
© Isabel Muñoz |
Isabel Muñoz /
Karşılaşma
Anı
Orhan Cem
Çetin
İstanbul Bilgi
Üniversitesi'ne bağlı Bilgi Atölye'de yine iddialı
bir sergi var. İstanbullu izleyicilerin 1995 yılında
Mimar Sinan Üniversitesi'nde açtığı ve geleneksel
dans (tango, flamenko, göbek dansı) fotoğraflarından
oluşan sergisi ile hatırlayacakları Isabel Muñoz, bu
kez boğa güreşi ve yağlı güreş fotoğraflarını
birlikte sunuyor bizlere
Serginin adına ve içine baktığımızda, boğa
güreşi ve yağlı güreş fotoğraflarının aynı
kişi tarafından çalışılmasında ve birlikte
sergilenmesinde bir anlam olsa gerek diye
düşünüyoruz. Bu anlamı bulmak, dans fotoğrafları
sergisinde tabii ki daha kolay. Muñoz'un biyografisine
baktığımızda, sanatçının bugüne dek çoğunlukla
ritüellerle, kalıplaşmış duruşlar, hareket dizileri
ve kostümlerle ilgilendiğini görüyoruz. Zaten
seyirlik olan bu ritüeller bir fotoğrafçı için
-ister istemez- çok zengin, ancak bu zenginliğin
herkesçe malum olması nedeniyle de tehlikeli konular.
Dünya üzerinde bugüne dek çekilmiş tango
fotoğraflarının sayısını bir düşünün. Ortaya
çıkan görüntüler kolaylıkla sıradan,
görüntülenen beden hareketlerinin kendileri kadar
kalıplaşmış olabilir.
Muñoz ise, bu riski göğüslemiş ve kendi görsel
dilini başarıyla oluşturmuş. Tüm bu devinim
zincirlerinin içinden heykeller çıkartmış.
Fotoğrafların harekete dair olmasına karşın, hareket
netsizliğine nadiren rastlıyoruz. Fotoğraflardaki
insanlar mağrur, anıtsal. Görüntüler yakalanmış
anlar gibi değil. Sanki bu insanlar oldum olası öylece
durup Muñoz'u beklemiş gibiler. Üstün bir siyah-beyaz
tekniğiyle birlikte ortaya çok başarılı, daha da
ileri giderek tarihsel önemi olan tespitler çıkmış.
"Karşılaşma Anı" sergisinde Muñoz yine
geleneksel ama deyim yerindeyse daha "sportif"
iki konuya yönelmiş durumda. Tabii sonu ölümle
biteceği kesin olan bir karşılaşmaya ne kadar spor
denilebilirse. Yağlı güreşte taraflar canlarını
değil, en fazla karizmalarını kaybedebilirler (gerçi
karizmasını kaybedeceğine canını kaybetmeyi
yeğleyen birçok kiş tanıyorum). Serginin adı, her
iki karşılaşmadaki rekabet haline dikkat çekiyor. Ne
var ki bunun ve her iki sporun adının içinde
Türkçede "güreş" sözcüğünün geçiyor
olmasının dışında benzerlik yok bana kalırsa. Daha
çok kontrast var. Sergideki fotoğraflarda da
görüldüğü gibi yağlı güreşte taraflar çok daha
eşit şartlarda savaşırken, Boğa güreşinde
"güreşçiler" balo kıyafetlerinin içinde
kusursuz, hatta "şahane" görünürken rakip
boğa kan ve çamur içinde, ölüm paniği ile
şekilsiz, sefil, berbat bir yaratığa dönüşmüş.
Yine fotoğraflardan görebildiğimiz gibi, matadorun
giyinmesi bile başlıbaşına incelikli bir tören iken,
boğanın öylece ortalığa salıverilmesi yeterli.
Fotoğraflar renkli olsaydı, ölüme yaklaşan boğanın
haksız sefilliği daha da belirginleşecekti. Yağlı
güreş fotoğraflarında Muñoz'un daha önce pek adeti
olmadığı üzere çok miktarda yakın plan soyutlama
ile altını çizdiği ya da ortaya çıkarttığı,
rakiplerin arasındaki neredeyse romantik hatta erotik
ilişkinin, doğaldır ki boğa güreşi
fotoğraflarında eseri bile yok. Boğa güreşi
serisinde daha çok dinsel bir kahramanlık hikayesi
görür gibiyiz; özellikle de yaralı matadorun
arkadaşları tarafından taşındığı sahnede.
©
Isabel Muñoz
İki seri arasında teknik
farkları da var. Boğa güreşi tabii ki çok daha
hızlı cereyan eden bir "spor". Bu nedenle,
arenada görüntülenmiş olan fotoğraflarda yüksek
hızlı film kullanımından kaynaklanan ve Muñoz'un
diğer serilerinde rastlanmayan, daha çok basın
fotoğrafçılarına özgü bir yüksek kontrast ve
yakalanmış an duygusu görülüyor.
Güreş fotoğraflarında ise adeta stüdyo çalışması
gibi duran Muñoz'a özgü heykelsi duruşlar, kusursuz
ton zenginliği, ve genel bir dinginlik duygusu var.
Güreşçiler sanki güreşmiyor, piknik yapıyorlar;
mücadele etmiyor, birbirlerinin bedenlerini
keşfediyorlar. Muñoz'un yağlı beden görselliğini de
fotoğraflarında iyi değerlendirdiğini söylemek
gerekiyor.
Kısacası, Karşılaşma Anı izlemeye değer, akılda
kalacak bir sergi. Ancak, boğa güreşi ve yağlı
güreş fotoğraflarının neden birlikte sergilendiği
konusuna fazla takılmamak gerekiyor. Zira, yukarıda
anlatmaya çalıştığım gibi bence farklar
benzerliklerden çok daha fazla. Hele sergi hakkında
başka yerlerde okuduğumuz görüşlerde sözü edilen
ve açıkçası fotoğraflarda pek göremediğim
"Akdenizli erkek gururu / mertliği" bence iki
seri arasındaki akla gelebilecek son ortak nokta.
Üstelik şunu da sormadan edemiyorum: boğalar şık
beyler tarafından şişlenerek can verirken bir Akdeniz
erkeği olma konusunda ne düşünüyorlardır sizce son
nefeslerinde?
Eylül 2000
© Isabel Muñoz
(Bu yazı,
Vizyon dergisinin Ekim 2000 tarihli sayısında yer
almıştır. Paralax'ta derginin izniyle
yayınlanmaktadır.)
|