| |
Burada
da mı?
İbrahim Akyürek Belgin Çöleri,Alp Esin,Yücel Tunca ve
Gençer Yurttaş'a öncelikle düşünceleri ve tepkileri için teşekkürler.
Yazım; sanat hareketlerinin daha başından
bağımsızlık/aykırılık/muhaliflik içerdiği
önkoşulum ile sağa-sola yönelttiğim eleştirilerden
biriydi.
Hayatın zorunlu hareketleri/ilişkileri ile sanat
eyleminin serbest hareketleri arasındaki farkı
vurgulamak istiyorum. Zorunlu hareketlerden sıkılıp
(kapıyı sertçe vurup) ormana,deniz kenarına, adaya
yürüyüşe çıkanların duru hallerini savunmak
istiyorum.
Dağdaki yürüyüş yolunda önünüze çıkan plastik
şişe, kent kaldırımındaki plastikten daha
fazlasıyla şaşırtır sizi: "Burada
da mı?" tepkisini veririz çoğu
zaman.
Saydam Günleri etkinliği bir yürüyüş hali. Tepkim
de yürüyüş yolu üzerindeki plastik şişelere ve
plastik ilişkilere.Yani hayatın zorunlu hareketlerinin
yürüyüş boyunca da sürdürülmek istenmesi.
Yürüyüş, tercih edilmişliği ile bir ruh, bilinç
hali süreci.Yürüyenler çoğunlukla eşittir.Para
desteğiyle daha havadar yürüyüş yolları
bulabilirsiniz, ancak karşılığında -kapıyı vurup
çıkanların- değişim enerjisini, bütünlüklü ruh
halini yitirirsiniz.
Kendimi ayrı tutmadan "hallerimiz" olarak
vurguladığım küçük burjuva tanımı
olsun,"günahsız olan ilk taşı atsın"
önerisi olsun, Shell'den doldurulan araca binip binmeme
gibi hayatın zorunlu hareketleri (rolleri) değil
öncelikle tartışmak istediğim. Çoğunlukça sertçe
bulunan yazımın derdi zorunlu hareketlerin yürüyüş
yoluna gönüllü olarak taşınması.
Zamanında sizler gibi birşeyler yapan
insanların/kurumların aşağıdaki ilişkilerine de
içimden/dışımdan "Burada da
mı?" tepkisini vermiştim:
Kenan Evren-MGK-Demirel'le muhabbetleri için Mehmet
Bayhan'a, İpek Yolu projesini gerçekleştirirken
kurduğu bağlantılar için Arif Aşçı'ya, 40'ıncı
kuruluş toplantısına ANAP'lı Erkan Mumcu'yu bakan
olarak çağıran İFSAK'a, Demirel himayesinde GAP sergi
projelerini gerçekleştiren AFSAD'a. Aydın Doğan
Vakfı ödülünü kabul eden Ara Güler'e...
Domuzdan kıl koparma deyişindeki gibi "Niye
kullanmıyayım?" diye yola
çıkıyorsanız, kullanılmayı da otomatik olarak
devreye sokuyorsunuz demektir. Sonuçta."her
kullanma, kullanılmadır" (J.Baudrillard).
Dağcılar bir ara, bankaların/şirketlerin bayrağını
zirveye dikmek için para alan arkadaşlarının konumunu
iki ayrı dergide tartışmışlardı. Fotoğraf çevresi
niye bu tartışmanın dışında kalsın? Kaldı ki,
kapitalizmin güncelleşen eleştirilerini yaşıyoruz
şu günlerde. Gramci'nin, entellektüelleri
"meşrulaştırma uzmanları" olarak
tanımlamasını alınganlıkla üstümüzden atabilir
miyiz?
Bizdeki düşünme yollarının "kör
noktası" olan idealizm konusuna
burada değinmek istemiyorum. Ancak,fazlasıyla
tartışılmaya değer.
Aralık 2001
|