Paralax Görsel Kültür Arşıvı


Vesikalık fotograflar:
Anonim
(Orhan Cem Çetin kolleksiyonundan)

Bir Vesikalık Fotoğraf
Firuz Kutal


Üzgünüm. Dün gece uyumadım. Bir genç kız içimi kemirdi durdu. Bir haberde geçen, 25-30 metre yukarıda bulunan bir yoldan aşağıya atılmış 17-20 yaşlarındaki bir kız/kadındı içimi kemiren. Daha doğrusu yüzünü siz fotoğrafçıların vesikalık dediği küçük bir fotoğrafta görebildiğimiz bir genç kadının görüntüsüydü kafama takılan.

Dün gece kızın üç abisi televizyonda, kardeşlerini namus davası uğruna öldürdüklerini anlatıyorlardı.
Genç kız 60 yaşlarında bir adamla evlendirilmiş. Adamın yanından defalarca kaçmış ve sonunda aile meclisi kıza bir ders vermeye ve kaçmayı sürdürdüğü için de, etkili bir yönteme, yani kızı öldürmeye karar vermiş -istemeye, istemeye! Kızı yolun altına getirmişler. Kendisi zaten ölmek istiyormuş. Kızın yola kadar tırmanması için abileri yardım etmişler ve ölmesine yardımcı olmuşlar.

Yol yukarıda. Oraya kadar uzanan köprü ayaklarından yavaş yavaş tırmanmışlardır. Hiç konuşulmamıştır. Kızı zorlamamışlardır hiç, inanırım. Yoksa o kadar yukarılara tırmanamazlardı. Kız kendi isteği ile çıkmıştır ama aşağı bakınca biraz midesi bulanıp, başı dönmüştür. Ben hiç ölmeye gitmedim, bilemiyorum onun için. Belki gözleri dönmüş ve yapılması gerekeni yapıyordu. Belki de için için ağlıyordu. Yok! Zaten önceden çok ağladığı için artık yaş gelmiyordur gözlerinden. Belki de kızın ayaklarına etekleri fılan takılmış, düşecek gibi olmuş, tutununca da bir komiklik, bir saçmalık olduğu için küçük abisi ile gülüşmüşlerdir, daha önceleri de yaptıkları gibi, sessizce birbirlerine bakarak. Yukarı vardıklarında belki öpmüştür büyük abisini, belki de küçük abisinin onu itmesini beklemiştir. Havada uçarken sonunda özgür olduğunu düşünmüştür belki de.

TV'de bu işlerle yakından ilgilenen bir avukat bayan, namus davası konusunda karşılaştığı başka örnekleri anlattı. Örneğin yakalanıp hakim tarafından hakkında kefaletle salınabilir kararı verilen,  sonra mahalle sakinlerinin para toplayarak kefaletini ödeyip dışarı çıkarttığı Selma'yı nasıl taşladıklarını dinledik. Bir aile değil, bir mahalle dolusu insandı bunlar. Avukat hanım (ismini not edemedim), yaptığı bir araştırmadan da söz ediyordu. Yalnızca bir Doğu şehrimizde yılda 30 genç kız ölüyormuş. Bütün Türkiye üzerine ise, ne Adalet Bakanlığı'nın, ne de başka devlet birimlerinin herhangi bir araştırma yaptığını duymadığını belirtiyordu avukat.

Avukat hanım bu işlerle uzun zamandır savaştığını da söylüyordu. Ama yasada boşluklar var diyordu. Birincisi kızı öldürenler onun ailesi olduğu için davacı olamıyormuşsunuz. Davacı olunsa da ailenin en küçük üyesi suçu üstüne alıyor, o da en çok bir ya da iki yıl sonra yanınızda yürüyen insanlardan biri oluyor yine. Öte yanda, genç kızların öldürülebileceği olasılığı biline biline, ailesinden 'öldürmeyeceğiz' diye kağıt alınılıyor ve genç kız hakim, polis ya da jandarma tarafından aileye geri veriliyor. Uygulanan 'pratik' bu. Yoldan atılan kız durumunda da böyle olmuş. Bu belgenin hiçbir yaptırımı yokmuş. Yani aileyi, namus davasını suçlayamıyorsunuz. Haklar aile ve erkek üyeler için işliyor da, bir genç kızın hiçbir şeye hakkı yok gibi. Yıllardır böyle oldu. Hala böyle. Genç kızlar ölüyor.

Toplumumuz ilerledikçe belki namus sorunu daha da karmaşıklaştı.Acaba eskilerde ölen genç kızların sayısı şimdilerdekinden fazla mıydı? Araştırmacıların işi.

Bütün gece gözümün önünden gitmeyen bir genç kız yüzü var. Daha doğrusu bir vesikalık fotoğraf. Yüzünün yarısı badem göz. Güzel biri. Mutlaka sevgi için çırpınıyordu yüreği. Kendimi kızın yerine koymadan edemiyorum. Siz de, erkekseniz, bırakın erkekliğinizi fılan -kadınlar bence bu işi daha kolay yapar da ondan-, kendinizi o kızın yerine koyun.

Belki daha seksin ne olduğunu bile sezemiyorsunuz. Evlendiriyorlar. Babalar, abiler söz vermişler, anlaşmışlar; alınanlar alınmış, verilenler verilmiş; belki silahlar patlamış, belki de kurbanlar kesilmiş ve sizi yaşlı bir adamın koynuna atmışlar. Size sahip olduğunu baştan kabul ettiği için, yani onun malı olduğunuz için, adamın herhalde iyi davranmak, sizi okşamak, hiç değilse durumu yumuşak bir
geçişle geçmeniz için yardımcı olmak gibi bir derdi yoktur. Onun sizi düşünmesi de mümkün değıl. Ya da, size karşı yumuşak olması gerekmiyor, böyle bir toplumsal ahlakı da bilmiyor adam... Bedeninize dokunduğunda tırmalanıyormuşsunuz gibi gelebilir size. Adam, siz çırpındıkça tahrik olur. Sizi zorlar, içinize girer, gider gelir (en büyük parmağınızı burnunuzun içine zorla sokmaya çalışın, acıyor mu? Herhalde böyle bir acı bile daha anlaşılır gelirdi. Cünkü kendimiz, kendi parmağımızı, isteyerek ve acıdığını hissettiğimizde kendimizi durdurma seçeneğimiz ile sokuyoruz parmağımızı burnumuza. Bunu yaparken üzerimize yığılan bir ağırlık yok, bacaklarımız zorla açılmıyor, korkmuyoruz, tiksinmiyoruz, geleceğimiz alınmıyor). Git, gel şimdilik biter. Bir kaç gün sonra yine ister adam. Her keresinde canınız öyle acır ki, acıyı unutmazsınız herhalde -kızlar başka neden kaçar ki? Hele töreleri biliyor, abisi ve babasını da tanıyorsa!-  Hele adam bütün yaşamının yorgunluğunu, hırsını körpe kızdan alıyorsa... Belki de abileri doğru söylüyordur. Ölüm bile, seçeneklerin arasında benimsenen bir seçenek oluyordur...

Vesikalık fotoğraflardaki gülümsemeler geleceği anlatmıyor. O anda, belki de fotoğrafı çeken adam gül dediği için gülen kızı anlatıyor. Oysa, belki de iki vesikalık fotoğrafı olsa daha iyi. Bir çok acı çektiğini anlatan, bir de sevindiğini gösteren. Tatsız bir olay olduğunda, televizyonlara gülen fotoğraflar verilmez belki o zaman.

Uyutmuyor insanı gülen vesikalık fotoğraf.

Namus davası, hemen hemen tüm köy romanlarında okunur galiba.Yıllardır ortalarda var. Ve kendilerine oy veren bu insanları anlayan, koca bir meclisin seçilmiş insanları da var. Öldürmek ve bunu hak görmek, kendi menisinden olan çocuklarını -över de, söver de- yazılı olmayan yasaları ile metalaştırmak erkekliğin vazgeçilmez koşulu gıbı...

Nasıl olumlu ve güzel ve gelecekle uğraşan insanlar oluruz? Hele bu insanlar ve onları desteklemez gibi yapan, ama bir biçimde destekleyen yasalarımız, yöneticilerimiz olursa. Herşey birbirine bağlı değil mi? Bir yandan Galatasaray'a devlet yardımı yaparken, öte yanda unutulan deprem bölgelerinden Düzce'deki silah fabrikası üretimini arttırmış. Şimdi Düzce'yi ayakta tutan diyerek övünülen fabrikada kavuniçi, pembe, sarı, mor saplı silahlar üretiliyormuş. Gerçi erkekler beyaz ve altın ya da gümüş saplı silahlara rağbet gösteriyorlarmış ama kadınlardan renkli olanları alanlar oluyormuş.

