğunu da hiç zannetmiyorum.

Çoğunuzun "fazlaca düşünülmeden edilmiş bir sözün üzerinde bu kadar durmaya gerek var mı? Biliyoruz zaten Saydam Sanatı diye bir şey olmadığını," dediğinizi tahmin ediyorum. Fakat inanıyorum ki yazılanların bağlayıcılığı vardır. Hele bunlar fotoğraf birikimini yeni oluşturmaya başlayan insanlar tarafından okunuyorsa, sorumluluk daha da artar. Üstelik Sayın Özdamar'ın sözlerinin kavramsal dayanağı olmadığını nereden bilebiliriz ki? Aslında o kadar iddialı şeyler söylemektedir ki mutlaka bir dayanağı olmasını da bekleriz.

Bilemiyorum, konuya duyarlığımın nedeni acaba bir yıl önce bir dost toplantısında fotoğrafın ortak ilgi alanımız olduğu belirtilerek tanıştırıldığım bir kişinin (kendisi yurtdışında master yapmış bir iç mimar) "Nasıl bari fotoğraf çekmeye zaman bulabiliyor musunuz?" soruma aynen "Yoo! Ben fotoğraf değil, saydam çekiyorum," diye yanıt vermesi olabilir mi? Demek ki insanlar bu terminolojiyi bir yerlerden öğreniyorlar. Sizce bu vahim bir durum değilse, kısa zamanda benzer gariplikleri bol bol duymaya hazırlanın.

Sonsöz olarak bir de şu "saydam"a has olduğu iddia edilen "Gerçek yaşamın bir anının aktarılması" ile "Yalanlar ve yanılsamalarla dolu bir anlayış için tehdit edicilik" yeteneklerine değinmek istiyorum. Bunu da yazıya dökerek değil, iki "saydam" görüntüye yer vererek yapacağım*. Konuya ilişkin onca kitap, yazı ve tartışma varken benim söyleyeceklerimin bir katkı sağlayacağına inanmıyorum. "Saydamlara" bakın ve gerçeklik ile ilişkilerini siz yorumlayın. Dileyen "saydam" kelimesi yerine "fotoğraf" kelimesini koyabilir
.
Ekim 2000

Fotoğraflar: Tanju Akleman


* Burada sözü edilen ve yukarıda gördüğünüz iki fotoğraf bana saydam, yani diapozitif olarak teslim edilmiş, ancak buradan izlenebilmeleri için taranarak "ekran görüntüsü"ne dönüştürülmüşlerdir. İsteyen gelip orijinalleri görebilir (Editör).


| Paralax'a Mektup | Bılgı ve Abonelık |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |