 |
Daha
Kapaktan Tuhaf Kokan bir Kitap
Orhan Cem
Çetin
Türkiye'de fotoğrafla
derinlemesine ilgilenmeye karar verenlere, daha kıdemli
olanların çıkarttığı bir okuma listesi vardır.
John Berger, Susan Sontag, Roland Barthes ve son
yıllarda -listeye İzmir'den girdiğini tahmin ettiğim-
Jean Baudrillard, değişmeyen imzalardır. Bu isimlere
tabii ki diyecek yok. Dünyanın başka yerlerinde
hazırlanan benzer listelerde de yer aldıkları kesin.
Türkçe çevirilerinin iyi kötü bulunuyor olması da
gerçekten büyük bir nimet.
Türkçe yazanlara gelince... İsim vermemek herhalde
daha doğru olur, zaten sayıları da çok az, ya
fotoğrafı gündelik hayattan ve sanatın diğer
disiplinlerinden bütünüyle kopararak dışarıya
kapalı bir alana çevirip doğru fotoğrafçılığı
oldukça patırtılı bir şekilde kategorize etmeye
çalışıyor (dövüş kulübü), ya da yukarıdaki
yazarların düşüncelerini bizim adımıza bir kez daha
okuyup, mevcut çevirilerin Türkçe meali
olmaktan öteye gitmeyen metinler üretiyorlar.
Oysa fotoğraf bu topraklar için her ne kadar ithal
teknoloji de olsa, bildiğimiz gibi Osmanlı'dan bu yana,
yani ilk andan itibaren bize özgü ve Batı'dakine pek
benzemeyen görsel kültürümüzün içinde bize özgü
ve Batı'dakine pek benzemeyen bir biçimde yer aldı ve
bize özgü bir fotoğraf geleneği en azından gündelik
hayatta oluştu.
Bu nedenle, aslında yukarıda adı geçen yazarların
bakış açıları ve fotoğrafa dair yorumları (tıpkı
klasik psikoanalitik kuram gibi) kimi zaman bizim
durumumuzu açıklamaktan uzaktır ve üstelik tutarlı
ve inandırıcı olduklarından, eğer dikkatli olmazsak
varolan ancak henüz kristalleşmemiş kendi öz
hissiyatımızdan da olabiliriz.
Lafı neye getireceğim herhalde anlaşılmıştır.
Dünya fotograf kültürünün Anglo-sakson ağır
toplarına ek olarak, onlarla aynı platformda ama bizim
dilimizle, bizim bakışımızla yazan birilerine
ihtiyaç olduğu kesin.
Ve güzel haber: Böyle birisi var.
Nazif Topçuoğlu yeni kitabı Fotoğraf Ölmedi
Ama Tuhaf Kokuyor'da, tam da az yukarıda
dediğimi yapıyor. Özel görüşmelerimizde biraz
nazlanarak kabul etse de, Türkiye'deki
fotoğraf okuru için temiz, anlaşılır,
aydınlatıcı, yer yer acıtsa da içgörü sağlayıcı
bir kaynak oluşturuyor. Hemen hemen tümü daha önce
Sanat Dünyamız, Cogito, Arredamento Dekorasyon ve
Geniş Açı dergilerinde yayınlanmış olan yazılar
özel bir sıralama sonucunda, gözden kaçmayacak bir
bütünlük, belli bir akış kazanmış.
Yazılarda tarihsel evrimi içinde Batı
fotoğrafçılığından çokça söz edilmesinin
yukarıda söylediklerimi yalanladığı sanılabilir.
Ancak bu yazılarda Batı fotoğrafçılığının bizi
nasıl etkilediğinin / etkileyebileceğinin ipuçları
dikkatli gözlerden kaçmayacaktır.
Nazif Topçuoğlu'nun kitabın önsözünde belirttiği
gibi, "Kitabın amacı öncelikle
'nasıl fotoğraf çekilir?' değil 'neden fotoğraf
çekeriz?' sorusuna yanıt aramaktr."
Topçuoğlu daha sonraki bölümlerde medya tarafından
yönetilen ve giderek sayısallaşan dünyamızda
belgesel fotoğrafın yeni konumunu, keza sanat
fotoğrafı (ya da fotoğraf kökenli sanat) ayrımını,
Batı'daki ölü çocuk fotoğrafçılığı
geleneği üzerinden gündelik hayattaki kurgulanmış
fotoğraf üretimini / tüketimini, fotoğrafçı-model
ilişkilerini, fotoğrafın gerçeklik / doğallık
sorunsalını, Dört Ayıp Yazı'nın
ilkinde Kate Moss'un göğsünde bir belirip bir kaybolan
ben üzerinden çıplaklık, bir kez daha gerçeklik ve
toplumun imgelerle dönüştürülmesi konularını (ki
bu bölümdeki post, post post ve post post post
scriptum'lara henüz sıcaklığını yitirmemiş olan 32
Büst vakasına dair bir de post post post post
scriptum ekleneceğinden hiç kuşkum yok), digital
fotoğrafın kimyasal fotoğrafı öldürecek mi yoksa
süründürecek mi olduğu, yoksa zavallı boğanın
nicedir orasından burasından şişlenerek zaten ölüme
hazırlanıp da digital fotoğrafın sahneye matador
olarak mı çıktığı, yatırım aracı olarak
fotoğrafın durumu ve seyahat fotoğrafçılığının
seyahatin yerini alması gibi konuları çok eğlenceli
ve çok samimi, ancak alabildiğine akademik üslubuyla
tartışıyor ve herbirini bir sonuca bağlıyor.
Kitap, mizah dozu çok yüksek Fotoğrafçılık
ehliyetnamesi projesinin ardından ani bir
düşüş yaşatan son derece hüzünlü Benim
Adım Nazar ile buruk bir sona ulaşıyor:
"Belki de gerçekten 'Kem Gözüm' var
da, onunla kendi içime baktım, hiç böyle bir şey
olabilir mi?"
Bu kitabın akibeti de şüphesiz, Nazif'in artık
sahaflarda bile bulunamayan ilk kitabı İyi
Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani? ile aynı
olacağından, mümkünse şu an bu yazıyı okumayı
bırakıp kitapçınıza gidin derim.
Bir öneri daha:
Kitabı okuduktan sonra, Nazif Topçuoğlu'nun 1980
sonrası fotoğraflarına bir daha bakın. Hem
okuduklarınız, hem de gördükleriniz daha fazla anlam
kazanacaktır.
Fotoğraf
Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor
Nazif Topçuoğlu
Yapı Kredi Yayınları
1. Baskı: İstanbul, Nisan 2000
(Bu yazı,
Geniş Açı dergisinin Temmuz - Ağustos 2000 tarihli
12. sayısında yer almıştır. Paralax'ta derginin
izniyle yayınlanmaktadır.)
|