Acaba oralardaki mağduriyete çözüm üretilebilseydi, bu silah fabrikası önemli bir üretim merkezi mi olurdu? Buna izin mi verilirdi? Kadınların silah almaya başlaması da anlaşılıyor artık bizim toplumumuzda. Herhalde silahtan anlamayan bir erkek olmak damgalanmak olacak. Kadınlar bile eleştirir böyle erkekleri belki...

Gece uyumadım. Bu namus sorunları yıllardır sürüyor. Pek bir düzelme de yok anlaşılan.

Kendi kızını öldüren namusa endeksli bu insanlar kimbilir kendi kızlarını öldüre öldüre, benim ve sizin kızınızın da namusu ıle uğraşmaya başlayabilir. Bu olasılığa taban üretmekte ülkemiz.

Korkuyorum doğrusu.

Erkekliğimiz, törelerin ekonomik nedenlerı, silah elde etme ve kullanma ve öldürme hakkı yürürlükte kaldığı sürece, sanki karşı olmalar bile boş ve tehlikeli olacakmış gibi geliyor.

Unutmayalım, bu işler yıllardır sürdü ve sürüyor. Sürmesi törelerin ve töreleri uygulayanların güçlülüğüne mi bağlı, yoksa onların karşısında "Dur yahu!" diye dur(a)mayan bizlerin varlığına mı? Avukat hanımın calışması bitse de alsak. Kendi olanakları ile yaptığı için çok zaman alıyormuş. Avukat hanım çalışmasında, o kızın vesikalık fotoğrafını kullanır herhalde. Güzel kapak olurdu. Osmanlılardan beri gelen bir siyasi kültürümüz var. Bu siyasi kültürde olumlu ilke ve davranışlardan çok olumsuzluklar üretilmiş. Kötülük yapmak, komplo kurmak, kıymak ve yıkmak, karşıt olmak için gerekli özellikler olmuş. Bu durumda toplumumuzun insanlarının da çözüm olarak genç kızları öldürüp namus temizlemesi neredeyse anlaşılır gibi geliyor. Oysa anlaşılmasa daha iyi olurdu.

Tıpkı sizlerin gibi bu genç kızların da hormonları var. Küçücük yaşamlarından beklentileri var. Kendilerinin ihtiyacını görecek genç kız arayan yaşlı adamlar, genç kızların da düşüncesini alsa. Eğer
ölümün alternatifi, yaşamsa.

Bütün bu olaylarda, genc kızı alan kocanın ne adı geçiyor, ne onu bu durumdan pişman kılacak yasalar var. O adamı takip edebilsek keşke. Belki de bir aya kalmaz yeni bir körpe bedeni cilalıyor olacaktır.

Ah! Kızmak bile işe yaramıyor. Söz söylemek de anlamsız. Bütün gece uyumadım, burukluğum bundandır. Yarın geçer. Ama genç kızları öldüren neyse ne, genç kızlar yasalarla korunsa iyi olur. Toplumumuzda artık galiba az kalan güzelliklerden biri genç kızlar. Onları da yok etmeyelim diyorum.

Son günlerde öldürülen genç kızlar kadar, intihar eden genç kızlar ve onların da vesikalık fotoğrafları var. Vesikalık fotoğraflar üzerime gelip sonra da çöp tenekelerine atılıyor herhalde. Ya da gizli aşıkların cüzdanlarında saklanıyordur. Yeni yasaların çıkartılması kadar, karşınızda bütün bir mahalle de olsa, namus adına öldürmeyi istememeyi öneriyorum ben size. Belki de vesikalık fotoğrafları çeken fotoğrafçılar, vesikalık fotoğraf çektiren kızları daha da güldürmeliler.

Sevgiler saygılar.

Firuz Kutal
Ekim 2000


| Firuz Kutal'a Mektup | Paralax'a Mektup | Bılgı ve Abonelık |

| Paralax Ana Sayfa | Hezarfen Fotografya Ana Sayfa |